Cumhuriyet, Türkiye’de öteden beri yalnızca bir gazete olarak görülmedi. O, aynı zamanda bağımsız düşüncenin, laikliğin, çağdaşlaşmanın ve kamusal sorumluluğun sesi oldu. Bu yüzden de tarih boyunca baskılarla, sansürle, müdahalelerle karşı karşıya kaldı. Ama bütün bu zorlu dönemlerde onu ayakta tutan yalnızca yazarları, muhabirleri ya da yöneticileri değildi; ona sahip çıkan okurları da bu mücadelenin asli parçasıydı.
İşte Önce Cumhuriyet bu sahiplenmenin kitabı. Ankara Cumhuriyet Okurları’nın öncülüğüyle hazırlanan eser, dünyada örneğine az rastlanır bir okur dayanışmasını kayıt altına alıyor. Bir gazeteyi yalnız satın alan değil, onun ilkelerini benimseyen, zor zamanlarında yanında duran, kültürel ve toplumsal alanda onunla birlikte yol yürüyen bir okur topluluğunun belleği bu sayfalarda canlı biçimde karşımıza çıkıyor.
Kitabı yayına hazırlayan Adnan Gerger’in emeği burada ayrıca anılmayı hak ediyor. Gazetecilikle edebiyatı aynı ciddiyetle taşıyan bir kalemin elinden çıkan bu çalışma, Cumhuriyet’in tarihsel rolünü yalnızca kurum hafızası üzerinden değil, okur tanıklıkları üzerinden de kuruyor. Böylece ortaya yalnız geçmişi anlatan bir derleme değil; aynı zamanda bugüne ve yarına seslenen bir belge çıkıyor.

Kitapta gazetenin kuruluşundan bugüne geçirdiği evreler, kırılma anları, içerden ve dışardan karşılaştığı müdahaleler, baskı dönemleri ve bunlara karşı geliştirilen direnç ayrıntılı biçimde yer alıyor. Ama eseri asıl özel kılan, okurların yazılarıyla kurulan o içten bağ. Çünkü bu metinlerde yalnızca bir gazeteye duyulan bağlılık değil; bir yaşam biçimi, bir yurttaşlık bilinci ve bir memleket meselesi de var.
Cumhuriyet okuru olmak, burada sıradan bir okurluk ilişkisi gibi durmuyor. Daha çok bir düşünsel akrabalık, bir ortak değerler zemini, bir tarih ve gelecek duygusu olarak beliriyor. Gazeteyi bir pusula gibi görenler de var, aileden kalan bir miras gibi sahiplenenler de… Kimi için bu bağ bir aidiyetin adı, kimi için ise memleketin karanlığına karşı elde tutulan bir ışık.
CUMOK’un varlığı da bu yüzden ayrıca önem taşıyor. Cumhuriyet Okurları, yalnızca bir gönüllü örgütlenmesi değil; gazete ile toplum arasında kurulan canlı, üretken ve sorumluluk taşıyan bir köprü. Düzenledikleri kültür ve sanat etkinlikleriyle, yazarlarla okurları buluşturan çalışmalarıyla, toplumsal dayanışma girişimleriyle bu hareket, Cumhuriyet’in yalnızca bir yayın organı olmadığını; aynı zamanda bir kamusal bilinç alanı olduğunu gösteriyor.
Önce Cumhuriyet, tam da bu yüzden arşivlik bir kitap. Çünkü burada kayıt altına alınan şey yalnızca bir gazetenin serüveni değil; o serüveni omuzlayan insanların sesi, inancı ve emeği. Cumhuriyet’in tarihsel mirasının yalnız çalışanları tarafından değil, okurları tarafından da taşındığını gösteren bu çalışma, yakın dönem basın tarihimiz açısından son derece kıymetli bir yerde duruyor.
Bugün medyanın büyük ölçüde sermaye, iktidar ve çıkar ilişkileri arasında sıkıştığı bir dönemde, böylesi bir okur dayanışmasını belgeleyen bir kitabın yayımlanması daha da anlamlı. Önce Cumhuriyet, yalnız geçmişe dönük bir saygı duruşu değil; aynı zamanda geleceğe bırakılmış güçlü bir not. Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan şeyin yalnızca manşetleri değil, onu kendi sesi bilen okurları olduğunu hatırlatan önemli bir çalışma.
