Yarım yüzyıllık Kalender şiirinden kesitler!

Şairliği, yazarlığı, öğretmenliği, çevirmenliği bütünsellik oluşturan, şiirini yarım yüzyıllık bir hayatın binbir görüntüsüyle bezeyen bir şairin, Arife Kalender’in Karanfil Fırtınası (İmgenin Çocukları Yayınevi) adını taşıyan “Seçme Şiirleri” elimde. Şiirini ve kendini yakından tanıdığım bir şairin dizelerine tutunup yol alırken aklıma Cemal Süreya’nın o ünlü dizesi geliyor: “Şairin hayatı şiire dahil”. Kalender’in şiiri de hem kendi yaşamına tanıklık ediyor hem kendi konumunda olup da sözünü söylemekte gerekli cesareti bulamayanlar adına sözcülük yapıyor.

05 Aralık 2021 Pazar, 00:01
Abone Ol google-news

FIRTINAYA TUTULMAK!

Şair Arife Kalender, seçme şiirlerinden oluşan Karanfil Fırtınası’nda (İmgenin Çocukları Yayınevi) aşkın, yaşamın, doğanın, kadının yazılmayan tarihi ile cesaretin şiirini yazıyor diyebilirim.

Onun, yaşamın binbir rengini içeren şiirleriyle kimi zaman bir hüznün, kimi zaman bir sevincin eteklerine tutunuruz. Doğada başımızı alıp gittiğimiz günler de olur, kadının dünyasına girip onunla bütünleşmek de… Özetle yaşamın içindeki aşkla, aşkın içindeki yaşamı en iyi bulabildiğimiz bir yerdeyiz.

“iki kadın dere kıyısında/ karşı yola bakıyorlar ıssız/ aralarında kuş sesleri”.

“Aşkı Bekleyen Kadınlar” şiirinin bu üç dizesine bakarken üçüncü dizeyi ancak iyi bir şair yerleştirir oraya diye düşündüm. Şairin okuruna şaşırtıcı söylem tazeliğinde büyülü bir ufuk açabilmektir bu.

SONSUZ DİRENCİN İZLERİ

Kalender, bunu pek çok şiirinde ustalıkla yapıyor. Bir kadından bir anneye, oradan bir anne - kadının yaşamla savaşımına okuru sürüklemesini iyi biliyor. Burada bir çileli yaşamın, bir baskının, bir fırtınaya tutulmuşluğun savruluşunu görürüz:

“kestim yılkıların yularını ey rüzgâr/ tüm anlamların ağzını çözdüm de/ bana kaldı anlamsızlar”

Şiir nasıl da akıyor yatağında. Kalender’in şiirinde, sonsuz bir direncin izleriyle özgürlüğün ardı sıra inatçı bir direnmeye tanık oluruz. Şiirlerin çoğu, bu özgürlük arayışını dile getirirken yalnızlığın hüznü de yedeğinde taşınır.

“balkona asıyor yalnızlığını yaşlı kadın” ya da “asıyor koyu renk yalnızlığını, topluyor kara/ içini içine çekmiş dolaşmıyor sokakta”.

DÜNYANIN TÜM KADINLARI, KENDİSİNİ KURTARIRSA!

Kalender, kendi ülkesinin kadınları kadar dünyanın kadınlarını da düşünüyor, somut hayattan soyuta da yolculuk yapıyor, Anna Karenina’nın yaşamını sorguluyor. Anna’da bulduğu, işte o kadının - romancının eliyle de olsa - ortaya koyduğu “cesaret”tir.

Bu cesareti kendi kimliğiyle özdeşleştirerek, “Ah! Nasıl da bana benziyordun Anna” diyor. Dikkat edilsin, “sana benziyorum” demiyor. Bir kadın roman kahramanının her çağda hemcinsiyle örtüşen bir hayatı anımsatmasıdır bu.

“Orta Doğulu Tanrılar”ı, “Babaların Kızları”nı, “Haziran Çocukları”nı, “Bir Kayanın Uçurumu”nu unutmuyor. Falcıdan bir örnek: “çok korsan beklemişsin aşırsın uzaklara”.

Bir kadının “kurtuluş”a uzanan yolunu dolduran özlemin, bir düş satıcısının dilinde gerçek anlamı bulabilmesi de böyle olur! Kadın kendini “kurtarırsa” olan erkeğe olur değil mi?

Ona da şu karşılığı veriyor: “Erkek memeden kesilen çocuk şaşkınlığında”.

KADINLAR BAŞROLDE!

Kalender’in şiirlerini okurken onu, değişik görevlerde bulunan, yaşamın farklı kesimlerinde yer alan kadınları sahnede canlandıran bir oyuncu olarak görüyorum. Acı çeken, seven, sevilen, kafa tutan, direnen, içten içe ezilse de içindeki coşkuyu yitirmeyen bir başrol oyuncusu.

Bu, bir şairin toplumun her kesimine şiirleriyle soluk kazandırıp grubu tutana kan vermeden başka ne olabilir!

Arife Kalender, Karanfil Fırtınası’nı 1967’de, Malatya Turan Emeksiz Lisesi öğrenciliğinde yazdığı ve Mart 1970’te Yeni Adım dergisinde yayımlanan “Anılar” başlıklı şiiriyle sonlandırmış.

16 yaşındaki bir kız öğrencinin şiirinin kimi dizelerine bakıyorum: “Bir kayısı ağacında sallanır çocukluğum”, “Yüzümde acıdan çok sevinç var”, “Böyle mi sevecektim dünümü” dizelerinin, onun yarım yüzyıllık şairliğinin kilometre taşlarını oluşturduğunu düşünüyorum.

Arife Kalender’in Karanfil Fırtınası, yarım yüzyıllık şiirinin vitrinini oluşturuyor. Onun; insana, doğaya, aşka, kadına, cinselliğe, çocuğa ve çocukluğuna genel anlamıyla hayata bakışından kesitler taşıyan şiirleri, bildiğimiz bütün renkleri taşıyor. Şair, okuruna, dünyaya insan penceresinden bakmanın şaşırtıcılığını yaşatıyor.