CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 25. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, görüldü.
Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıkmıştı.
DURUŞMA SONA ERDİ
İBB Davası'nın 25. günü sona erdi. Duruşma yarın, İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatının savunmasıyla devam edecek. Ardından İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasına geçilmesi bekleniyor.
18:30 | İMAMOĞLU: “BAZI CÜBBELİLER ÇOK İŞE YARIYOR”
Verilen aranın ardından dava, Karaoğlu’na hakim ve savcı tarafından sorulan sorularla devam etti. Kısa soru cevap kısmının ardından Ekrem İmamoğlu, Karaoğlu’na sorular yöneltmek için söz aldı. İmamoğlu ve Karaoğlu arasında geçen diyalogda şunlar yaşandı:
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; Elçin Bey'i tabii dinledik. Çok teferruatlı bir açıklama ve savunma sürecini dinledik. Birçok konuya burada detaylı bir şekilde vakıf olduk. Yani şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten bunu söyleyerek sorularıma başlamak istiyorum Sayın Başkan. Bu tür bir iddianame ve bürokrasinin bu şekilde tutuklu yargılanma biçimi üzerinden, bu liyakat dışı ve gerçekten gerçeklere, hakikatlere ve delile dayanmayan bir iddianame uydurulur ve devamı da bu şekilde yürütülürse, Türkiye'de ne bir belediye başkanı kalır görevinin başında ne bir bürokrat kalır ne bir meclis üyesi kalır. Herkes mahkemelere doluşur, cezaevlerine doluşur. Kendini bilmez iddia makamları yüzünden de bu ülkenin devlet kurumları yerle yeksan olur.
Çünkü yargılama, hesap verme elbette ki kamu görevi yapan herkesin asli görevidir, hususudur ama bu şekilde izahların yapılabileceği ortamların usulleri vardır. Soruşturmaları yapılır, bir sürü aşamalardan geçer insan ve yargılama, tutuklama hani en son işken, bizim yaşadığımız süreç gerçekten önce yargılama değil, “önce tutuklama ve sonrasında bu işler gelir” şeklinde ve birçok alanı da manipüle edilerek yürütülüyor. Hem bilirkişi raporları manipüle ediliyor hem az önce ismi geçen çeşitli kurumlar, Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere bakanlıklar… Nasıl yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Nasıl baskı altında yazı yazdıklarını ya da siyasi talimatla yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Kendi kişisel yaşamımda yaşıyorum. Kendi iş yaşamımdan, ailemden yaşıyorum.
O bakımdan bunun bu şekilde bir yargılamaya dönüştüğünü sizin huzurunuzda beyan etmek benim için bir sorumluluk. Siz de farkında olduğunuz hususlar vardır, olmadığınız hususlar da olabilir. Bu bağlamda bilmenizi isterim. Böyle kasıtlı ve gerçekten kötü bir durum yani. Niye kötü bir durum? Gurur duyduğum bir bürokrat arkadaşımı dinledim. Bir kez daha onur duydum, birlikte olmaktan ve birlikte çalışmaktan. Başarılı bir devlet memuru ve bürokratla çalışmaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim.
Elçin Bey, size direkt veya dolaylı, gayrimeşru, asla kabul edilmeyecek, bir hukuka uygun olmayan, hukuksuz bir talimatım, kişiye özel bir irtimas, ‘ya şunu şöyle yap bunu böyle yap’ tarzında bir yaklaşımla herhangi bir diyaloğumuz, bir konuşmamız, bir talimatım olmuş mudur?
Elçin Karaoğlu: Olmamıştır Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Elçin Bey, şimdi bir soruma daha geçeceğim ama o sorumdan önce, şunu da sormak istiyorum: Boğaziçi, önemli bir hat. Az önce Göksu’yu bahsettiniz. Aynı şeyi Emirgan'da yapmıştık. Yine aynı şeyi Ortaköy'de yapmıştık. Ki Emirgan'ı komple temizleyerek, insanların o ön bölümdeki kaba bütün yapıları ortadan kaldıran uygulamaları yapmıştık.
Elçin Karaoğlu: Başkanım, Sarıyer Meydanı var. Beykoz Silolar var…
Ekrem İmamoğlu: Aynen öyle. Yani birebir sahaya çıkıp, İBB’nin son 30 yıllık tarihinde azdır diye söylüyorum, birebir toplantılar ve brifingler yaptık. Oralarda da İstanbullunun lehine işlerin dışında, yine bir kişiye özel bir mekan ziyareti, bir alan ziyareti yapıp, bunları mı konuştuk, yoksa neyi konuştuk? Hangi alanlarda neleri konuştuk? Birkaç örnek ve ondan sonra yapılan uygulamalar, yıkımlar Bunlardan da bahseder misiniz?
Elçin Karaoğlu: Başkanım, projelerin üretilmesi, planlanması, koordinasyonu ve bunun diğer birimlerle birlikte çözümlenmesi anlamında görüşmelerimiz olmuştur. Bunun haricinde, buradaki genel anlamda geçmişten bugüne birikmiş bir problem olan kaçak yapılaşmalarla ilgili, depreme dayanıklı olmayan binaların nasıl güçlendirileceğiyle ilgili mevzuata dair bakanlıkla da birlikte hareket ederek neler yapılabileceğiyle ilgili, bu tarz görüşmelerimiz olmuştur. Onun dışında kişiye özel, yapıya özel, konuya özel herhangi bir görüşümüz olmamıştır. Alan, değerli bir alan. Türkiye'nin göz bebeği bir alan. Bu alanı daha da değerli kılmak için yaşanabilir, sürdürülebilir, gelecek nesillere aktarılabilir kılmak için bununla ilgili rutin çalışmalarımız dışında, İBB'nin diğer birimleriyle birlikte çalışmalar yapmışızdır.
Ekrem İmamoğlu: Evet. Sayın Başkan, bunlar önemli. Çünkü burada şehri kirletmeden, çevre kirliliğinden, şundan bundan üst üste koya koya 2 bin 500 yılla yargılayan bir insan burada karşınızda. Bunu tepki olarak söylemiyorum yanlış anlamayın. Dolayısıyla bunların açıklığa kavuşması lazım. Zira bir hususta, mesela bir yıkıma gittiğinizde, ki birçok rapor anlatırken, birçok yürütmeyi durdurmadan bahsettiniz. YD deyince anlıyorsunuz da ben yürütmeyi durdurma deyince anlıyorum. Yürütmeyi durdurma işlemiyle birçok yıkım ve işleminizin engellendiğini ifade ettiniz. Bence yargının da bu anlamda kendine bir özelleştiri getirme gerektiği bir husus olduğunda altını çizmek isterim. Bir de özellikle Üsküdar’daki bir olayda kaymakamlığın verdiği bir karardan bahsettiniz.
Elçin Karaoğlu: Benim göreve gelmeden önceki dönemde yaşanmış bir hadise. Ben dosyaya baktığımda, dosyada bunu gördüm. Tutulan ikinci yapı tatil tutanağından sonra alınan yıkım kararına ilişkin olarak, mahalline gidiliyor yıkım ekipleriyle, ekipmanlarıyla birlikte. Yıkım esnasında Üsküdar Kaymakamlığı’nın “tecavüzün ve müdahalenin meni” kararı tebliğ ediliyor, sunuluyor. Yani buraya müdahale edemezsiniz anlamına geliyor.
Ekrem İmamoğlu: Bunu kaymakam alıyor değil mi? Yani bir mahkeme kararı değil?
Elçin Karaoğlu: Kaymakam alıyor. Kaymakam Bey'in bu kararıyla birlikte yıkım gerçekleşmiyor. Bu yıkımın gerçekleşmediğine dair bir tutanak bulunuyor. Bu karardan dolayı gerçekleşmediğine dair.
Ekrem İmamoğlu: Hangi eylem?
Elçin Kararoğlu: Palazoğlu.. (Cübbeli Ahmet’in damadının abisi)
Ekrem İmamoğlu: Yani bu torpilli şahıs, önce kaymakamın üzerinden, sonra da nasıl oluyorsa bir mahkeme üzerinden, önce kaymakamın bir irade yetkisiyle -neyse o yetkinin adı- İstanbul Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü püskürtüyor. Ardından da yine bir mahkeme kararıyla, bu vatandaş zaman kazanıyor. Yanlış anlamayın, sizin kutsal cübbenizden bahsetmiyorum ama bazı cübbelilerin çok işe yaradığı da belli oluyor galiba. Ve o iş, bir şekilde torpile dönüşebiliyor, ‘cübbeli’ diye meşhur olan insanların ve yakınların üzerinden. Şimdi buradan yola çıkarak, bana göre, size göre değil. Size göre söylemek istemem. Ben, üzerime alarak bu ifadeyi kullanıyorum: İstanbul’un en yağmacı, en ranta dönüşmüş, yağma edilmiş, bir katliama dönüşmüş, İstanbul Boğaziçi süreci, 2019 süreci öncesi yaşanmıştır. Niye derseniz? Az önce 2009’da yapılan, sıfırdan yapılan yapılar gibi Boğaz, bu yapılarla doldurulmuştur. Özellikle 1994-2019 arası.
(Üsküdar’da Ramazan Gülten’in darp edildiği kaçak yapının yıkılma olayını hatırlatarak) Bu yıkımın engellenmesi, aslında fetret döneminin İstanbul'da bittiği, ama aynı şekilde merkezi idarede devam ettiğini yaşadığımız bir döneme dönüştüğünün işaretidir.
Bizim dosyalarımız 2019 öncesi ihaleleri muhatap dahi almayarak hazırlanmıştır. O bağlamda 2019'dan bu yana, 7 yıldır herhangi bir yapı sıfırdan yapılmış, bir işletmeye dönüşmüş, buna müsamaha gösterilmiş, buna ruhsat verilmiş veya bir şekilde göz yumulmuş tek bir yapı, bırakın bir binayı, bir tavuk kümesine dahi müsaade eden bir dönem yaşattık mı?
Mahkeme Başkanı, benzer bir sorunun savcı tarafından sorulduğunu belirterek avukatın savcıya itiraz ettiğini hatırlattı ve sorunun geçilmesini istedi.
Ekrem İmamoğlu: Espri olarak yapıyorsanız gülelim ama espri değilse çok ciddi soru başkanım. Savcının bütün soruları, Karaoğlu’nun görevini yerine getirip getirmediği konusuyla. Müsade edin Cevabını duyalım; hem kıyaslama yaparız AK Parti'nin fetret dönemiyle ve İstanbul'u yağmalamalarıyla. 2019’dan sonra usulsüz bir yapı var mı yani?
Elçin Karaoğlu: Tabii cevap vereyim. Benim dönemimde böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Yani biz böyle sıfırdan herhangi bir kimseye kaçak inşaat yaptırmadık. Göz yumduğumuz herhangi bir yer de yok.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, teşekkür ederim. Müdahale ettiniz ama yine de ben cevabımı aldım, kayıtlara geçti. Bunlar önemli. Çünkü bu davanın tek bir amacı vardır; siyasi bir davadır. Kendileri yazmıştır iddianameye siyasi olduğunu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın "Ahtapotun kolları" diye ilan ettiği davanın başlangıç cümlesidir "Ahtapotun kolları". Bu iddianamede ve bunun gibi daha benzeşen çok cümleler vardır. 2019 öncesine de elini değdirmeyen, "cıs" yapan bir İddia Makamı vardır. Bu iddiayı hazırlayan Başsavcı da şu an Adalet Bakanı'dır. Nokta. Teşekkür ederim.
İmamoğlu’nun sorularının ardından İBB Davası, Elçin Karaoğlu’nun avukatı Nevzat Kaan Karcılıoğlu’nun savunmasıyla devam ediyor.
16.43 | İMAMOĞLU, GAZETECİLERE TEŞEKKÜR ETTİ
İmamoğlu salondan çıkarken gazeteci sıralarına seslendi:
“Satır satır okuyorum teşekkür ederim. Çok az gazetemiz kaldı, çok az televizyonumuz var. Hepinizin varlığı çok kıymetli teşekkür ederim.”
16:35 | KARAOĞLU SAVUNMASINI TAMAMLADI, ARA VERİLDİ
Elçin Karaoğlu, dün ve bugün olmak üzere 9 saati geçen savunmasını, suçlandığı 13 eyleme ilişkin savunmalarıyla tamamladı.
Karaoğlu, savunmasının son kısmında şunları söyledi:
“Ben bir isim değişikliği ruhsatını Ekrem İmamoğlu'yla görüşecek olduktan sonra ben o Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü yapmam Sayın Başkanım. Bize her gün isim değişikliği talebi de geliyor, başka tadilat talepleri de geliyor. Zabıt tutuyoruz, işlem yapıyoruz, Bakanlığa, savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz. Bu isim değişikliğini sormak demek her yaptığın işi sormak demek.
Tip1 diyabet hastası bir oğlum var. Tanısı iki sene önce konmuştu. Bu süreçte onun yanında olamadık, sağlığı bozuldu. Biz de kendi yağımızda kavruluyoruz. Üç stentim var iki damarım tıkalı. Bu işin en doğru şekilde tarafınızca değerlendirilmesini istiyorum. Ben yaptığım işlerden eminim, beraat edeceğime de inanıyorum. Önce tahliyemi, sonra beraatimi talep ediyorum.”
Karaoğlu’nun savunmasının ardından duruşmaya bir ara daha verildi. Dava, Karaoğlu’nun çapraz sorgusuyla devam edecek.
14:45 | “AYKIRILIĞA GÖZ YUMSAYDIK RAPORDA İMZAMIZ OLURDU”
İBB Davası’na verilen aradan sonra Karaoğlu, Doğuş Grubu’na yönelik iddiaların olduğu 46. eyleme ilişkin savunmasına başladı.
Galataport, Karaköy otoparkı, raylı sistem alacakları, deprem bağışları ve Reyna adlı gece kulübüyle ilgili iddiaların bir araya getirildiği eylemle ilgili konuşan Karaoğlu, “Birbirine benzemez konular zoraki şekilde bir araya getirilmiş” diyerek Galataport ve Karaköy otoparkı başta olmak üzere söz konusu alanların çoğunun Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetki alanında olmadığını vurguladı.
Mülkü Doğuş Grubu’nda bulunan Reyna gece kulübü için “güçlendirme ruhsatı verilmesi karşılığında menfaat sağlandığı” ve “imara aykırılıklara göz yumulduğu” suçlaması yer alırken Karaoğlu, bu iddiaların somut delile dayanmadığını savunarak: “Bu imara aykırılıklara göz yumma nereden çıkıyor? Hangi delile göre belli değil” dedi.
Göz yumma adına herhangi bir faaliyette bulunmadıklarını belirten Karaoğlu, şöyle devam etti:
"Biz burada iskan raporu falan onaylamadık başkanım. İskanla ilgili iskan raporu onaylamadık; bu aynı zamanda şu anlama geliyor: Biz burada aykırılıklara da göz yummadık. Aykırılıklara göz yummuş olsaydık bu iskan raporunun altında bizim de imzalarımız olurdu.”
Karaoğlu ayrıca, eylemde aleyhine delil olarak sunulan Süleyman Atik’in etkin pişmanlık ifadesinde, "tadilat ruhsatın hızlandırılması" dediğine, imara aykırılıklara göz yummaktan bahsetmediğine dikkat çekerken “Fakat savcılık değerlendirme kısmına Süleyman Atik sanki bunu demiş gibi yazmış” ifadelerini kullandı.
Daha sonra, Sarıyer Emirgan’daki bir yapı için düzenlenen güçlendirme ruhsatına ilişkin menfaat temin edildiği iddiasıa yönelik 47. eylem hakkında konuşan Karaoğlu, suçlamanın temelinde yer alan yönlendirme iddiasına dikkat çekti. “Ben de bu güçlendirme ruhsatını, bu talebi Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanıyorum. Fakat bakıyoruz iddianameye, Yakup Öner şüpheliler arasında yine yok. İfadesi dahi yok” diyen Karaoğlu, ortada henüz başvuru dahi yokken böyle bir yönlendirme yapmasının mümkün olmadığını ifade etti.
Ruhsat başvurusunun 7 Şubat 2024 tarihli olduğunu vurgulayan Karaoğlu, “2023 yılında daha ortada ruhsat başvurusu yok. Dolayısıyla benim bilgim de yok. Yönlendirdiğim kişi zaten eylemde yok” sözleriyle suçlamayı hayatın olağan akışına aykırı olarak nitelendirdi.
Aynı eylemde dayanak alınan tanık beyanlarında da adının geçmediğini belirten Karaoğlu, “Bir iş insanı ve bir etkin pişmanlıkçı arasında geçen bir konuşmadan başka bir şey yok. İfadelerin hiçbir yerinde, hiçbir satırında, hiçbir kelimesinde benim adım yok” dedi.
14.15 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
İBB Davası, verilen aranın ardından devam ediyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, tekrar salona getirilirken yoğun alkış ve sloganlarla karşılandı. İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, eylemlere ilişkin savunmasına devam ediyor.
12.40 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
İBB Davası’na öğle arası verildi. Aradan sonra İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, 47. eyleme ilişkin savunma yapacak.
11.00 | İBB BOĞAZİÇİ İMAR MÜDÜRÜ KARAOĞLU, EYLEMLERE İLİŞKİN SAVUNMASINA DEVAM EDİYOR
Dün savunması yarıda kalan ve iddianamede 13 eylemle suçlanan İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, bugün savunmasına kaldığı yerden devam ediyor.
Karaoğlu, Muhittin Palazoğlu’ndan zorla 600 bin TL alındığına ilişkin 53 numaralı eylemde, iddianamede anlatılan olayların Tuzla’daki bir inşaat ve iskân süreciyle ilgili olduğunu belirterek, “Tuzla’yla benim ne alakam var? Tuzla Boğaziçi İmar’da bile değil” dedi. Kendi adının ne ifadelerde ne de eylem değerlendirme kısmında geçtiğini vurgulayan Karaoğlu, “Ben neden suçlanıyorum, o da anlaşılmıyor” ifadelerini kullandı.
Palazoğlu’nun beyanlarında da Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne atıf bulunmadığını dile getiren Karaoğlu, “İfadenin hiçbir satırında Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden söz edilmiyor. Benim de ismim yok” dedi. Ayrıca, Yakup Öner’i yönlendirdiği iddiasını reddederek, “Benim yönlendirme yaptığıma dair bir delil var mı? Yok. Üstelik Yakup Öner şüpheliler arasında da yok” diye konuştu.
Yine Palazoğlu’nun Üsküdar’daki tek katlı yapısının hukuka aykırı tamamlandığı ve bunun çalıştığı yere bağlandığını belirten Karaoğlu, tüm işlemlerin mevzuata uygun yürütüldüğünü savunurken “2023’ün ortalarında yapının tamamlanması izin verildi deniyor aöa biz yapı tatil tutanağı tuttuk, yıkım kararı aldık, 29 milyon lira ceza kestik ve savcılığa suç duyurusunda bulunduk” dedi.
“GÖREVE BAŞLAMADIĞIM TARİHTE NASIL SUÇLANABİLİYORUM?”
Karaoğlu, 52 numaralı eylemde Beşiktaş Kuruçeşme’deki bir işletmeye ilişkin imar aykırılıklarına göz yumduğu ve rüşvet aldığı iddialarını da reddetti. İddianamede suç tarihinin 2019 olarak gösterildiğini hatırlatan Karaoğlu, “Ben göreve 1 Eylül 2020’de başladım. 2019’da bırakın Boğaziçi’ni, İBB’de dahi görevim yoktu. Henüz görev almadığım bir yerdeki uygulamalara göz yumarak nasıl rüşvet almakla suçlanıyorum, anlamış değilim” ifadelerini kullandı.
Söz konusu eylemde yer alan “usulsüzlüklere göz yumuması karşılığında market kartı dağıtıldı” iddialarına da değinen Karaoğlu, “Bu kartlar kime verilmiş, nasıl kullanılmış, araştırılmamış bile. Benim bu kartlarla ilişkilendirilecek hiçbir şeyim yok” dedi.
Söz konusu eylemin yalnızca gizli tanık beyanına dayandığını belirten “Bunun eylem olarak iddianameye konu edilmesini sağlayan mesele Gizli Tanık Zeytin’in beyanı. O da Ramazan Gülten’in soyadını bile Gültekin olarak yanlış vermiş” diye konuştu.
“İMAMOĞLU TALİMAT VERSE ONU DA BEKLETİRDİM”
Eylem 58’de, Mehtabiye Köşkü’ne ilişkin ruhsat sürecinin bilinçli şekilde bekletildiği iddialarına karşı ise Karaoğlu, sürecin resmi belgelerle açıkça ortaya konulabileceğini belirterek suçlamaları reddetti. Mahkemede çeşitli izinleri salona yansıtan Karaoğlu, iddianın esasen iki ifadeye dayandığını vurgulayarak, “Bu eylemdeki iddia yine iki ifade üzerinde kurgulanıyor ancak esas anlamda tek bir ifadeye dayanıyor” dedi.
Müşteki olarak yer alan Murat Özyeğin’in “2023 yılının mayıs ayında … izinler çıkmıştı” şeklindeki beyanına değinen Karaoğlu, bu ifadenin sürecin gerçek akışıyla örtüşmediğini belirtirken “Mayıs ayında her şeyim tamamdı dediği noktada, dilekçesini henüz haziran ayında vermiş” sözleriyle başvuru tarihine dikkat çekti.
Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı izninin 20 Eylül 2023’te alındığını hatırlatarak sürecin bekletildiği iddiasını reddeden Karaoğlu, eksik evraklara işaret etti. Ruhsat için gerekli belgelerin aylar sonra tamamlandığını belirterek “Dilekçeyi haziran ayında vermişsin ancak evraklar Eylül ayında toplanmaya başlanıp Kasım ayında tamamlanmış” diye konuştu.
Pek çok eylemde olduğu gibi bu eylemde de ilgili talepleri Yakup Öner’e iletmekle de suçlanan Karaoğlu, taraflar arasındaki iletişimin kendisi dışında geliştiğini ifade ederek, “Adam birini aramış, ‘Ruhsat işim var’ demiş… ben burada kimi kime yönlendirmişim?” diye konuştu. Karaoğlu, sürecin mevzuata uygun şekilde ilerlediğini belirterek, söz konusu eyleme ilişkin savunmasını “Ekrem İmamoğlu talimat verse, ‘Ekrem Başkanım, şu evrak gelmediği sürece ben bu ruhsatı veremem’ derim. Evraklar geldikten sonra ise süreç sıralı ve bekleme olmaksızın tamamlanmış, ruhsat alınmış” sözleriyle sonlandırdı.
“ASANSÖR BİLE YAPMADAN İSKAN İÇİN BEKLETTİĞİMİ SÖYLÜYOR”
Karaoğlu daha sonra, eylem 56 kapsamında iş insanı Avni Çelik’ten rüşvet istediğine yönelik iddiara ilişkin konuşurken “Ne ifadede ne eylem değerlendirmesinin herhangi bir yerinde benden bahsedilmiyor, adım dahi geçmiyor” dedi.
Söz konusu iddianın Yakup Öner ve Avni Çelik’in ifadelerine dayandığını hatırlatan Karaoğlu, bu anlatımlarda kendisine ilişkin herhangi bir unsur bulunmadığını vurguladı. Yakup Öner’in “Ben bu talebi Ekrem İmamoğlu’nun isteği üzerine ilettim” sözleri ile Avni Çelik’in “Yakup Öner bana geldi” şeklindeki beyanlarına işaret eden Karaoğlu, “İfadeleri okuduğumuzda Yakup Öner doğrudan Avni Çelik ile görüştüğünü söylüyor. Avni Çelik de kendisini Yakup Öner'in aradığını söylüyor ama ben yine burada Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum” ifadelerini kullandı.
Söz konusu eylemde yer alan ‘bekletme’ iddiasını da değerlendiren Karaoğlu, sürecin teknik eksikliklerden kaynaklandığını belirterek “Söz konusu yer 9,5 sene devam eden ama bir türlü tamamlanıp iskan aşamasına gelmemiş bir yer. Yerinde birtakım imalatların, dosyasında birtakım eksiklerin olduğu bir yer. Vatandaş 9,5 senede inşaatı tamamlayamamış, sonra diyor ki benim müdürlükte dosyam 2 aydır, 3 aydır bekletiliyor. Ya bu 9,5 senede ne oldu da sen burayı bitiremedin. Asansörü bile yapmamışsın” diyerek iskan sürecinin yalnızca izinlerle değil, tüm teknik şartların sağlanmasıyla mümkün olduğunu ifade etti.
