‘Sahne benim evim’

‘Sahne benim evim’

2.03.2026 04:00:00
Güncellenme:
Aslı Selçuk
Takip Et:
‘Sahne benim evim’

Müzikal belgesel ‘Epic: Elvis Presley Konserde’ ve psikolojik dram ‘Chopin, Chopin!’ gösterimde.

“Bu benim hikâyem. Hakkımda çok şey yazıldı, öykümü bir de benden dinleyin. Müzik sektörüne nasıl girdim? İzleyici evinde beni dinler, konserime gelince şov ister. İçimdeki enerjiyi sonuna dek tüketirim. Tempo için tüm bedenimi kullanırım” diyor kral Elvis Presley.

Buz Luhrmann Elvis adlı uzun metrajı (2022) için araştırma yaparken şarkıcının gösterişli, karizmatik yönünü keşfetmek için iki belgesel izledi: Denis Sanders’in “Elvis: That’s the Way It Is” (1970) ve Robert Abel-Pierre Adidge’in “Elvis on Tour” (1972). Bu iki filmin kullanılmayan görüntülerine ulaştı. Graceland’den (müze evinin arşivinden) süper 8 mm filmleri, söyleşilerin ses kayıtlarını edindi. Böylelikle efsane arşivler 40 yıl sonra ortaya çıktı.“The Beatles: Get Back”in (2021) yaratıcısı Peter Jackson’ın desteğiyle görüntüler restore edildi. Luhrmann’a göre bu ne bir belgesel ne de filme çekilmiş bir konser, Elvis’in kendi hikâyesini anlattığı bir şiir. Kurtarılan görüntülerin çoğunda ses yoktu, teknik ekip görüntüleri değişik kaynaklardan gelen seslerle eşleştirmek için dudak okuma uzmanlarından destek aldı... “İki yaşındaydım, kilisede gospel şarkıları söylemeye başladım. Ruhunun derinliklerinde bazen coşarsın, bazen bastırırsın. Gospelda huzur buldum.” 1970’lerin başında ününün zirvesindeyken askere gitti. 10 yıl Hollywood’da oyunculuk yeteneklerini kanıtlamaya çalıştı. Birbirine benzeyen müzikallerde oynadı, para kazandı ama içindeki boşluğu dolduramadı, “Cesaretim kırıldı, canlı performansı, seyircimi özledim. Bu kısırdöngüden çıkmalı müziğime geri dönmeliydim” diyen kral yaşamının son sekiz yılında (1969-1977) binden fazla konser verdi. Yaygın inanışın aksine Luhrmann son yıllarında bile performansının doruğunda olduğunu belgeselinde kanıtladı. Bir devam belgeseli çekmeye yetecek kadar elinde belge olduğunu belirten sinemacı “Elvis’i ne kadar çok incelerseniz o kadar eşsiz olduğunu anlarsınız” dedi. “Gospel, caz, blues, country söylemek beni çıldırtıyor. Cinsellik satmıyorum, hareket etmem gerek” diyen Elvis sahnedeki hareketliliğini böyle tanımladı. Etkileyici sesiyle, enerjik performansıyla, terden sırılsıklam olmuş büyüleyici gülümsemesiyle, kendini çok ciddiye almayan, ruhunu hayranlarına adamış Elvis sahnede devleşti. “Sahne benim evim gibi, her gece şarkı söylüyorum. İzleyicimle aramda güçlü bir bağ var. Onlar içimdeki şovmeni ortaya çıkarıyor. Birlikte çok eğleniyoruz. Her şarkıyı ilk kez söylüyor gibi söylemelisiniz, işin sırrı burada. Her konserde sahne korkusu yaşıyorum” diyen Elvis Presley’in neden efsane olduğunu belgesel baştan sona gösteriyor. Kenar mahalle çocuğu Elvis Amerika’yı yedi yuttu, Amerika onu yiyip yutmadan.

MÜZİK ÖZGÜRLEŞTİRİR

Paris 1835, Frederick Chopin 25 yaşındadır, kralın, Paris aristokrasisinin, halkın gözdesidir. Konser sonrası çılgın partilere, gece kaçamaklarına katılan genç piyanist tüberküloz olduğunu öğrenir, yaşamı elinden kayıp giderken vazgeçmez, başyapıtlar besteler. Başarılı dev bütçeli yapım çocukluğundan beri onu korkutan ölüm korkusu ile müziğe olan tutkusu arasında yaşayan Chopin’in psikolojik portresidir. Yönetmen Michal Kwiecinski onu sosyal, zeki, aynı zamanda hastalıkla, zayıflıklarıyla savaşan gerçekçi bir insan olarak betimledi. Chopin’in romantik dönemde doğan ilk rock yıldızı olduğu söylenir. Paris’te gerçekten bir yıldızdı, arkadaşı Franz Liszt gibi. Geçmişe karşı müzikal bir savaş ilan etti, kazandı. O olmasaydı caz ve çok sayıda müzik akımı bugün olmazdı. Kısa yaşamında ona müzik ve hastalık eşlik etti. Müzik onun tek sığınağıydı. Polonya sinemasının en pahalı yapımında (16.5 milyon Avro) Chopin’de Eryk Klum olağanüstü bir yorum sunar. Victor Meutelet, Josephine de la Baume, Lambert Wilson’ın oynadığı, özel görüntü dokusuna sahip, Chopin’in besteleriyle elektronik müziğin harmanlandığı film yılın en iyileri arasında yerini aldı. Uzun birliktelik yaşadığı yazar George Sand’ın dediği gibi “Hayat onu boğdu, müzik onu özgürleştirdi”.

İlgili Konular: #Film