Yazması en zor konu, çoğu zaman hayatını adadığın konudur. Kalemi eline alırsın, yazamazsın. Çünkü o büyüyü bozmak istemezsin.
İki hafta önce Brüksel’de Türk mahallesinin göbeğindeki De Kriekelaar Kültür Merkezi’nin tiyatro salonundaydım.
Binfikir Tiyatrosu’nun yıllardır kullandığı salon burası. Ancak o gün orada Londra’dan arkadaşlarımız Hayrullah Şevik ve ortağı Yunus Dalgıç’ın davetlisi olarak bulunuyordum. Komedyen Baturay Özdemir’in Avrupa stand-up turnesi Brüksel’de başlayıp Dublin’de sona erdi.
2009’da bu sahnede “Saint Nicolas, Nasrettin Hoca ve Gülmeyen Kız” oyunumda son meddah Erol Günaydın meddahı anlatmıştı çocuklara.

MİNİK MEDDAHLAR
Nereden nereye? Meddahtan stand-up’a! Kafamda bunlar uçuşuyor. 22 Mart’ta erken Dünya Tiyatro Günü kutlamamızda “Çocuktan Al Kahkahayı!” çocuk oyunumuzda Binfikir Çocuk Tiyatrosu’nun 6-12 yaş arasındaki oyuncularına meddah oynatacağız bu salonda. Hem de Erol Günaydın’dan beş dakikalık bir meddah videosuyla. Umutlanıyorum. Dalıyorum derinlere. Erol Hocamın sesi bir hoş seda olarak kalmış. Ama unutulmuyor. Perdelerde takılı kalan ya da pervaza sinmiş sözleri fısıldaşıyor: “Malum, tekerlemesiz meddah olmazmış. Büyüklerimizden öyle duyduk, işittik!”
“Arpaydı darı çıktı...” diye başlayan o tekerlemeyi mırıldanıyorum farkında olmadan!

SANKİ İSTANBUL’DAYIZ
Baturay Özdemir’in sahneye giriş müziği ve yoğun alkışla kendime geliyor, standup gösterisinde olduğumu fark ediyorum. Ankara’dan İstanbul’a geç geldiği için geç keşfedilen bir yetenek Baturay. “Şeytan Çocuk” adlı gösterisiyle Brüksel’deki expat’ları (göçmenleri) kahkahaya boğdu. “Belçikalı Türkler” diye adlandırdığım “gurbetçi” yok denecek kadar azdı salonda. Zaten Brüksel ve Belçika ile ilgili birkaç dokundurma olmasa İstanbul ya da Ankara’dan farkı yoktu. Söylenenlerden daha çok sanatçı ile izleyenleri arasındaki içten etkileşim dikkatimi çekti. Seyirci leb demeden leblebiyi anlıyor, bu da Baturay Özdemir’in performansını daha da yukarılara çekiyordu. Salondakilerin birçoğu standup’çılar Brüksel’i keşfetmeden, sosyal medyada keşfetmişti sanatçıyı. Avrupalı Türkler, Cem Yılmaz’la keşfedilmiş bir “pazar” aslında. Bugünlerde stand-up’çının biri gidiyor, diğeri geliyor Brüksel’e. Londra ve Amsterdam’dan sonra 29 Mart’ta da Ali Congun “Adliye Çayı” ile Brüksel’de olacak. “Biz, ‘Belçika sahnelerinde dil bayrağımız Türkçeyi dalgalandırıyoruz, meddah ve Karagöz-Hacivat gibi geleneksel tiyatromuzu çocuklarımıza tanıtıyoruz’ derken şu stand-up’çıların yaptığına bak” diye dertleştim Erol Günaydın Hocamla. Verdiği yanıt rahatlattı biraz. “Ben de modern meddah yaptım. Değişime ayak uydurmak lazım ki çağı yakalayabilelim. Aslında stand-up dediğimiz şey de biraz modern meddahlık değil mi? Kasma kendini. İtiraf et, sen de çok beğendin Baturay’ı” dedi.
“Küfürleri çıkarırsak geriye gerçekten iyi bir anlatı kalıyor” diyecektim ki telefonumun çalmasıyla kendime geldim. Organizatörlerden Hayrullah Şevik arıyordu. “Abi neredesin, biz dışarıda seni bekliyoruz.”
Etrafa baktım. Salon bomboştu. Seyirciler gitmiş replikler uçuşuyordu. Bu kez perdeye takılan ve pervaza sızan Baturay’ın replikleriydi. Haldun Taner Hocamın uyarısıyla salondan çıktım. Sabaha kadar devam ederdi muhabbetimiz yoksa!
Sonra düşündüm...
Belki de soru meddah mı stand-up mı sorusu değildi.
Yapılan iş aynı: Hikâye anlatmak! Kendimizi anlatıyormuş gibi yaparken toplumu anlatmak ve insanları aslında kendilerine güldürmek!
erdincutku@yahoo.com