Kartal Belediyesi Ekolojik Pazar Etkinlik Çadırı’nda düzenlenen “Cumhuriyet’e Kurulan Kumpas ve Aydın Sorumluluğu” paneli yoğun katılımla gerçekleşti. ADD Kartal Şube Başkanı Arif Anıl Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte gazeteci-yazarlar Çağdaş Bayraktar ve Barış Terkoğlu, Türkiye’nin son 25 yılına damga vuran siyasi gelişmeleri, kumpas davalarını, Cumhuriyetçi birikime yönelik müdahaleleri ve aydın sorumluluğunu değerlendirdi.
Programda konuşan Bayraktar, Deniz Üstü Köpürür: Emperyalizmin Hedefindeki Amiral adlı kitabının yazım sürecine değinerek, çalışmanın yalnızca kumpas davaların sembol isimlerinden Amiral Cem Aziz Çakmak’ın biyografisi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan bir belge niteliği taşıdığını söyledi. Türkiye’nin “eşyanın tabiatına aykırı” bir dönemden geçtiğini ifade eden Bayraktar, hukuksuz uygulamaların olağanlaştırıldığı bir süreç yaşandığını belirtti.
‘ANTİEMPERYALİST BİR HAT KURULMALI’
Bayraktar, bugün yaşanan gelişmelerin bir anda ortaya çıkmadığını vurgulayarak, Ergenekon ve Balyoz davalarının yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik operasyonlar olarak okunamayacağını söyledi. “Operasyonun merkezinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi vardı” diyen Bayraktar, Cumhuriyet’in laik ve antiemperyalist karakterinin hedef alındığını ifade etti.
Konuşmasında 1 Mart tezkeresi sürecine de geniş yer ayıran Bayraktar, ABD’nin Irak işgali planında Türkiye üzerinden hareket etmeyi hedeflediğini ancak tezkerenin reddedilmesiyle önemli bir engelle karşılaştığını söyledi. O dönem toplumun farklı kesimlerinde güçlü bir antiemperyalist refleks bulunduğunu belirten Bayraktar, “Emperyalizm burada hâlâ güçlü bir toplumsal damar olduğunu gördü” dedi.
Amiral Cem Aziz Çakmak’ın kumpas davalarının sembol isimlerinden biri olduğunu söyleyen Bayraktar, Çakmak’ın ağır sağlık sorunlarına rağmen uzun süre cezaevinde tutulduğunu hatırlattı. Çakmak’ın akciğer kanserinin dördüncü evresindeyken tahliye edildiğini belirten Bayraktar, kitabı yazmanın kendisi açısından tarihsel bir sorumluluğa dönüştüğünü ifade etti.
Türkiye’de gündemin hızla değiştirildiğini ve toplumun geçmiş olayları unutmaya zorlandığını söyleyen Bayraktar, Mavi Marmara saldırısından önce İskenderun Deniz Üssü’ne yapılan saldırıyı örnek göstererek olaylar arasındaki bağlantıların doğru okunması gerektiğini savundu. Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Bayraktar, Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya açılmasının farklı anlamlar taşıdığını söyledi.
“Bugün yaşananları kumpas davalarını bilmeden anlayamayız” diyen Bayraktar, üniversitelere kayyum atanması gibi uygulamaların da geçmişte yaşanan süreçlerin devamı olduğunu belirtti. Basın, yargı, muhalefet ve TSK gibi toplumsal denge unsurlarının çeşitli operasyonlarla etkisizleştirildiğini savunan Bayraktar, aktif yurttaşlığın önemine vurgu yaparak “Anti-emperyalist bir hat kurulmalıdır” dedi.
‘AYDIN O VİTRİNE TAŞI ATANDIR’
Panelde konuşan Barış Terkoğlu ise “aydın sorumluluğu” ve yeni anayasa ve çözüm süreci konuları üzerinde durdu.
2000'li yılların başında Türkiye'de "ulusalcı dalga" olarak adlandırılan bir fikri ve siyasi
hattın güçlendiğini belirten Terkoğlu, bu hattın küreselleşme karşısında ulus devletin, anayasanın, yurttaşlık kimliğinin, üniter yapının ve bağımsızlık fikrinin korunması gerektiğini savunduğunu belirterek "Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren oluşmuş ulusalcı dalga, bu düşüncenin aydınları ve
hâlâ Cumhuriyet'in birikimini üzerinde taşıyan başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere kurumlar üzerindeki etkisi, emperyalizmin önünde Türkiye'nin parçalanması için bir engel olarak görüldü" ifadelerini kullandı.
Aydın olmanın yalnızca bilgi sahibi olmakla açıklanamayacağını belirten Terkoğlu, toplumun önüne kimi zaman süslenmiş ve ulaşılmaz gösterilen fikirlerin süslenmiş bir vitrin ile konulduğunu, aydının görevinin bu yapay vitrini parçalamak olduğunu ifade etti.
2010 referandumu sürecine değinen Terkoğlu, “Yetmez ama evet” söylemi üzerinden güçlü bir siyasal vitrin oluşturulduğunu savundu. Bu sürecin Cumhuriyetçi kurumların, Türk ordusunun tasfiyesine kapı araladığını ifade eden Terkoğlu, “O ceketin üzerine ‘Yetmez ama evet’ yazdılar, ‘Bu ceketi almayan darbecidir’ dediler. ‘Bizi savunmayan faşisttir’ dediler. Böyle bir vitrin kuruldu.
Aydın, o vitrinin ortasına taşı atan kişidir” dedi.
Terkoğlu, gerçeği savunmanın çoğu zaman bedel ödemeyi gerektirdiğini söyledi. Türkiye’nin yakın tarihinden örnekler veren Terkoğlu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu gibi isimlerin Cumhuriyetçi fikirleri savundukları için hedef alındığını ifade etti. Terkoğlu, tarih boyunca siyasal çatışmaların aynı zamanda fikir mücadeleleri olduğunu belirterek, “Yıldız Mahkemesi’nde yargılanan yalnızca Mithat Paşa değil, anayasa fikriydi. Mithat Paşa'yı boğarsak anayasayı boğarız, meşrutiyeti boğarız, ilericileri boğarız diye düşündüler" ifadelerini kullandı.
Terkoğlu, aynı mantığın farklı dönemlerde farklı isimler üzerinden işlediğini belirterek, Cumhuriyetçi, halkçı, anayasal ve antiemperyalist fikirleri savunan isimlerin hedef alındığını ifade etti.
Konuşmasının sonunda güncel siyasal tartışmalara da değinen Terkoğlu, çözüm süreci, yeni anayasa ve bölgesel gelişmeler karşısında aydın sorumluluğunun yeniden önem kazandığını ifade etti. “O vitrinlerin gücüne inanmayın” diyen ve doğru zamanda ve doğru yerde yükselen toplumsal itirazın güçlü görünen o yapıları dağıtabileceğini ifade etti.
