Kimin neyi nasıl tartışacağını haklı olan değil, güçlü olan belirler.
Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla geri döndüğü genel merkezde Özel’in ekibini FETÖ ile suçladı. Özel tarafı bir zamanlar Kılıçdaroğlu’nun bütün çevresinin iktidar tarafından FETÖ ile suçlandığını hatırlattı. Kılıçdaroğlu “Atatürk’ün partisiyiz” derken Özel peşinden gelenlerle Atatürk’ün huzuruna gitti.
İşte cumartesi günü herkes, Ankara’daki iki buluşma fotoğrafını karşılaştırırken ben “Ona ne oldu acaba” diye merak ettiğim bir polisin anılarını okuyordum. Aslında adını hatırlamasanız da tanıyorsunuz. Metin Alper’den söz ediyorum. Türkiye onu Andımız’ın kaldırıldığı günlerde, yaptığı operasyona “Andımız” adını vermesiyle ve bunu da Trabzon Emniyet Müdürlüğü sayfasından paylaşmasıyla tanıdı. Sonra ne oldu hiç bakmadık. Bugün İBB’de zabıta daire başkanı olan Alper, polis teşkilatında başından geçenlerin hikâyesini yeni çıkan Andımız kitabında anlatmış.
CEPTEN ÇIKAN FİŞLEME LİSTESİ
Alper bir polis çocuğu. Annesinin karşı çıkmasına rağmen polis olmakta ısrar etmiş. 1988’de Ankara Polis Koleji’nden, 1992’de Polis Akademisi’nden mezun olmuş. Elbette FETÖ ile sık sık karşı karşıya gelmiş. Daha 1986’da, Polis Koleji’nde ikinci sınıftayken Fethullahçı sınıf arkadaşının cebinde 28 kişilik fişleme listesi bulduklarında yaşadıkları çaresizliği şöyle anlatıyor: “Arkadaşıma safça ‘Ne yapalım? Bu listeyi komisere verelim mi’ dedim. O da çaresizliğin verdiği acı bir gülümseme ile ‘Ya sen aklını mı kaçırdın? Hangi komisere verebiliriz? Sence bu konu hakkında gerekli işlemi yapacak bir komiser var mı?’ dedi.” Alper, FETÖ’nün polislerden topladığı himmet paralarından sağlık raporlarını kontrol etmelerine, tayinlerden hazırlanan bel altı dosyalara kadar örgütün polis teşkilatı içindeki faaliyetlerine dair tanıklıklarını anlatıyor. Metin Alper, Gaffar Okkan’ı model almasıyla ve sarkık bıyıklarından anlaşılacağı gibi milliyetçi kimliğiyle kendisini onlardan ayrıştırmış. Anılarından anlaşılıyor ki 17-25 Aralık ve 15 Temmuz süreci olmasaydı, FETÖ’nün Emniyet’ten tasfiyesi başlamasaydı muhtemelen Metin Alper çoktan tasfiye edilmiş olacaktı.
SEN MİSİN ANDIMIZ DİYEN!
Açık söyleyeyim...
Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde, Ekim 2016 kararnamesiyle ilk kez il emniyet müdürü olması, sık sık “hilal bıyıklı bozkurt” vurgusu yapması, Adıyaman’da yürüyen tütün üreticilerine yaptığı müdahale, Soylu’nun “Uyuşturucu satıcılarının bacaklarını kırın” lafını “Kafalarını kıracağız” diye bir adım öteye taşıması nedeniyle kafamda başka bir profil vardı. Muhtemelen iktidarın dehlizlerinde rahat rahat işini yapıyordur diye düşünüyordum.
Ama öyle değilmiş.
Mesela A Haber izlememesi mesele olmuş. Mesela Trabzonspor’daki bloklaşmada (sonradan görüş değiştirse de) o dönem iktidarla karşı karşıya gelen Ünal Karaman ile yakın ilişkileri başını ağrıtmış.
Ancak...
Asıl mesele o günden sonra yaşanmış. Danıştay 8. Dairesi’nin Öğrenci Andı’nı kaldırmasının ardından, 16 Mart 2021’de, yapılan narkotik operasyonuna “Andımız” adını vermesi, mermilerle Andımız yazarak operasyonda bulunanları paylaşması o günlerde çok konuşulmuştu. Yetmemiş, stadyumlardan milli bayramlar kaldırılırken 19 Mayıs 2021’de, stadyumda bayram kutlaması buna eklenmiş.
O dönem milliyetçi kesim kendisine sahip çıksa da Alper’in adeta tasfiye süreci başlamış. 7 Temmuz 2021 kararnamesiyle Sudan’a, evet Sudan’a müşavir olarak sürülmüş.
VEDASI BİLE YASAKLANMIŞ
Kararnameyle yerine Sivas Emniyet Müdürü Kenan Aydoğan getirilmişti. O gün Metin Alper’in yardımcısının “Yeni Emniyet müdürümüz aradı, bazı talimatları oldu, gerçekten biraz zorlanıyorum ancak söylemem gerek” diye aktardıklarını Metin Alper şöyle anlatıyor: “Bugün itibarıyla oranın Emniyet müdürü benim. Twitter başta olmak üzere hiçbir sosyal medya aracılığıyla en küçük bir paylaşım yapmayacaksınız. Müdürüne söyle, bir an önce evi boşaltsın. Daha sonra evle ilgili vereceğim talimatları eksiksiz yerine getirin. Son olarak da müdürünüz Emniyet Müdürlüğü önünden herhangi bir veda falan yapmasın. Böyle bir program olursa hepinizin canına okurum.”
Resmi bir vedaya izin verilmemiş. O da bir otelde veda yapmış. Sınırlı bir katılım olmuş. MHP’nin yerel siyasetçilerinin tam kadro orada olduğunu not edeyim. Veda ile beraber Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün tüm sayfalarından “Andımız” paylaşımı kaldırılmış.
Dahası...
Ayrıldıktan sonra neler yaşandığını, yine yardımcısının aktarımıyla Metin Alper şöyle anlatıyor:
“Makam odanızın girişinde vatandaşlarla ve meslektaşlarımızla çektirmiş olduğunuz ve gerçekten çok güzel görüntüler olan fotoğrafları kendi elleriyle parçaladığına şahit oldum.”
ÜNİFORMASINI YÜK YAPTILAR
Metin Alper, 36 yıl giydiği polis üniformasını artık taşımanın yük olduğunu anlayınca Temmuz 2024’te emeklilik dilekçesi vermiş. 19 Temmuz günü veda ederken uğurlamayı bıraktım, içişleri bakanının ya da Emniyet genel müdürünün takdim etmesi gereken “Emniyet Onur Belgesi”, bir memur tarafından, dosyanın arasında mahcubiyetle verilmiş: “‘Üzülecek bir şey yok. Benim için bu belgeyi senden almak daha büyük bir onur’ dedim.”
Ne yapacak derken...
FETÖ’nün hedefindeki polislerden organize suçlarla mücadele eski daire başkanı Emin Arslan’ın aracı olmasıyla, İmamoğlu’nun oluruyla bir hafta sonra, İBB’de zabıta daire başkanlığına getirilmiş. Halen de bu görevi sürdürüyor. Birçok çalışma arkadaşı tutuklansa da o halen dışarıda görevini yapmaya çalışıyor. Kitap, “Ne olursa olsun yürüdüğüm yol inandığım yol olacak” satırlarıyla bitiyor.
Sonuç olarak...
FETÖ’cülerle kavgalı bir polis... Fethullahçı polisleri en tepelere çıkaran bugünkü hükümetin FETÖ’yle kavganın başladığı 17-25 Aralık sonrasında İstanbul Emniyet müdür yardımcısı yaptığı, Erdoğan’ın korunması görevi verdiği, 15 Temmuz’dan sonra Adıyaman ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü’ne getirdiği MHP’nin de desteklediği bir kamu görevlisi... Sırf 1976’da Aksaray’da Küçük Kergi Mahallesi’nde ilkokul üniformasıyla söylediği “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü 45 yıl sonra polis üniformasıyla söylemekte ısrar etti diye... Polis teşkilatında barınamıyor, CHP’nin kazandığı İBB’de zabıta olarak yoluna devam etmek zorunda kalıyor. Ve bu tarihsel şartlarda biz FETÖ belasını da Atatürk meselesini de iktidarın ayıbı olarak değil, muhalefet meselesi olarak konuşuyoruz. Sanırım kurumları, mahkemeleri, medyayı kontrol eden iktidarın güçle elde ettiği bir başarısı varsa o da budur!
Güç sahiplerinin düzeni değişmedikçe sorunu da çözümü de yanlış yerde arayacağız.