29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sona erdi: FIPRESCI Ödülü’nü Yo, Aşk Asi Bir Kuştur kazandı

29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sona erdi: FIPRESCI Ödülü’nü Yo, Aşk Asi Bir Kuştur kazandı

8.06.2026 12:12:00
Güncellenme:
29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sona erdi: FIPRESCI Ödülü’nü Yo, Aşk Asi Bir Kuştur kazandı

Uçan Süpürge Vakfı'nın düzenlediği 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, Kült Kavaklıdere Sineması'nda gerçekleşen törenle sona erdi. FIPRESCI Ödülü’nü Yo, Aşk Asi Bir Kuştur kazandı

Uçan Süpürge Vakfı'nın düzenlediği 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, Kült Kavaklıdere Sineması'nda gerçekleşen törenle sona erdi. Festivalin Her Biri Ayrı Renk başlıklı yarışmalı bölümünün Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülü'nü Anna Fitch and Banker White'ın yönettiği Yo, Aşk Asi Bir Kuştur kazanırken, Enki'nin izleyici oylamalarına göre belirlediği film ise Lucia Murat'ın Yaşadığını Görmek Ne Güzel filmi oldu. 2-7 Haziran tarihleri arasında "Çiçek mi dediniz?" temasıyla düzenlenen festival, Kült Kavaklıdere Sineması, Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi ve Mamak Belediyesi Mahsun Ertuğrul Sahnesi'nde gösterimlerini gerçekleştirdi. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Çankaya Belediyesi, Etimesgut ve Mamak Belediyeleri ile TBWA festivalin destekçileri arasında yer aldı. Programda ülkelerinden filmler gösterilen Institut Français de Turquie, Kanada ve Brezilya Büyükelçiliği de festivale destek veren kurumlar arasında yer buldu.

YOĞUN İLGİYLE KARŞILANDI

Festivalin kapanış töreni dün akşam Kült Kavaklıdere Sineması'nda yapıldı. Kapanış gecesi yoğun ilgiyle karşılandı. Kadın emeğini ve dayanışmasını görünür kılan yapısıyla hem kültürel hem de toplumsal hafızada yer edinecek güçlü bir başlangıca sahne olan gece, festival tanıtım filmi kadın hareketinden Avukat Hülya Gülbahar'ın yazdığı festival metninin ünlü oyuncu Tilbe Saran tarafından seslendirildiği klibin gösterimiyle başladı. Festival, film gösterimleri ile birlikte birçok panel, söyleşi ve ustalık sınıfına da ev sahipliği yaptı. Uçan Süpürge Vakfı Başkanı Ayşe Ürün Güner'in konuşmasının ardından, festival süresince desteklerini esirgemeyen basın ve hizmet sponsorlarına teşekkür plaketleri verildi. Festival süresince etkinliklerin görünürlüğünü artıran, kadın odaklı haberciliğe alan açan ve kamuoyunun festivale olan ilgisini büyüten sponsorlar gecede alkışlarla sahneye davet edildi. 

ÖDÜLER SAHİPLERİNİ BULDU

Uçan Süpürge Vakfı, bu işbirliklerinin yalnızca bir sponsorluk değil, aynı zamanda kadınların hikâyelerini görünür kılma mücadelesine ortaklık anlamı taşıdığını vurguladı. Kapanış töreninde, yaşamını yitiren Marjane Satrapi anısına bir video gösterimi de gerçekleştirildi. Ardından konuşan FIPRESCI jürisi üyelerinden Ece Vitrinel, Satrapi için "Herkesin kafasına kazınan imgeler yarattı. Bu az sayıda sanatçının erişebildiği bir seviye. Bu nedenle hiçbir zaman unutulmayacak." ifadelerini kullandı. Gecenin devamında takdim edilen büyük ödül olan FIPRESCI Ödülü, "Yo, Aşk Asi Bir Kuştur" filmine verilirken, ödülün daha sonra filmin yönetmenlerine gönderileceği belirtildi. Mısır'dan Omnia Adel, Fransa'dan Nadia Meflah ve Türkiye'den Ece Vitrinel'den oluşan FIPRESCI Jürisi, Yo (Love is a Rebellious Bird) filmine verdikleri ödülün gerekçesini şu sözlerle açıkladı: "FIPRESCI Jürisi, sinemaya bir hatırlama/anma biçimi olarak saygı duruşunda bulunma yeteneğini takdir ederek ve anıların  kendilerine ait bir yaşamı olduğunu kanıtlaması sebebiyle Yo (Aşk Asi Bir Kuştur) filmini ödüle layık görmüştür. Samimi bir belgesel ile sinematik bir düşsel anlatı arasında gidip gelen film, Yo'nun son anlarını Anna'nın kendi anılarından yaratarak kurduğu dünyalarla iç içe geçiriyor. Çağları ve kıtaları aşan hikayeler aracılığıyla, kendi özgürlüğünün rehberliğinde ehlileştirilemez/boyun eğmez bir kadının sesi yükseliyor. Geçmiş ve bugün birleştikçe, yaratım süreci yasın dönüştüğü ve aşkın akmaya devam ettiği bir buluşma yerine dönüşüyor." Dinletilerin ve sunumların ardından, festival süresince özveriyle çalışan gönüllü ekip sahneye davet edilerek kendilerine katkılarından dolayı teşekkür edildi.

SURİYE'DEN ÖZEL KONUKLAR VE WEART SYRİA PROJESİ 

Bu yıl festival programında, savaşın, zorunlu göçün ve yeniden hayat kurma mücadelesinin kadınların yaşamında bıraktığı izleri sinema aracılığıyla düşünmek adına Suriye’den gelen hikâyelere özel bir alan açıldı. Kapanış programına uzun bir yolculuğun ardından yetişen özel Suriyeli misafirler, törende yoğun ilgiyle karşılandı. Avrupa Birliği Suriye Delegasyonu tarafından finanse edilen, Uçan Süpürge Vakfı tarafından yürütülen ve Anadolu Gençlik Federasyonu’nun ortaklığında gerçekleştirilen WeART Syria Projesi kapsamında iki kısa film izleyiciyle buluştu. Kadınların sesini ve görünür olma mücadelesini anlatan "A Voice Without an Echo" ile kadınların kendi hikâyelerini anlatma hakkını merkeze alan "The Permission to Film" kısa filmlerinin gösteriminin ardından, WeART Projesi İdlib Saha Sorumlusu Suaad Alaswad ve Ghufran Almahmood sahneye davet edildi. Suaad Alaswad, ilk filmin senaristi Abdulmoein Othman'ın konuklar için gönderdiği mesajı iletirken; Ghufran Almahmood ise ikinci filmin senaristi Fatoun Fakhorji'nin mesajını paylaşarak onun adına hazırlanan plaketi teslim aldı. 

YEŞİM USTAOĞLU VE LUCİA MURAT’TAN İLHAM VEREN USTALIK SINIFLARI

 Bu senenin en önemli etkinliklerinden olan Lucia Murat ve Yeşim Ustaoğlu Ustalık Sınıfları festivalin düşünsel derinliğini zirveye taşıdı. Program Direktörü Alin Taşçıyan moderatörlüğünde Kült Kavaklıdere’de düzenlenen "Kamerayla Direnmek: Lucia Murat'ın Hafıza ve Sinema Masterclass’ı" etkinliğinde dünyaca ünlü Brezilyalı yönetmen, kişisel hafızasından ülkesinin politik tarihine, sinemasından feminizme uzanan yaratıcı yolculuğunu anlattı. Konuşmasına 1968 kuşağının bir üyesi olarak Brezilya’daki askeri diktatörlük döneminde henüz 21 yaşındayken ordu tarafından tutuklanıp 3 ay boyunca ağır işkencelere maruz kaldığı ve 4 yıl hapiste yattığı travmatik dönemi anlatarak başlayan Murat, şiddet olgusunun sinemasının merkezinde yer aldığını belirtti. İlk filmi Que Bom Te Ver Viva’dan itibaren kurmaca ve belgesel öğelerini içgüdüsel olarak harmanladığını ifade eden usta bağımsız sinemacı; Brava Gente Brasileira, Quase Dois Irmãos, Olhar Estrangeiro, Maré, Nossa História de Amor, Uma Longa Viagem, A Memória Que Me Contam ve Em Três Atos gibi geniş filmografisinin kilometre taşlarını paylaştı. Köklerini daima Cinema Novo akımından aldığını dile getiren ve katılımcılardan gelen soruları yanıtlayan Murat, "Kendinizi feminist olarak tanımlıyor musunuz?" sorusuna tereddütsüz bir şekilde "Evet, ben bir feministim" yanıtını vererek salonda coşkuyla alkışlandı. 

FİLMLERİNİN ÇIKIŞ NOKTALARINI ANLATTI

Uçan Süpürge kapsamında sinemaseverlerle buluşan bir diğer usta yönetmen Yeşim Ustaoğlu ise gerçekleştirdiği ustalık sınıfı söyleşisinde sinema yolculuğunu, belgesel ve kurmaca arasındaki ilişkiyi ve filmlerinin çıkış noktalarını anlattı. Çocukluk yıllarından itibaren gözlem yapmayı sevdiğini belirten Ustaoğlu, sinemanın yalnızca bir hayal ürünü olmadığını, aynı zamanda yaşanılan dönemi kayıt altına alan güçlü bir tanıklık biçimi olduğunu ifade etti. Filmlerinde özellikle kadınların görünmez bırakılan hikâyelerine yer vermeye çalıştığını söyleyen yönetmen; savaş, göç, sınırlar, aidiyet, hafıza ve eğitim hakkı gibi konuların eserlerinde önemli bir yer tuttuğunu vurguladı. Ustaoğlu, kadınların ve çocukların çatışma dönemlerinde en çok etkilenen kesimler olduğuna dikkat çekerek, sinemanın geçmişi hatırlamanın yanı sıra geleceği kurabilmek için de önemli bir araç olduğunu belirtti. 

SINIRDA YAŞAMAK: ORTA DOĞU'DA KADIN, HAFIZA VE DİRENİŞ PANELİ

 Festivalin öne çıkan yan etkinliklerinden biri olan panel, Ankara Üniversitesi Araştırma Görevlisi Tuğçe Kutlu'nun moderatörlüğünde, yönetmenler Seemab Gul ve Gözde Kural'ın konuşmacı olarak katılımıyla Kült Kavaklıdere Sineması'nda gerçekleştirildi. Oturumda, Orta Doğu coğrafyasında savaşın yalnızca cephede değil gündelik yaşamın her alanında hissedildiği, bundan en çok kadınların ve çocukların etkilendiği vurgulandı. Kadın sinemacıların kamera arkasında ve önünde verdikleri varoluş mücadeleleri, toplumsal eşitsizlikler, eğitim hakkına erişim ve kadınların görünmez kalan gündelik direniş biçimlerinin toplumsal dönüşüm açısından taşıdığı büyük önem katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Kült Kavaklıdere ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir diğer önemli oturum ise Prof. Dr. Mutlu Binark'ın moderatörlüğünü üstlendiği "Türkiye'deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Kadın Emeği" paneli oldu. Panelde; besteci ve ses tasarımcısı Mine Pakel, kurgucu Tuvana Simin Günay ve yazar Dr. Aysun Öner, teknik alanlardaki eril tahakkümü ve sektörde kadın olarak var olabilmek adına kurulan Susma Bitsin ile Kurgucular Dayanışması (KUDA) gibi örgütlenme ağlarının önemini masaya yatırdılar.

ETİMESGUT GÖSTERİMLERİ, OYUN VAKTİ VE EMEL GÖKSU SÖYLEŞİSİ

 Festivalin bu yılki en önemli ayaklarından birini oluşturan Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi'ndeki (CKM) gösterimler ve etkinlikler Ankaralı sinemaseverlerden yoğun ilgi gördü. Hafta boyunca Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt filmi gibi sarsıcı yapımlar izleyiciyle buluşurken, Lucia Murat'ın büyük ses getiren ve bürokratik engelleri politik bir dille ele alan Oyun Vakti (Playtime) filminin gösterimi de Etimesgut CKM sahnesinde gerçekleştirildi. Gösterimin ardından Alin Taşçıyan moderatörlüğünde izleyicilerin yoğun katılımıyla dinamik bir söyleşi yapıldı. Ayrıca CKM sahnesindeki bir diğer unutulmaz buluşma, iki kız kardeşin yaşamı üzerinden yaşlılık ve yalnızlığı ele alan Koridor filminin gösterimi sonrası gerçekleşti. Gösterimin ardından festivalin Onur Ödülü sahibi usta sanatçı Emel Göksu ile gerçekleştirilen keyifli söyleşide, kadınların ev içindeki görünmeyen emeği, toplumsal roller ve yaşlı kadınların destek mekanizmalarına erişimi izleyicilerle birlikte detaylıca tartışıldı. 

BEYAZ PERDEDE ÖNE ÇIKANLAR VE KISA SEÇKİLERİ

Türkiye ve dünya sinemasından güncel üretimleri bir araya getiren festival programında, kadın yönetmenlerin özgün üretimlerini buluşturan Ulusal Kısa Kurmaca ile Ulusal Kısa Belgesel ve Deneysel Seçkileri sinemaseverler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Uzun metraj kuşaklarında ise özellikle iki yapım öne çıktı: Gözde Kural’ın Karlovy Vary Film Festivali’nden ödüllü, Afganistan'daki trajedinin ortasında erkek kılığına girerek kayıp oğlunu arayan bir kadının hikayesini sarsıcı bir dille anlatan Cinema Jazireh filmi ve Yeşim Ustaoğlu ile Selen Heinz'ın ortak imzasını taşıyan, baraj inşası nedeniyle sular altında kalan Yusufeli'ndeki köyleri ve yerinden edilen insanların kültürel bellek yitimini işleyen Kuru Taşın Başı belgeseli yoğun katılım ve gösterim sonrası düzenlenen derinlikli yönetmen söyleşileriyle festivale damgasını vurdu. Festival, perdedeki güçlü hikayeler ve görünmeyen emeğin görünür olduğu coşkulu bir alkış tufanıyla sona erdi. 

FESTİVAL SÖYLEŞİLERİNDEN ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR

 Festival kapsamında Bilge Olgaç Başarı Ödülü'ne layık görülen usta yönetmen Lucia Murat, geçmişle hesaplaşmanın ve belleği diri tutmanın önemine değindi. Diktatörlük dönemindeki kişisel travmalarının sinemasal dilini doğrudan beslediğini belirten Murat, travmayı seyirlik bir nesne haline getirmemek için şiddeti doğrudan göstermemeyi seçtiğini vurgulayarak, kadınların sinemada sadece mağdur değil hafızanın asıl taşıyıcıları olarak güçlü birer yazar rolü üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Cinema Jazireh filminin yönetmeni Gözde Kural, Afganistan coğrafyasıyla kurduğu bağı derin bir kişisel arayışın sonucu olarak tanımladı. Orada geçirdiği dört yıl boyunca topladığı gerçek insan hikâyelerini ve hislerini zamanla kurgusal bir anlatıya dönüştürdüğünü aktaran Kural, Uçan Süpürge’nin kariyer yolculuğunda her zaman çok ayrıksı ve saygın bir platform sunduğunun altını çizdi. Kanada Kısa Film Seçkisi’nde yer alan Sheilagh Rowan-Legg, sinemanın bir kitle anlatısından ziyade kolektif ve metaforik gücüne odaklanan bir söyleşi gerçekleştirdi. Korku ve bilimkurgu gibi tür sinemasının toplumsal ve politik baskıları gizleyerek anlatmakta çok güçlü bir sembolizm sunduğunu dile getiren Rowan-Legg, sinemanın tamamen bir ekip ve iş birliği sanatı olduğunu hatırlatarak Uçan Süpürge’de marjinalleştirilmiş seslerin duyulmasının çağdaş dünyayı anlamlandırmak için elzem olduğunu belirtti. 

‘ŞEFFAF BİRER ARAÇ OLMALI’

Kök belgeselinin yönetmeni Sanem Karasalih, mimarlık ve felsefe geçmişinin sinemada yeni bir evren kurma ve estetik bütünlük sağlama süreçlerine olan muazzam katkısını paylaştı. Doğup büyüdüğü toprakları kayıt altına alma arzusuyla yola çıktığını ve kendi ailesindeki üç farklı kuşak kadının hikâyesine odaklandığını belirten Karasalih, kuşaklar değişse de kadınların karşı karşıya kaldığı toplumsal baskıların özünde ne kadar benzer kaldığını gözlemlediğini aktardı. Festival konuklarından rahibe Vida ve belgesel yapımcısı Filippo Piscopo, Katolik Kilisesi içindeki cinsel istismar vakalarına ayna tutan Rahibeler Vatikan'a Karşı filmi üzerinden sarsıcı bir adalet arayışını dile getirdiler. Yaşadıkları ağır travmaların ardından kurum ile inanç arasındaki ayrımı netleştirdiklerini belirten Vida, hakikati haykırmak için hiçbir zaman geç olmadığını söylerken; yapımcı Piscopo ise belgesel sinemacıların manipülasyondan uzak durarak, travma mağdurlarının sesini geniş kitlelere ulaştıran şeffaf birer araç olması gerektiğinin altını çizdi.