Yalın ve sımsıcak öyküler... Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Gudrun Mebs, ustaca kaleme aldığı, Ayşe Sarısayın’ın başarılı çevirisinden okuduğumuz on beş öyküsünde büyük ailenin parçalanma sürecinde ortaya çıkan yeni fotoğrafa, çekirdek ailenin çocukların yetişmesinde sıkslıkla düştüğü açmazlara itirazını da metnin gölgesine yerleştirdiği tahterevalliye başarıyla oturtuyor.

06 Ekim 2021 Çarşamba, 00:01
Abone Ol google-news

Desenler: ROTRAUT SUSANNE BERNER

Kırk yılı aşkındır çocuklar için yazan, radyo oyunları ve kitaplarıyla çok sayıda ödüle değer bulunan Gudrun Mebs’in Anneanne ile Frieder’ini; sık sık gülümseyerek, arada meraka kapılarak, çocukluk yıllarıma dair bir keder ve sevinçle okurken yer yer keyifli, kim zaman hüzünlü yolculuklara çıktım.

Mebs’in, aynı mekânda, aynı kahramanlara rol verdiği, bağımsız olarak da okunan on beş öyküsünde çocuk-yetişkin ilişkilerine dokunurken kimseyi ayırmayan / kayırmayan tavrının yanında Ayşe Sarısayın’ın, Türkçenin tadını, kokusunu, sesini derinden duyumsatan çevirisi düşürdü beni yola.

Öykülerin içtenlikli ve yalın akışını besleyen nine-torun ilişkileriyle keyifli yolculuklar yaparken sessizce tartıştığı sorunlarsa hüznümü çoğalttı.

Çünkü edebiyat farkında olmadığımız, gözden kaçırdığımız, çoğu zaman aklımıza getirmediğimiz, kimi zaman da unutmayı yeğlediğimiz sorunları, aklımıza düşürdüğü yeni sorular eşliğinde önümüze cesaretle getirir. Gudrun Mebs’in öykülerinde sergilediği ustalığın gizi de burada yatıyor.

İYİ ŞEYLER ZAMAN İSTER

“Çocukluk sevinci” derken dört duvarla sınırlanmamış, bahçelerin, sokakların, kırların çocukların olduğu; ütün, yumurtanın nereden geldiğini; sebzenin, meyvenin nasıl ve nerede yetiştiğini çocukların da bildiği, tecrübe ederek öğrendiği bir dönemdir andığım.

Örneğin Gudrun Mebs’in, “İyi şeyler zaman ister.” cümlesiyle sabrı, üretim sürecini özetlediği “Hasat” öyküsünü okurken düştü aklıma, aile üretiminin, sebze-meyve yetiştiriciliğinin kısa sayılacak bir zaman diliminde nasıl da uzağında kaldığımız.

Aynı öyküde, anneannenin, marul fidelerini toprakla buluştururken torun Frieder’in, “Daha hızlı ol, ben hasat yapmak istiyorum!” çığlığı bakalım sizi nerelere götürecek?

Frieder’in yaramazlıklarına, dahası bir öyküde “uslu” çocuk oluşuna da doğal haliyle / yalnızca kendisi olarak yanıtlar/ çareler üreten, dolayısıyla torununu hayatın olağan akışına yabancılaştırmayan anneanne bana anneannesiz çocukluğumu anımsattı her şeyden önce. “Keder” deyişim ondandır.

ÇILGIN, USTA, DENGELİ

On beş öyküde, on beş farklı izlek, dolayısıyla aynı sayıda çatışma sunuyor yazar bize. Frieder’in ardı arkası gelmeyen istekleri, dayatmaları, hevesleri (Aslında işin doğalı da budur elbette. Kim razı olur ki bir köşede sessiz, pısırık oturan çocuğa?) karşısında başlangıçta “Düş yakamdan çocuk!” kalkanını kaldırsa da anneanne her seferinde ortaya koyduğu, ustalıkla seçilmiş ama bir o kadar da rastlantıyla gelişmiş izlenimi veren, hayatın doğallığına uygun çözümlerle işi yoluna koyuyor.

Bir yanıyla feleğin çarkından geçmiş, külyutmaz, bir yanıyla çocuğun ruhunun derinliklerinde dolaşan, onu anlayan, çocuk-yetişkin dengesini ustaca kuran bir “yaşlı”dır anneanne.

KAZANDIRAN ÇÖZÜMLER

Yağmur altında ille de piknik yapalım diye tutturan, bir gün ansızın yazı yazmaya, başka bir gün yabancı dilde konuşmaya heveslenen, aklına eseni hayata geçirmeye hevesli torunu için anneannenin bulduğu çıkışlar, anlatıya kattığı gülümsemeyle birlikte çocukların sorumluluk duygularının gelişmesi, adil, paylaşımcı ve sabırlı olmaları gibi kazanımlara da işaret ediyor.

Frieder, “Kızmabirader” öyküsünde kendisini duymadığı, masum olduğuna inandığı isteğine ilgisiz kaldığı düşüncesiyle anneannesine karşı “evde yokum” oyununu sahneye koyar.

Alışverişten dönüp de kapıda kalan anneannenin bulduğu çözümse (Burada belirtecek değilim elbette. Kitabın sayfaları arasında kendiniz bulmalısınız!) torununu şaşırtmasının ötesinde kazandıran bir tutumdur.

Yaygın tutumlar arasında kolayca sayabileceğimiz azarlama, yasaklama, baskılama, ötelemeye yüz vermeyişiyle de kıymetli bir anlatıya dönüşüyor Anneanne ile Frieder.

Dolayısıyla torununun sınırlarını kendi çabasıyla keşfetmesine fırsat verirken zaferini de çarçur etmiyor anneanne.

UFUK AÇAN ÖYKÜLER

Gudrun Mebs, incelikle ve ustaca kaleme aldığı on beş öyküsünde büyük ailenin parçalanma sürecinde ortaya çıkan yeni fotoğrafa, çekirdek ailenin çocukların yetişmesinde sıklıkla düştüğü açmazlara itirazını da metnin gölgesine yerleştirdiği tahterevalliye başarıyla oturtuyor.

Evet, çocukların “çocuk” olduğu dünya aynı zamanda onların doğanın ve hayatın gerçeklerinin uzağına düştükleri bir yer olarak da çıkıyor karşımıza.

R. Susanne Berner’in, metnin önüne geçmeyen, okurun hayal gücünü besleyen siyah-beyaz desenleriyse, öykülerin sakin bir dere gibi akışına yakışıyor.

Son noktayı koymadan önce, yorgun ve zamanı “dar” hatta çoğun hiç olmayan, ara ara çocuklarını “duymayan” anababalar için de ufuk açıcı, edebiyatın kendine özgülüğü içinde alttan alta yol gösterici bir öykü toplamı olduğunu da söylemeliyim Anneanne ile Frieder’in.

Yazarın yeni öykülerini merak ve heyecanla bekleyeceğimi biliyorum.

Anneanne ile Frieder / Gudrun Mebs / Resimleyen: Rotraut Susanne Berner / Çev. Ayşe Sarısayın / Can Çocuk / 100s. / 8+ / 2021.