49 ton altının gerçek hikâyesi, Norveç ve İsveç merkez bankalarının kayıtlarına dek uzanıyor. Elde edilen verilere göre, söz konusu 49 ton altın Hitler’e değil, Norveç halkına aitti. 9 Nisan 1940’ta Naziler Oslo’ya girmeden hemen önce bu altınlar gemilerle önce İngiltere’ye, oradan da Kanada ve ABD’ye kaçırıldı. Yani altınlar “kaybolmamış”, Nazilerden kurtarılmıştı.
Asıl aydınlatılması gereken, İsveç Merkez Bankası (Riksbank) kayıtlarında görülen ve Nazi Almanya’sından alınan 34.7 ton altının ne olduğudur. “İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsızlık” söylemine karşın, İsveç’in Nazilerle kurduğu ekonomik ve lojistik işbirliği konusu yıllar sonra yeniden mercek altına alındı.
‘NAZİ HAYRANI MOBİLYA DEVİ’
2011 yılında İsveçli gazeteci Elisabeth Åsbrink’in, “Ağaçlar Hâlâ Ayakta” adlı kitabında, İsveçli mobilya devi IKEA’nın kurucusu Ingvar Kamprad’ın, gençliğinde Nazi yanlısı bir hareketin üyesi olduğu, bu nedenle 1943 yılında İsveç gizli servisi (SÄPO) tarafından izlendiği savı büyük yankı uyandırdı. Bu tartışma, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece devletin değil, İsveç’in sembolleşmiş markalarının ve sermayesinin de o dönemdeki rolünün sorgulanmasına neden oldu.
İsveç, İkinci Dünya Savaşı’ndan 60 yıl sonra, İsveç Merkez Bankası (Riksbanken) aracılığıyla “Nazilerin Çalınmış Altınları Komisyonu” adlı bir komisyon kurmak zorunda kaldı. Hazırlanan banka raporuyla 1944 yılında bazı ortaklara, Almanya’dan alınan altın külçelerini eritmeleri ve üzerlerine İsveç damgası basmaları talimatı verildiği kanıtlandı. Riksbanken’in, savaş boyunca Nazilere ait yaklaşık 34.7 ton altın aldığı tahmin ediliyor.
Savaşa resmen katılmayan İsveç, “tarafsız” görünmesine karşın, Alman savaş makinesinin işlemesine dolaylı yollardan destek verdi. 1940-1943 yılları arasında uygulanan “Permittenttrafiken” (izinli personel taşımacılığı) anlaşmasıyla Alman askerleri silahlarıyla birlikte İsveç demiryollarını kullanarak Norveç’teki işgal gücüne katıldı.
İsveç’in ürettiği, silah sanayisinde hayati önem taşıyan demir cevheri de savaş boyunca Nazi Almanya’sına satıldı.
BEDELİ KADINLAR VE ÇOCUKLAR ÖDEDİ
İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa ve Kuzey ülkeleri yalnızca milyonlarca insanını yitirmekle kalmadı, ahlaki ve vicdani olarak da derin yaralar aldı.
Savaş sona erdiğinde, devletler ve generaller sorumluluktan kaçarken fatura -tüm savaşlarda olduğu gibi- kadınlara ve çocuklara kesildi. Norveç’te Nazi askerleriyle ilişki kurdukları öne sürülen yaklaşık 50 bin kadın “tyskertøser” (Alman kızları) ilan edilerek toplumsal lince maruz kaldı. Bu ilişkilerden doğan 10-12 bin çocuk, babasız ve kimliksiz kaldı.
1945’ten sonra bu kadınlar meydanlarda teşhir edildi, saçları kazındı, dövüldü ve bir kısmı vatandaşlıktan çıkarılarak sürgüne gönderildi. Çocuklar ise “Nazi dölü” olarak damgalanarak yetimhanelere kapatıldı, hatta bazılarının psikiyatri kliniklerinde deney aracı olarak kullanıldığı iddia edildi.
GEÇ GELEN ÖZÜR VE KALICI TRAVMA
Bu kara damga ancak onlarca yıl sonra temizlenebildi. Norveç Başbakanı Erna Solberg, 18 Ekim 2018’de yaptığı tarihi açıklamayla bu kadınlara ve çocuklarına uygulanan insan hakları ihlalleri için devlet adına resmen özür diledi.
İsveç’in tarafsızlığının da bir diplomasi manevrası, Nazilerle işbirliğinin ise acı bir gerçek olduğu anlaşıldı. Kadınlar ve çocuklar ise sadece bu sürecin bedelini ödemekle kalmadı, bugün romanlara ve filmlere konu olan ağır bir toplumsal travmanın sessiz taşıyıcıları oldular.
alihaydarnergis@gmail.com
