CHP’li Bağcıoğlu: 'Hukuki olarak derhal kurultaya gidilmeli'

CHP’li Bağcıoğlu: 'Hukuki olarak derhal kurultaya gidilmeli'

11.06.2026 17:41:00
Güncellenme:
ANKA
Takip Et:
CHP’li Bağcıoğlu: 'Hukuki olarak derhal kurultaya gidilmeli'

CHP’li Yankı Bağcıoğlu, CHP PM'de 28 üyenin istifasına ilişkin, “Şu anda hukuki olarak kurultaya derhal gidilmesi gerekiyor. Ama değişik gerekçeler, gayri hukuki gerekçeler gösterilerek bu süreç engelleniyor. Hukukun üstünlüğü esas alınmalı ve hukukun gereği yapılmalıdır” dedi.

CHP'li Yankı Bağcıoğlu, İzmir Foça'da düzenlediği aylık değerlendirme toplantısında, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Mutlak butlan kararı sonrası partide yaşanan gelişmelerle ilgili konuşan Bağcıoğlu, şunları söyledi:

 “Yaşanan gayrihukuki gelişmeleri, atanmışların seçilmişlerin makamlarını gasbetmesini siz de yakından takip ediyorsunuz. Bu mesele, bir kurultayın kaybedilmesini hazmedememe veya siyasi bir sıkıntı olmanın çok ötesine geçmiştir. Bu bir yönetim sevdası, yönetime geri gelme saplantısı, kendisine karşı olanları tasfiye değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin milli güvenliğini etkileyen son derece ciddi bir durumdur.

2007 yılında başlayan isimli kumpaslar, siyasi partilerin yönetimlerinin değişmesi, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimiyle safha safha uygulamaya koyulmuştur. Yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasını ve geleceğini ilgilendiren bir milli güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu açık biçimde göstermektedir. Mevcut durumda ya Kuvayımilliye'nin yanındasınız ya da ABD'nin emperyalist Orta Doğu projelerinin. Biz Kuvayımilliye ruhunu taşıyanlarız. İnancımızda, kararlılığımızda tamdır. Kimin tahrik edici, kimin provokatör olduğunu, kimin partinin öz evlatlarını birbirine düşürmeye çalıştığını 24 Mayıs sabahından beri Türk milleti çok net görüyor. ABD'nin verdiği meşruiyetle bu işleri yapanlar dış güçlerden bahsedemezler. Atanmış beye kadar, milli savunma veya güvenlik konularından sorumlu bir genel başkan yardımcısı bile görevlendirilmemişken, bu konuda bir kurul tesis edilmemişken, atanmışlar tarafından yapılan dış politika değerlendirme, eleştirme ve açıklamaları çok havada kalıyor.

Bazıları kendilerine tevdi edilen görevleri yerine getirirken biz; askeri sağlık sisteminin çökertilmesini, askeri eğitim sistemindeki gerilemeyi, personel temin, atama, terfi ve emeklilik süreçlerindeki liyakatsiz ve hukuksuz uygulamaları, son 14 yılda muharip uçak tedarik edilmemesini, savunma sanayindeki yapısal zaafları, mavi vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunamamasını, askeri alanların rant uğruna elden çıkarılıyor olmasını, emekli askerlerin gasbedilen özlük ve sosyal haklarını, muvazzaf personelin derinleşen ekonomik sorunlarını, şehit aileleri ve gazilerimizin çözüm bekleyen sorunlarını, OYAK'ta yaşanan yönetim zaaflarını, Türk Hava Kurumu'nun kayyumla etkisizleştirilmesini, afetlerde yaşanan gecikmeleri ve koordinasyon eksikliklerini, Atatürk'e bağlılıklarını ifade eden teğmenlerin ihraç edilmesini, ihmal nedeniyle şehit olan Mehmetçiklerimizin hesabının sorulmamasını gündemde tutmaya devam edeceğiz. Askeri personelin susturulmasını, hakkını arayamamasını ve bunlarla sınırlı olmayan tüm milli güvenlik meselelerini gündemde tutmaya, takip etmeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz."

"TASARRUF KONUSU YAPILMAMALIDIR"

Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın seyriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bağcıoğlu, şöyle devam etti:

"Rusya, Ukrayna şehirleri ve altyapısını yoğun füze ve İHA saldırılarıyla hedef alırken, Ukrayna Rusya'nın enerji, lojistik ve askeri altyapısına yönelik uzun menzilli saldırılarını artırmıştır. Ukrayna-Rusya Federasyonu savaşının bir harekât alanı da Karadeniz olmaya devam etmektedir. Kırım'ın batısında Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi dışında faaliyet gösteren DURU67 isimli Türk balıkçı teknesine yönelik saldırıda bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş, beş kişi yaralanmıştır. Başka bir devletin münhasır ekonomik bölgesi içinde bulunsa dahi balıkçılık faaliyetlerine karşı ölümcül ve orantısız güç kullanılması uluslararası hukuka aykırıdır. Son dönemde yaşananlar Karadeniz'de deniz güvenlik durumunun kötüleştiğini göstermektedir.

Karadeniz'e kıyıdaş devletler bu tür uygulamalar konusunda açık şekilde ikaz edilmeli; Türk balıkçılarının üçüncü devletlerin münhasır ekonomik bölgelerindeki faaliyetleri konusunda bilgilendirme, denetim, ceza ve risk uyarı mekanizmaları güçlendirilmelidir. Sahil Güvenlik Komutanlığı çevre denizlerimizde fedakârca görev yapmaktadır. Ancak Karadeniz'de Dura 67 isimli balıkçı teknesi saldırı olayında olduğu gibi sahilden uzak mesafedeki arama kurtarma görevleri için Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın deniz üzerinde uygun nitelikli genel maksat helikopteri tedariki acil harekât ihtiyacıdır.

Gökbey Helikopteri keşif ve gözetleme görevi icra edebilir. Ama özellikle deniz üzeri uzak mesafe kurtarma görevleri için hazır çözümlere başvurmak zorundadır. Bu kabiliyet, münhasır ekonomik bölgemizde milli güvenliğimiz ve prestijimiz için oldukça önemli olup tasarruf konusu yapılmaması gerekir."

Suriye'de SDEG/YPG ile Suriye Geçiş Hükümeti arasındaki entegrasyon sürecinin tamamen çözülmediğini kaydeden Bağcıoğlu, şunları söyledi:

"Taraflar temas ve koordinasyonu sürdürse de komuta-kontrol yapısı, ağır silahların durumu, yerel güvenlik yapılanması ve SDEG/YPG unsurlarının orduya bireysel mi, blok hâlinde mi entegre olacağı konularındaki belirsizlik devam etmektedir. Dönem içerisinde İsrail, Güney Lübnan ve Güney Suriye'de geçici operasyonlardan çok kalıcı güvenlik kuşağı ve saha kontrolü yaklaşımına devam etmiştir.

İran merkezli kriz dinamiğinde doğrudan geniş ölçekli savaş ihtimali kontrollü şekilde düşük tutulmaya çalışılsa da Hürmüz Boğazı, vekil unsurlar, füze kapasitesi ve enerji hatlarının güvenliği üzerinden stratejik baskı devam etmektedir. Genel tablo, kalıcı barıştan çok kontrollü çatışma, askerî baskı ve uzun süreli pazarlık dönemine işaret etmektedir. ABD, yoğun hava harekâtı ile İran'ı müzakerelere zorlamaya çalışmaktadır. Durumun gelişimine bağlı olarak ülkemize yönelik hava tehdidinin artması, ticaret gemilerimize yönelik risklerin müteakip dönemde yaşanabilecek gelişmelerdir.

Doğu Akdeniz'de GKRY ile Fransa arasındaki Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması Güney Kıbrıs Yönetimi ile imzalandı. Anlaşma, Fransa askerî personelinin hukuki statüsünü, üs ve tesis kullanım esaslarını, lojistik destek faaliyetlerini ve ortak askerî faaliyetlerin çerçevesini düzenliyor. Bu anlaşma ile son yıllarda GKRY'de Mari Deniz Üssü, Andreas Papandreou Hava Üssü ve çeşitli liman tesislerini kullanan Fransa'nın askerî varlığı daha kalıcı ve kurumsal bir hukuki zemine kavuştu. Buna ilave olarak ABD, Yunanistan, GKRY ve İsrail tarafından Doğu Akdeniz Enerji Merkezi'nin kuruluş süreci başlatıldı. Merkezin, Doğu Akdeniz'deki enerji altyapısının korunması, deniz enerji hatlarının güvenliği, kritik altyapı güvenliği, siber güvenlik, enerji teknolojileri iş birliği ve bölgesel koordinasyon alanında faaliyet göstermesi planlanıyor.

"3-5 OY HESABIYLA İÇ POLİTİKAYA KURBAN EDİLDİ"

Ayrıca bu girişim yalnızca enerji projelerini değil, enerji güvenliğiyle bağlantılı güvenlik ve savunma iş birliğini de kurumsallaştırmayı hedefliyor. GKRY-Fransa SOFA Anlaşması yeni kurulan enerji merkezi girişimiyle birlikte değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz'de enerji, güvenlik ve askerî iş birliğini aynı çatı altında birleştiren yeni bir bölgesel mimarinin şekillendiği görülüyor. GKRY'nin adanın tamamını temsil ettiği varsayımıyla yaptığı askerî ve güvenlik düzenlemelerinin Kıbrıs Türk halkının eşit kurucu ortaklık haklarına aykırı olduğu aşikârdır. Türkiye açısından bahsettiğimiz kritik gelişmeler yalnızca enerji iş birliği değil, deniz yetki alanlarıyla bölgesel güvenlik mimarisi bakımından, ayrıca özellikle İsrail'in etkinlik kazanma çabaları açısından da stratejik önem taşımaktadır. Deniz yetki alanlarına ilişkin olarak Deniz Yetki Alanları Kanunu gündeme geldiğinde iktidara yakın birtakım sosyal medya hesapları, Ege'de anlaşmalarla devredilmemiş ada ve adacıkların gündeme geleceğini, Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge ilan edileceğini ifade eden paylaşımlar yaptılar. Müteakip günlerde bu söylemler sönümlendi ve kanunun sadece iç hukuka yönelik bir düzenleme olduğu açıklandı. Millî hak ve menfaatlerimiz bir kez daha 3-5 oy hesabıyla iç politikaya kurban edildi. Gelinen noktada Yunan basınına göre Deniz Yetki Alanları Kanunu'nun onay süreci teknik nedenlerle ekim ayına ertelenebilir. Yunanistan şimdiden bunu diplomatik baskının bir zaferi olarak sunmaya başladı. Eğer gerçekten bu kanunun Meclis gündemine gelişi ekim ayına ertelendi ve içeriği sadece iç hukuka yönelik düzenlemeler ise, devletin güvenliğine vurulmuş en büyük darbe olacaktır.

"ÇOK BOYUTLU ELE ALINMALI"

Yunanistan, Nisan 2025'te yayımladığı Deniz Mekânsal Planlama Haritası'nda Ege Denizi'nin büyük bölümünü kendi egemenlik alanı içinde göstermiş, karasularını 12 mile çıkarma hakkını saklı tuttuğunu ilan etmiş, egemenliği anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkları Yunan egemenliğinde göstermiş ve Doğu Akdeniz'de Sevil Haritası yaklaşımını esas almıştır. Yunanistan Cumhurbaşkanı kararıyla yayımlanan bu harita, resmî devlet politikası niteliği taşımaktadır. Türkiye ise buna mukabil olarak kendi Deniz Mekânsal Planlama Haritası'nı hazırlayarak Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) aracılığıyla UNESCO Hükümetler Arası Oşinografi Komisyonu'na sunmuştur. Ancak bu çalışma maalesef henüz devlet politikası ve yasal mevzuat düzeyine taşınmamıştır, Yunanistan'ın aksine. Bu nedenle Deniz Yetki Alanları Kanunu'nun bir an önce yasallaştırılması stratejik bir gerekliliktir. Kanunda, Ege'deki temel ihtilaf alanlarından biri olan egemenliği devredilmemiş bölgeler meselesine en azından gri bölge statüsüyle, ada ismi belirtilmeden açık şekilde yer verilmesi değerlendirilmektedir. Ayrıca kanunun yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge ilan ederek ‘önce ilan, sonra müzakere ve anlaşma’ yaklaşımıyla hareket etmesi, ülkemize daha geniş diplomatik ve hukuki manevra alanı sağlayabilecektir. Deniz yetki alanları, münhasır ekonomik bölge, egemenliği anlaşmalarla devredilmemiş adacıklar gibi konular; deniz hukuku, diplomasi, enerji güvenliği ve askerî strateji alanlarında uzmanların katkısıyla çok boyutlu ele alınmalıdır.”

KURULTAYA ÇAĞRI

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlan Bağcıoğlu, CHP’de 28 PM üyesinin istifasına yönelik şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda hukuki olarak kurultaya derhal gidilmesi gerekiyor. Ama değişik gerekçeler, gayri hukuki gerekçeler gösterilerek bu süreç engelleniyor. Bu da bunu sadece bir yönetim değişikliği değil, altında milli güvenliğimize temel tehdit eden bir durum olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ben önce aklıselim, hukukun üstünlüğü esas alınmalı ve hukukun gereği yapılmalıdır. Genel başkanımızın, parti yönetiminin günlerdir söylediği gibi bir an önce olağanüstü kurultaya gidilmelidir. Türkiye'nin çünkü bu yükü, bu masa, koltuk sevdasını veya başka saiklerle yapılan bu eylemleri kaldıracak, tolere edecek bir gücü yoktur. Türkiye'nin gerçek sorunlarına odaklanıp ilgilenmesi gerekmektedir.”