Belçika’nın Nobel Edebiyat Ödüllü tek yazarı Maurice Maeterlinck, ünlü tiyatro oyunu “Mavi Kuş”ta insan ruhunu anlatmak için kediyle köpeği konuşturur. Kedi Tylette ve köpek Tylo yoksul bir oduncunun çocukları Tiltil ve Miltil’in evcil hayvanlarıdır. Burası ekmeğin bile ölçülü pay edildiği, emeğin gündelik yaşamın tek sermayesi olduğu kıt kanaat geçinilen bir evdir.
Türk tiyatrosunda ise köpek rolünün en unutulmaz örneklerinden biri Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”ndaki Şamama’dır. Zilha’nın baktığı ve mahallenin gözbebeği olan bu “Belçika köpeği”, Sineklidağ’ın yoksulluğu içinde küçük bir statü parıltısıdır.
Zilha söylediği bir şarkıda “Yavaş gel yavaş/ Şamama kim, sen kimsin?/ Haddini bil Karabaş” der zaten. 1960’ların gecekondu dünyasında “Belçika köpeği” demek, sadece bir hayvan değil, aynı zamanda ithal bir prestij demektir. Bülent Bey’in Brüksel’de bir dükten aldığı “küçük hamfendi” Şamama, gecekondu mahallesi halkı üç öğün aç yaşarken sabah sütlü bisküvi, öğlen bonfile et yer. Aç karnına greyfurt, gece et suyu içer. Her öğün yemekte vitamin alır.
BOB ŞİMDİ POLİS KÖPEĞİ
Geçen hafta Belçika basınında iki farklı köpek haberi vardı. Birincisi Brüksel’den... İki yıl önce su basmış bir bodrumda bakımsız halde bulunan 2 buçuk yaşındaki Malinois cinsi Bob, şimdi Brüksel polisinin gözde narkotik köpeği olarak hizmet veriyor. Eğiticisi Müfettiş Tessa, “Devriye köpeği olacak kadar sert değildi ama av içgüdüsü çok güçlüydü” diyor onun için.
Nazik olduğu için devriye köpeği yapılmamış. Uyuşturucu tespit köpeği olarak eğitimi sırasında Bob’un lastik topu sistemli şekilde küçük miktarlardaki uyuşturucularla değiştirilmiş, 50 gün sonra tüm testleri başarıyla geçmiş. Sessiz bir uyuşturucu tespit köpeği olarak Bob yalnızca uyuşturucuları tanımak için değil, yasa dışı maddeleri havlamadan, burnuyla işaret etmek üzere eğitildi. Bob şimdi Haren Cezaevi’nde, toplu taşımada ve restoran denetimlerinde uyuşturucu buluyor.
KÖPEKLERE ÖZEL MÖNÜ
İkinci haber Oostende’den... Brassi Terrace Beach adlı “beach bar” artık köpekler için özel mönü sunuyor. Bu fikir, işletmeci Kelly Van Loo’nun geçen yıl Monaco’daki Michelin yıldızlı bir restoranda yaşadığı deneyimden esinlenmiş. Van Loo, restoranın hem insanlara hem köpeklere ayrı menü sunduğunu görünce bu fikri Flaman sahil kentine taşımaya karar vermiş. Oostende’deki mönüde ördek göğsü filetosu, sebzeli et tabakları, kemikler ve gurme atıştırmalıklar var. 125 gramlık dana eti, balık veya kümes hayvanı seçenekleri bulunuyor ve hepsi sebzeyle servis ediliyor. Ayrıca köpek sahipleri Chihuahua’dan Alman çoban köpeğine kadar her boy köpeğe uygun çiğneme kemikleri seçebiliyor. Taze ördek göğsü filetosundan yapılan ödül mamaları da var. Konsept tutmuşa benziyor. Kelly’ye göre köpeğiyle gelen müşterilerin 10’da 9’u mönüden bir şey sipariş ediyor. Köpek mönüsü var ama çocuk yok. Mekân yalnızca yetişkinlere açık; tıpkı bazı “adults only” oteller gibi.
Artık Türkiye’de de kedi ve köpek kuaförleri ile onlara özel kafe ve konsept mekânlar var ama henüz köpeklere yemek servisi yapılan köpek mönülü lokantalar yok. Belçika’da sokak köpeği yok. Çünkü sistem sahipsiz bırakmıyor. Türkiye’de ise sokak köpekleri artık kaderine terk edilmiş durumda.
Bir ülkede köpekler beach bar’da ördek filetosu seçiyor. Başka bir ülkede belediye kamyonundan kaçıyor.
Aslında mevzu nerede olduğun değil, kimin köpeği olduğun! Yüzyıllardır süren mücadele Şamama’lar ile Karabaş’ların mücadelesi! Karabaş’lara hep haddini bildirdiler. Zilha Oostende’ye gelseydi Şamama’ya mutlaka ördek göğsü filetosu isterdi. Kendisi mi? Çaktırmadan etrafta bir Türk dönerci arardı
