Emmanuel Macron’un gözlükleri, geçen ay sona eren Davos’tan TikTok’a bir imaj hikâyesi... Davos’un steril salonlarında geçen o birkaç dakika, insanlar beklenmedik bir şekilde dünya siyasetine değil, bir çerçeveye odaklandı. Kürsüde Avrupa’nın stratejik özerkliğinden, Ukrayna savaşından ve yeşil dönüşümden söz ederken kameraların merceği sürekli gözlerine kayıyordu. Uluslararası manşetler, konuşmanın içeriğinden çok “Fransa cumhurbaşkanı neden kapalı mekânda güneş gözlüğü taktı?” sorusuna kilitlendi. Financial Times, “Davos’un yeni moda ikonu” diye yazdı. Bazı yorumcular bunu “gizlenme arzusu”, bazıları ise “kontrollü mesafe siyaseti” olarak okudu.
Sosyal medya ise işin suyunu çıkardı. X’te #MacronGözlükleri, Instagram’da “presidential drip”, TikTok’ta ise 20 saniyede 10 milyonu aşan izlenmeye ulaştı. Görüntüler hızlandırıldı, ağır çekime alındı, filtrelendi; Berlin’den Paris’e, Milano’dan Amsterdam’a DJ’ler bu klipleri setlerine taşıdı. Berghain tarzı karanlık kulüplerde LED ekranlarda Macron’un gözlükleri ritme eşlik ederken kalabalık tempo tuttu. Boiler Room estetiğinde montajlanan videolar YouTube’da dolaşıma girdi, hatta bazı sanatçılar bunu sahne görsellerine dönüştürdü. Macron’un taktığı Fransız gözlük markası bir anda yüzde otuz değer kazanırken diğer yandan “Macroncore” diye bir alt kültür doğdu.
Élysée Sarayı önce sessiz kaldı, sonra açıklama yaptı: Başkanın sağ gözünde küçük bir kızarıklık ve tahriş vardı, parlak ışıklar rahatsız ettiği için gözlük takmıştı. Macron da bunu doğruladı. Ama bu açıklama, gözlükleri bir sağlık gereci olmaktan çok bir imaj sembolüne dönüştüren viral dalgayı durdurmadı.
Paris’in ünlü Saint-Germain Bulvarı’nda dolaşırken birkaç kişiye konuyla ilgili fikirlerini sordum. Julien adında bir genç, “Biz burada kirayı ödeyemiyoruz, o ise Davos’ta gözlük modası başlatıyor. Her hafta sonu diskoteklerde Macron’un viral olan ‘For Sur’ kelimesi dansa dönüştürülerek çalıyor” derken yaşlı bir kadın ise gülümseyerek “Bırakın, hiç olmazsa biraz stil var. Keşke enerji faturalarımız da bu kadar havalı görünse” diye yakındı.
FRANSA’DA ‘AKSESUVAR SİYASETİ’
Bu sahne aslında Fransa’nın uzun “lider aksesuvarları geleneği”nin yeni bir halkası. François Mitterrand’ın omzundan hiç düşmeyen koyu atkısı yalnızca bir kışlık parça değildi; sol entelektüel zarafetin, devlet ile edebiyat arasındaki bağın simgesiydi. Paris’te kitapçı vitrinlerinde bile “Mitterrand atkısı”na gönderme yapan düzenlemeler yapılır, moda dergileri bunu analiz ederdi.
Jacques Chirac’ın ağır çerçeveli gözlükleri “devlet adamı ciddiyeti”nin nişanı oldu; onunla birlikte bir tür sakin otoriteyi çağrıştırdı.
Charles de Gaulle’ün kepi ise V. Cumhuriyet’in askeri-ahlaki otoritesini temsil etti; fotoğraflarda kep, ulusun sürekliliğini ima eden bir semboldü.
Daha yakın dönemde Nicolas Sarkozy’nin Ray-Ban gözlükleri ve hızlı adımları “hiperbaşkanlık” döneminin görsel diliydi.
François Hollande’ın sade takım elbiseleri ve yuvarlak gözlükleri, mütevazı bir cumhurbaşkanlığı imajı yaratmaya çalıştı.
Kadın liderlerde de benzer bir sembol dili görüldü: Ségolène Royal ile Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun renkli eşarpları, Paris’te “yumuşak güç” tartışmalarını tetikledi.
Bugün Macron’un gözlükleri de bu zincire ekleniyor fakat önemli bir fark var: Daha önce sembolleri medya inşa ederken şimdi onları algoritmalar şekillendiriyor. Bir aksesuvardan çıkan anlam, artık televizyon editörlerinden çok TikTok keşfet sayfasında belirleniyor.
Sonuçta mesele bir aksesuvar değil, siyasetle imajın iç içe geçtiği bir çağda yaşıyoruz. Liderlerin sözleri kadar görüntüleri de politika oluyor. Ve o görüntülerin arkasında, dünya ekonomisinin sallandığı, savaşların sürdüğü, demokrasilerin çatırdadığı bir dönemde kendi halkının yaşam refahını düşünen liderler artık yok gibi.