Arter’in güncel sergilerindeki eserlerden ilhamla kurgulanan Arter Çocuk Festivali programı, çocukların hafıza, kurmaca anlatı, bir sanat yapıtını oluşturan malzemeler, bir sanat mekânının geçmişi, bugünü ve geleceği arasındaki ilişkiler üzerine düşünüp sohbet ederek kendi sanat eserlerini üretmelerine de alan yaratmayı hedefliyor. Dört güne yayılan festivalde katılımcılar her gün farklı üretim tekniklerini ve malzemeleri deneyimleyebilecek.
Resimden heykele, sesten hikâyeye uzanan geniş programıyla dikkat çeken festivalin bu yılki edisyonunu ve çocukların sanatla kurduğu yaratıcı ilişkiyi, Arter Öğrenme Programı Yardımcı Koordinatörü Dilan Salkaya ile konuştuk.

- Arter Çocuk Festivali bu yıl 5. yaşını kutluyor. Geçtiğimiz dört edisyona baktığınızda festivalin yolculuğuna dair neler söylersiniz?
Arter Çocuk Festivali ilk yılından bu yana çocukların talepleri, geri bildirimleri ve katkılarıyla dönüşüp gelişti. Arter Öğrenme Programı ekibi olarak, festival programını her yıl daha da zenginleştirmek adına araştırmalar yapıyoruz. Biz bu festivali ilk kurguladığımızda, Türkiye’de çağdaş sanat kurumlarında ve müzelerde “çocuk festivali” adı altında yapılmış herhangi bir içerik yoktu. Dolayısıyla bir alana öncülük ettik ve bunun hakkını vermek için de elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Çocukların ve ebeveynlerin ilgisinin yüksek olması da bizi çok motive ediyor. Festival yıllar geçtikçe daha da kökleniyor.
- “Sanatla Büyüyorum” teması güçlü bir söylem içeriyor. Bu başlığı belirlerken nasıl bir pedagojik ve sanatsal çerçeve hedeflediniz?
Arter Çocuk Festivali’nin içeriğini kurgularken, tüm çocuk atölyelerimizde olduğu gibi Arter’in güncel sergilerinden yola çıkıyoruz. Güncel sergilerdeyse karşımıza hafıza ve geçmiş temaları çıkıyor. Arter’in geçmişi de bunun parçası. Yıllardır atölyelerimize katılan çocuklar ise bu serüvenin en önemli tanıkları. Yıllar geçtikçe büyüdüler ve artık gençler için, yetişkinler için düzenlediğimiz atölyelere, etkinliklere katılıyorlar. Kardeşleri ise çocuk atölyelerine geliyor. Bu nedenle “Sanatla Büyüyorum” temasını belirledik. Çünkü yıllar geçti ve biz sanatla birlikte büyüdük, dönüştük. Büyümeye ve dönüşmeye de devam ediyoruz.

Arter Öğrenme Programı Yardımcı Direktörü Dilan Salkaya
İZLEYİCİ DEĞİL ÜRETİCİ: ÇOCUĞUN ETKİN ROLÜ
- Programda dikkat çeken noktalardan biri, çocukların yalnızca izleyici değil aynı zamanda üretici olarak konumlanması. Atölye içeriklerini kurgularken çocukların yaratıcılığını açığa çıkarmak adına nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Öncelikle çocukların bakış açılarını ifade edip özgürce üretim yapabilecekleri bir alan oluşturmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken didaktik yaklaşımdan uzaklaşmaya, eleştirel düşünceyi ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Atölyelerde bir eğitmen ya da öğretmen olarak değil, kolaylaştırıcı ve eşlikçi olarak konumlandırıyoruz kendimizi. Dolayısıyla çocukla birlikte öğrenip deneyimliyoruz. Bu nedenle bir eğitim birimi değil, öğrenme programıyız. Çocuklarla atölye başlangıcında güncel sergileri ziyaret edip seçtiğimiz eser üzerine sohbet ediyoruz. Böylece izleyici çocuk, aktif ve üretici konumuna geçiyor. Sorulan sorulara yanıt veriyor, malzemeler, sanatçının kullandığı yöntem, renk, doku gibi kavramlar üzerine düşünüyor. Ardından atölye alanında kendisine sağlanan malzemelerle, özgür bir üretim gerçekleştiriyor. Atölyelerimizde var olan bir eseri taklit ederek yeniden üretmiyoruz, söz konusu eser bizim için yalnızca ilham kaynağı oluyor.
GÜNCEL SANATLA DOĞRUDAN DİYALOG
- Festivalde sanatçıların eserlerinden ilhamla hazırlanan atölyelerde, çocukların içerikle kurduğu ilişkiyi nasıl gözlemliyorsunuz? Bu tür güncel sanat üretimlerine verdikleri geri bildirimleri ve ilgileri programın gelişiminde nasıl bir rol oynuyor?
Atölyeler dışında rehberli okul turlarımızda da Hera Büyüktaşcıyan’ın Hayalet Kuartet sergisini ve Nilbar Güreş’in Kadife Bakış sergisini mutlaka ziyaret ediyoruz. Bu sergilerden ilki hafıza, geçmiş ve çocukluk üzerine düşünmemize alan açarken, ikincisi insan, doğa ve hayvan arasında kurduğu diyalogla çocukların hayal dünyasını ve yaratıcı düşünmesini destekliyor. Bu yıl odağımızda Koç Topluluğu'nun 100. yılında, Koç Holding'in katkılarıyla düzenlenen Yapım Aşamasında sergisi de vardı.
Çocuklar yetişkinlerden farklı olarak gördükleri bir nesnenin ya da eşyanın ardındaki anlamı sezme, sezgisel düşünme ve düşündüklerini filtresiz ifade edebilme yeteneğine sahipler. Dolayısıyla güncel sergilerimizde karşılaştıkları bir renk, doku ya da nesne, onların zihinlerinde bambaşka dünyalara yolculuk etmelerine olanak tanıyor. Hera Büyüktaşcıyan’ın, Nilbar Güreş’in sergilerinde ve Yapım Aşamasında sergisinde karşılaştıkları kumaş, halı, taş gibi unsurlar, çocukların gündelik hayatlarında aşina oldukları nesneler. Ve bu eserlere bakarken kendi hayat hikâyelerini de yeniden gözden geçiriyorlar. Birlikte yaptığımız bu derinlikli sohbet, ardından üretimlerine de yansıyor. Ortaya biricik eserler çıkıyor.

‘SAÇMA DİYE BİR ŞEY YOK’
- Günümüzde dijital içeriklerin çocukların yaşamındaki ağırlığının arttığı malum… Bu bağlamda fiziksel bir sanat mekânında gerçekleşen bu tür festivallerin çocukların algısı ve gelişimi üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüzde biyolojik gelişime bağlı dikkat süresinin ve uzun süre pasif alıcı olarak kabul edilen çocukların deneyimine dair yerleşik kabullerin artık değiştiğini görüyoruz. Çocuğa bugünün aktörü ve öznesi olarak hak ettiği değeri vermek gerekiyor. Yetişkinler olarak çocuklara her zaman korumacı davranıyoruz ancak biraz da onlara gördükleri bir şeyi nasıl anlamlandırmaları gerektiğini göstermemiz ve anlatmamız gerekiyor. Bu nedenle sanat mekânlarını çok değerli buluyorum. Çocukların farklı olanla, daha önce duymadıkları bir tema ya da kavramla, başkalarıyla karşılaştıkları yerler buralar. Ortak üretim yapıp sosyalleştikleri, birbirlerinin düşüncelerini öğrenerek empati geliştirdikleri ve her şeyden önce “saçma” diye bir şeyin olmadığını, her düşüncenin kıymetli olduğunu anladıkları, özgüvenlerini pekiştirdikleri yerler. Her çocuğun çocukluğu kendine has, bu nedenle gelişim düzeylerini de kategorize edemeyiz. Her çocuğu kendi bağlamı içerisinde, algısal duyarlılığı, görsel düşünme ve kavrama düzeyine göre değerlendirmek gerekir. Ancak sanat mekânlarının bu gelişime katkı sunduğu aşikâr.
23 NİSAN COŞKUSU
- Festival programında doğa temasıyla ilişki kuran atölyeler ve üretim süreçleri dikkat çekiyor. Etkinlik çocukların çevre farkındalığına nasıl katkı sağlıyor?
Festival programında çocukların çevre farkındalığını geliştiren “Zaman Zaman Üstüne”, “Hafıza Oyunumu Tasarlıyorum”, “Binalar Konuşuyor”, “Taşlar Bize Ne Anlatır?”, “Hikâyedeki Boşluklar” başlıklı atölyeler var. Bu atölyelerde hem Arter’in bulunduğu Dolapdere bölgesinden hem de genel anlamıyla bir mekânın geçmişinden, bugününden ve geleceğinden bahsediyoruz. Arter’in üzerinde bulunduğu caddenin ismi Irmak Caddesi. Eskiden burada bir dere akarmış. Çoğumuzun yaşadığı sokakların isimlerinde de doğaya referans veren bu hafızayı bulmak mümkün. Atölyelerde çocuklarla geçmişin izlerini takip edeceğiz.
- 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile başlayacak festival, çocuklara adanmış bu özel günle nasıl bir bağ kuruyor? Programı oluştururken bu tarihsel ve kültürel anlamdan nasıl ilham aldınız?
Dört gün devam edecek Arter Çocuk Festivali’ni, özellikle 23 Nisan’da başlatmak istedik. O güne film gösterimi, çocuk diskosu gibi çocukların ilgisini çekeceğini düşündüğümüz ve önceki yıllara eklemediğimiz yeni içerikler ekledik. Aynı zamanda müzik, sinema, heykel, dans, resim gibi farklı disiplinleri buluşturmaya çalıştık. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı hep birlikte, coşkuyla kutlayacağız.
