DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, seçim bölgesi Kars’ta düzenlediği basın toplantısında, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okullardaki silahli saldırıları ve Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin açıklamada bulundu.
Bu olayların bir "münferit mesele" olmadığını bir "sistem meselesi" olduğunu söyleyen Koçyiğit, mevcut sistemin şiddeti beslediğini ve gençleri geleceksiz bıraktığını ve şiddetin her gün televizyonlarda normalleştiğini ve şiddetin günlük yaşamın bir parçası haline geldiğine vurguladı.
Bu nedenle toplumsal şiddetin derinleşerek okul saldırıları gibi yansımaları olduğu da açıklamasında beliren Koçyiğit, DEM Parti olarak daha 2 hafta önce "görsel şiddet, dijital şiddet" konusunda özellikle televizyonlardaki diziler ve filmler üzerinden şiddetin, günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini soru önergesi vererek ifade ettiklerini söyledi.
"BU MESELENİN MÜNFERİT BİR MESELE OLMADIĞINI İFADE EDELİM"
Verdikleri önergenin AKP'nin oylarıyla reddedildiğini belirten DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şu ifadeleri kullandı:
"Hem Maraş'taki hem de Siverek'te yaşanan olaydan dolayı duyduğumuz derin üzüntüyü ifade etmek istiyorum. Ben Maraş'ta yaşamını yitiren her bir canımıza Allah'tan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun. Gerçekten bizi büyük bir yasa boğdu, büyük bir üzüntüye boğdu. Ben de iki çocuk annesi hala bir çocuğu da 8. sınıf öğrencisi olan bir veliyim. İnanın ilk duyduğumda ben de o can havliyle, o panikle hemen oğlumu aradım ve neredesin dedim. Oysa ki o gün iş bırakma vardı, gitmemişti aslında. Ama hepimizin en güvenli olması gereken, en güvendedir diye gönderdiğimiz okulların böyle bir şiddetin, böyle bir can pazarının mekanı olmasını asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.
Öncelikle bu meselenin münferit bir mesele olmadığını, bir sistem sorunu olduğunu ifade edelim. Evet, bu bir sistem sorunu. Sistem, şiddeti besliyor. Sistem, gençleri geleceksiz bıraktıkça, her gün ve her gün televizyonlarda şiddeti normalleştirdikçe, toplumsal şiddet bu kadar derinleşmiş ve büyümüşken tabii ki bunun başka yansımaları da ne yazık ki oluyor. Biz daha 2 hafta önce 'görsel şiddet, dijital şiddet' konusunda özellikle televizyonlardaki dizilerde ve filmler üzerinden şiddetin normalleşmesine karşı bir araştırma önergesi verdik ve bu şiddetin durması gerektiğini, şiddetin özendirildiğini, normalleştiğini, günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini ifade ettik. Buna karşı önlem alınması gerektiğini ifade ettik. Ama ne yazık ki AKP'nin oylarıyla reddedildi. Geldiğimiz yer neresi? Sadece 2 hafta sonra bu acı olayı yaşadık. Demek ki bir şeyleri sırf muhalefet söyledi diye reddetmek marifet değil.
"ÖNÜ ALINMAYAN SİLAHLANMA MESELESİNE BİR DUR DEMEK GEREKİYOR"
Birbirimizin sesine, birbirimizin sağduyulu çağrılarına kulak vermek zorundayız ve bu konuda da bunu daha fazla güvenlik önlemi alarak, daha fazla okulların etrafını, duvarlarını yükselterek çözebileceğimiz bir mesele değil. Bunu görmemiz gerekiyor. Gerçekten çocukları koruyan, çocukları özne gören, merkezine çocuğun üstün yararını alan, güvenlikçi değil, özgürleştirici bir perspektife ihtiyacımız olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bugün okulları karakol mantığıyla, karakola çevirerek güvenliği sağlayamayız. Bunu söylememiz gerekiyor. Onun için burada gerçekten çok gönlü bir bakış açısına, birlikte hareket etmeye, birlikte tartışmaya ve bu konuda en doğru, en sağlıklı yolu, yöntemi bulmaya da ihtiyacımız olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlamıyla çoklu bir sorun var. Yani birincisi ülkedeki gerçekten önü alınmayan silahlanma meselesine bir dur demek gerekiyor. Dijital ve görsel şiddeti engelleyecek önlemler almak gerekiyor. Bunu günlük hayat içerisindeki şiddeti olağanlaştıran yaklaşımlardan uzak durmak gerekiyor ve eğitim kurumlarını gerçekten en güvenli şu ana kadar hepimizin en güvenli yer dediği eğitimleri okulları yine en güvenli mekanlar haline getirmenin yolunu yöntemini birlikte konuşmamız gerekiyor.
"BU KONUDA BİR ORTAK YOLA, YÖNTEME YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"
Salı günü mecliste bu konuda bütün partilerin geçen hafta üzerinde uzlaştıkları bir ortak araştırma komisyonu kurulması konusunda bir mutabakata varıldı. Hali hazırda şu anda suça sürüklenen çocuklarla ilgili bir araştırma komisyonu zaten var. Onun da ciddi bir çalışması oldu. Onun da verilerinden faydalanılacak. Bu konuda bir ortak yola, yönteme yaklaşıma ihtiyaç var. Ama şunu söyleyelim; bu aslında göz göre göre neredeyse gelen bir süreçti. Onun için burada sorumluluğun sadece o katliamı yapan failde olmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Burada sistemi sorgulayacak ve sistemi değiştirip dönüştürecek bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bunun sorumluluğu elbette ki hükümettedir, bunu da açık ve net söyleyelim. Hükümet, bu meselede sorumlu davranmalıdır, siyasi sorumluluğunu almalıdır. Hiçbir şey siyasi sorumluluğunu almadan, 'her şeye siyaset üstü yaklaşalım' diyerek sorunların içerisinden çıkılmayacağını da ifade etmem gerekiyor.
"GÜLİSTAN DOKU DOSYASIYLA İLGİLİ DE CİDDİ GELİŞMELER OLDU"
Yine son günlerde biliyorsunuz, faili meçhul bırakılmak istenen, karanlıkta bırakılmak istenen Gülistan Doku dosyasıyla ilgili de ciddi gelişmeler oldu. Öncelikle yeniden dosyanın açılmış olması ve bu konuda bir irade gösterilmiş olmasından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmemiz gerekiyor. Ama söyleyelim 7 yıl boyunca her birimiz özellikle de partimiz, partimizin kadın meclisi, 'Gülistan Doku nerede' sorusunu mecliste, sokakta, ders Köprübaşı'nda her yerde sorduk. Olayın olduğu ilk günlerde biz oradaydık. Dersim'deydik. Dersim gibi küçücük bir ilde her tarafı mobeselerle izlenen bir kentte bir üniversite öğrencisinin kaybolmayacağını, yok olmayacağını hepimiz çok iyi biliyorduk. Ama bugün gördük ki bizzat devletin idari birimlerinin içerisinde olduğu valiliğinden tutalım da siber güvenliğine kadar birçok birimin işbirliğiyle bir cinayetin üstü örtülmüş. Çok boyutlu bir mesele ile karşı karşıyayız. İl Sağlık Müdürlüğü'nden tutalım da diğer birimlere kadar herkesin dahlinin olduğu bir cinayetle karşı karşıyayız. O anlamıyla biz sadece Gülistan Doku davasını değil, Rabia Naz davasını da, Rojin Kabaiş davasını da ve diğer aslında bütün meselelere dair de toplumsal duyarlılık çağrısı yaptığımızı ifade edelim.
"MANİPÜLE ETME GİRİŞİMİ OLMASAYDI BU CİNAYET AÇIĞA ÇIKMIŞ OLACAKTI"
Üstü kapatılmaya çalışan her dosyayı ısrarla takip etmeye ve hakikatin açığa çıkması için de elimizden gelen bütün mücadeleyi vermeye hazırız. Özellikle Gülistan Doku ailesinin kararlı mücadelesini bir kez daha selamladığımızı ifade etmek istiyoruz. Eğer onların o kararlı mücadelesi olmasaydı belki de bugün bu hakikatte açığa çıkmayacaktı ve bir genç kadının katledilmesi Öldürülmesinin üstü kapanmış ve katiller de aramızda dolaşmaya devam edecek edeceklerdi. Bu anlamıyla bu dosyanın da takipçisi olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum ve şunu bir kez daha söylüyorum; bu ülkede hakikat, sorumluların idari birimlerde kolluk birimlerinde üstü örtülmek istenen bir yaklaşım yoksa her zaman açığa çıkacaktır. Gülistan Doku bize bunu bir kez daha göstermiştir. Eğer orada valiliğin suçu örtme, süreci sabote etme, manipüle etme girişimi olmasaydı bu cinayet onlarca defa açığa çıkmış olacaktı."
