Yılbaşını Monaco’da geçirmek üzere Paris’ten yola çıkıyoruz. Saint-Tropez’ye uğramak gibi bir planımız yoktu. Ancak o sabah Brigitte Bardot’nun ölüm haberini alınca direksiyonumuzu Saint-Tropez’ye çeviriyoruz.
Yazın kalabalık ve gürültülü olan kasaba, kışın sessiz ve soğuk. Limanda rüzgârın hafif esintisiyle hava vücuda işliyor. Sokaklar neredeyse boş. Taşlı ve dar yollardan yürüyerek bir kafeye sığınıyoruz. Vitrinlerde hâlâ genç Bardot’nun fotoğrafları var. Ölü bir yıldızdan geriye kalan şey, gösteri değil; sessizlik.
Sokaklarda dolaşırken birkaç kişiyle konuşuyorum. Bir plaj kafesinin sahibi, “Bardot olmasa Saint-Tropez bu kadar bilinmezdi” diyor.
Eski bir balıkçı ise şunu ekliyor: “Saint-Tropez onsuz düşünülemez. Her adım Bardot’nun iziyle kesişir. Plajlar, dar sokaklar, La Madrague’ye çıkan yol… Her köşe onun bir zamanlar seçtiği sessizliği hatırlatır. O burayı özgürlükle doldurdu ama kendisi buradan çoktan gitmişti.”
Saint-Tropez küçük bir kasaba, Bardot sayesinde bir özgürlük simgesine dönüştü. Pampelonne Plajı bir mayo hikâyesi değil, kadın bedeninin kamusal alandaki varlığına dair bir paradigma değişimidir. Ancak her özgürlük anlatısı gibi bu da zamanla evcilleştirildi. Bugün Bardot’nun fotoğrafları her vitrinde; kendisi yoktur. Çünkü o, görünürlüğü besleyen bir figür değil, görünürlüğü reddeden bir varoluş biçimiydi.
DİSİPLİNİN GÖLGESİNDEN ÖZGÜRLÜĞE
Kasabadan uzaklaştıkça La Madrague yolu başlar. Bardot’nun sinemayı terk ettiği, şöhretten çekildiği ev buradadır. Kamera yoktur. Şöhretin ağır elbisesi artık giyilmez. Kariyerinin zirvesindeyken sinemayı bırakması, modern dünyanın görünürlük takıntısına verilmiş açık bir cevaptır.
Bardot’nun yaşamı Paris’te başlar. 28 Eylül 1934’te disiplinli bir aile ortamında doğar, bale eğitimi alır. Özgürlük henüz bir arzu değil, yokluğu hissedilen bir kavramdır. Bu nedenle ilerideki başına buyrukluğu, neredeyse kaçınılmaz bir isyana dönüşür.
1950’lerde sinema setleri onun için bir kapı açar ancak bu kapı özgürlüğe değil, bakışlar ordusuna açılır. “Ve Tanrı Kadını Yarattı” ile Bardot yalnızca bir oyuncu değil, küresel bir imge olur. Arzu, skandal, özgürlük ve sansasyon iç içe geçer. Bardot’nun farkı, bu bakışı kabullenmemesidir. Bu tavır onu hem arzulanır hem de tartışmalı kılar. Sinemayı, özgürlüğünü sınırlayan bir alan olarak görür.
HAYVAN HAKLARI MÜCADELESİ
Sinemayı bıraktıktan sonra Bardot yaşam enerjisini hayvan hakları mücadelesine adar. 1986’da kurduğu Brigitte Bardot Vakfı, onun vicdani bir figür olarak konumlandığı yeni bir alandır. Bu dönem, Bardot’nun yalnızca bir ikon değil, ahlaki bir duruş olarak da anıldığı yıllardır.
Bir röportajında şöyle der: “İnsanlardan çok hayvanlara güveniyorum. Onlar sahte değiller. Şöhretin bana yaşattığı hayal kırıklıklarını onlarla onardım.”
28 Aralık 2025 Pazar günü, 91 yaşındaki Brigitte Bardot, Saint-Tropez’deki evinde yaşamını yitirdi. Son dönemde sağlık sorunlarıyla mücadele ettiği biliniyordu. Kasaba sakinleri onun adını hâlâ saygıyla anıyor. Plajlar ve dar sokaklar, gençliğinin izlerini taşımaya devam ediyor.

Bardot’nun yaşamı, modern çağın kadın bedeniyle, şöhretle ve özgürlükle kurduğu gerilimli ilişkiyi okumak isteyenler için güçlü bir denemedir. Öldü ama adı Saint-Tropez’de hâlâ yankılanıyor. Sesi, sessizliği ve cesareti hâlâ bir hatırlatma.
Bazı insanlar ölerek efsane olur. Bazıları sahneden çekilerek... Brigitte Bardot, her ikisini de aynı anda başarmıştı.
Kadınların plajlarda özgürce bikini giyebilmesinin simgesel mücadelesi, kadın bedeninin kamusal alandaki eşitliğinin öncü adımlarından biri olarak Bardot’nun adıyla anılmaya devam edecek.