Özgür Özel'den Karabük'te ABD'ye 'seçim' uyarısı: 'Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil...'

Özgür Özel'den Karabük'te ABD'ye 'seçim' uyarısı: 'Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil...'

3.05.2026 14:04:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Özgür Özel'den Karabük'te ABD'ye 'seçim' uyarısı: 'Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil...'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Karabük'teki mitinginde ABD yönetimine Türkiye'ye yönelik söylemleri üzerinden tepki gösterdi. ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın sözlerine işaret eden Özel, Washington yönetimine "Erdoğan gidecek diye ‘Buralarda demokrasi işlemiyor’ diyor, ‘Bu topraklarda en iyisi meşrutiyet’ diyor. Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil. Bu evlatlar o sizin bildiğiniz korkaklardan değil. Denemesi bedava, asla teslim olmayız" diye seslendi.

CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP'li belediye başkanlarına destek olmak için başlatılan 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinginin 107'ncisi bu hafta Karabük'te düzenlendi.

CHP Karabük İl Başkanı Vedat Yaşar, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu bulunduğu Silivri'den Karabüklülere mesajını okudu. 

Image

Özgür Özel düzenlenen mitingte konuştu.

Özel'in konuşmasından satırbaşları şöyle: 

''Güzel insanların yiğit insanların cumhuriyete Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetine sahip çıkan güzel insanlar hepiniz hoşgeldiniz.

Biz adalet ve demokrasi için meydanlardayız. Bugün bu meydanlarda safran çiçeği gibi açan bu ülkenin yiğit evlatlarına selam olsun.

"KUSUR VARSA KENDİMİZDE ARADIK"

1977'den beri Karabük'te birinci parti değiliz. Son seçimlerde, son yerel seçimlerde merkez ilçede 6 bin 700 oy aldık. Ama Karabük'e küsmedik. Umudu kesmedik. Sırt dönmedik. Bu iradeyi küçümsemedik. Kimi seçiyorsa saygı duyduk, kusur varsa kendimizde aradık.

"RENKLERİNİ O BAYRAKTAN ALIR"

Bizi ayakta tutan, ellerinizdeki ay yıldızlı al bayraklardır. Türkiye İttifakı renklerini o bayraktan alır. Türkiye İttifakı; Milli Takım kazanınca sevinen, Filenin Sultanları ile birlikte gözyaşı döken, dünyanın öbür ucundaki güreşçinin zaferiyle ayağa kalkan kim varsa Türkiye İttifakı'ndadır. 

"BABA OCAĞININ TAPUSU BİR KİŞİYE KAYITLIDIR...'' 

Kimi daha büyüğünü arar, kimi daha küçüğüne razı olur. Ama kimin ki huzuru bozulur, bilir orada bir baba ocağı vardır. Kapısı açık, çayı demli, çorbası sıcak, bacası tüten bir baba ocağı. O baba ocağının kapısı sonuna kadar açıktır. Zira o baba ocağının tapusu ne bendedir, ne bizdedir, hiç kimsede de değildir. O baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır; o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.''

Image

"ELİF KÖSE'YE YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM"

CHP lideri Özel, Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse'nin çalışmalarına değinerek başarılarından dolayı teşekkür etti. Özel şunları söyledi: 

''Tüm zorluklara, tüm engellemelere rağmen Safranbolu'da bir Cumhuriyet kadını tarih yazıyor. Onunla gurur duyuyoruz. Partimiz adına Safranbolu'ya hem teşekkür ediyor hem de onun hizmetleriyle gururlanıyoruz.

Önümde 7 yıldır yaptıklarıyla ilgili uzun bir liste var. Buradan canlı yayınlar varken, Türkiye'nin gözü kulağı buradayken, bir Cumhuriyet kadını, bir sosyal demokrat belediye başkanı tüm zorluklara rağmen neler yapabiliyor belli satır başlarını hatırlatmak istiyorum.

Öncelikle Safranbolu Belediyesi'ni ilk kazandığımızda siz biliyorsunuz, borcun gelire oranı yüzde 74'tü. Gelirin yüzde 74'ü kadar borç vardı. Yedi yıl geçti, borcun gelire oranı yüzde 4'e indi. Yüzde 74'ten yüzde 4'e indi. Bu müthiş bir başarı. Hiçbir şey yapmasan bu rakamlar olmaz.

''BAKIN, BORCU YÜZDE 74'TEN YÜZDE 4'E İNDİRİRKEN NE YAPMIŞ ELİF BAŞKAN?''

Ama bakın, borcu yüzde 74'ten yüzde 4'e indirirken ne yapmış Elif Başkan? Kent lokantası açmış, kreş açmış, engelsiz kafe açmış. Kadın dayanışma merkezi, aktif yaş alma merkezi, hanım evlerini şehre kazandırmış. Safranbolu Belediyesi'nin sosyal tesislerinden özel firmaları çıkarmış, kendisi en uygun fiyatlara işletmiş; hem vatandaş hem misafirler memnun kalmış, hem belediye para kazanmış.

Kadın el emeği ve kadın üretici pazarlarını kurmuş. Ata tohumuyla üretim yapıp uygun fiyatlara bu ürünleri satışa sunmuş. Belediyede asfalt üretmiş, 250 milyon lira sadece asfalttan tasarruf etmiş. Peyzaj çiçeklerini belediye bünyesinde üretmeye başlamış, ihaleyle ondan bundan çiçek, fide almamış; burada üretmiş, burada kullanmış.

Taş ocağı açmış, ilçenin parasını taş ocaklarına ödememiş. Mobilya atölyesini açmış, kent mobilyalarını kendi üretmiş. 22 kilometre su, 8 kilometre kanalizasyon, 3 kilometre yağmur suyu hattını baştan aşağıya yenilemiş. 8 tane halk otobüsü almış, hibrit otobüslerle hem çevreci hem halkçı bir hizmeti başlatmış. Dikim evi kurmuş, ne için? Belediyenin çalışanlarının personel kıyafetleri için. Sonra başka belediyelere de yapmaya başlamış, sonra özel şirketler sipariş vermiş onları yapmaya başlamış.

''YAPILMADIK BİR ŞEY BIRAKMAMIŞ''

Yani 7 yılda borcu yüzde 74'ten 4'e indirirken Safranbolu'da yapılmadık bir şey bırakmamış. İşte Cumhuriyet kadınına, Atatürk'ün evladına, bu partinin gururu Elif Köse'ye yürekten teşekkür ediyorum. Yürekten teşekkür ediyorum.''

Özel konuşmasına şöyle devam etti:

"HIZLI TRENLERİN YAYINI İNGİLİZ FİRMASINDAN ALAN BİR AKIL YÖNETİYOR ÜLKEYİ"

Bu Cumhuriyetin kurucusu, partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok önem verdi bu şehre. Onun talimatıyla rahmetli İnönü 1937'de Kardemir'in temelini attı, 1939'da Kardemir çalışmaya başladı. Karabük, 'fabrikalar kuran fabrika' olarak kuruldu. Çok basit bir örnek, ben bunu Cevdet Bey'den Meclis'te duydum. Ve aklım almadı, inanamadım, 'Doğru mu?' dedim, 'Bir yanlışlık olmasın?' dedim. Karabük Demir Çelik Fabrikası (Kardemir) dünyanın en kaliteli çeliğini, dünyanın en kaliteli tren yaylarını üretiyor. Doğru mu? Türkiye çok gecikmeli olarak hızlı trenler yapıyor. Hızlı tren ihaleleri veriyor. Verilen ihalelerde hızlı trenlerin rayları Karabük'ten değil, İngiliz firması British Steel'den, İngiliz çelik firmasından alınıyor. Öyle yazıyorlar. Bu British Steel dedikleri firma zordaydı, batıyordu; bizimkilerin gayretiyle ayağa kaldırdılar. Kardemir dünyanın en iyi tren yaylarını üretecek durumda ama hızlı trenlerin yayını İngiliz firmasından alan bir akıl yönetiyor ülkeyi.

"CUMHURİYET HALK PARTİSİ BÜTÜN İŞÇİLERİMİZE KADRO VERECEK"

Ve maalesef Kardemir'de vagon işçileri var. Burada mı vagon işçileri? Bak, vagon işçileri var orada. Kardemir'de iki tür işçi var: Bir kadroda olan işçiler, bir de taşeronda olan işçiler. Güya taşerona kadro verildi ama vagon işi ağır iş, zor iş. Bu işleri taşerona vermişler. Orada zor şartlarda, ağır işlerde emekleri sömürülen arkadaşlarımız var. Buradan, Karabük'ten, bu meydandan 3 Mayıs 2024 günü kayda geçiriyorum: O sandık gelecek, bu iktidar değişecek, Cumhuriyet Halk Partisi bütün işçilerimize kadro verecek! Söz veriyoruz! Türkiye'de kamuda çalışan ve taşeron marifetiyle emeği sömrülen kim varsa, geçtiğimiz seçimlerde söz verilip de kandırılan kamudaki tüm taşeronlara sesleniyorum: Sandığı bekleyin, sandığı isteyin, iktidarı değiştirin, kadroyu bileğinizin hakkıyla siz alın.

''İNANILMAZ BİR TALANA AÇILMIŞ DURUMDA''

Tabii Karabük'ün sorunu, derdi deyince... Bir yandan Türkiye'de yüzde 65'lik orman oranıyla, yüzölçümü olarak, yüzdesel olarak en fazla ormanı olan ikinci şehri. Ama maalesef Eflani'de, Ovacık'ta ve Safranbolu'da 5 maden ruhsatıyla ve 7200 futbol sahası büyüklüğünde yeri madenlere açarak hem büyük bir çevre katliamı yapılıyor hem de Karabük gibi bir yerde ormanlar katlediliyor. Bu konuya dikkat çekiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak özellikle Karadeniz'e sesleniyorum.

Bu iktidarın son iki yılına girmişken -en fazla yani kaçsa kaçsa, 2 yıl sonra, 15 gün kalmış oluyor seçime. Bugün 3 Mayıs, seçimler 2 yıl sonra en geç 14 Mayıs'ın olduğu hafta yapılmak zorunda- ve birileri giderayak Karadeniz'i, özellikle Ordu'yu, Giresun'u ve Karabük'ü inanılmaz bir madencilerin talanına açmış durumda.

AKP'Lİ VE MHP'Lİ SEÇMENE ÇAĞRI: ''BU ORMANLAR GİDERSE GERİ GELMEZ''

Buradan AK Parti'ye, MHP'ye geçmişte oy vermiş, gönül vermiş bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu ormanlar giderse geri gelmez! Siyanürlü altın araması, zaten yüksek olan kanser oranlarını iyice yukarıya tırmandırır. 'Bakır' diyorlar, altına çeviriyorlar; bakır da olsa altın da olsa fark etmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenlere karşı değiliz ama vahşi madenciliğe, özellikle orman katliamıyla Karadeniz'de yapılmaya çalışılan vahşi madenciliğe karşıyız. Ve hangi siyasi görüşten olursa olsun tüm Karabüklüleri vahşi madenciliğe karşı ayağa kalkmaya ve mücadeleye davet ediyorum.

"DEVLET HASTANESİ YOK"

Karabük'te şu anda... Okudum, inanamadım, sordum; devlet hastanesi yok. Devlet hastanenizi 2012 yılında yıkmışlar. 2015'te de 5.000 Evler'deki Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi'ni yıkmışlar. Yıllar geçmiş, yenisi yapılmamış. Kronik hastalıklar, bilhassa kanser hastaları Ankara yollarında helak oluyor.

2017'de Eskipazar'a bir hastane yapmışlar, yanlış zemin etüdü yüzünden 2019'da kullanılamaz hale gelmiş. 154 milyon lira çöpe gitmiş. Yenisi için 311 milyon liralık yeni bir ihale yapılması gündemde.

Ovacık'ta 2020'de 10 milyon liraya hastanenin yapımına başlanmış. Dört yıl içinde ihaleyi yapan firma yapamamış bırakmış, şimdi 85 milyon liraya yeniden hastanenin yapılması için ihale yapılmış.

"İKİNCİ SÖZÜMÜZ DE ORMAN KÖYLÜLERİNE OLSUN"

Karabük için şunu söyleyelim; 2831 kooperatif var Türkiye'de. 278.000 ormancı, orman köylüsü bu orman kooperatifleri birliğine bağlı kooperatiflere üye. 1 milyon 150 bin kişinin yaşamını, geçimini ilgilendiren bir mesele. Ve orman köylüsünün önemi, ormanın sağlığı için, orman yangınlarının önlenmesi için, ülke ekonomisi, şehir ekonomisi için fevkalade.

O yüzden orman köylüleri için yepyeni bir modelle kooperatiflerin desteklenmesi, öyle dışarıdan gelen zengin şirketlere ihaleyle kesim işleri verilip köylünün işçileştirilmesi değil; kendi sorumluluk alanlarında yangınla mücadele etmesi, gençleştirme, budama işlerinin yapılması, her türlü sanayi ormancılığı için görevin üstlenilmesi için orman köylülerine yepyeni bir kanunla yepyeni bir sayfa açacağız. Karabük'ten, Kardemir işçisinden sonra ikinci sözümüz de orman köylülerine olsun. Sizi seviyoruz, değerinizi biliyoruz.''

"EMEKLİNİN TOPLAMINI YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA TUTAN DÜZEN KURDULAR"

Düşünün, bu iktidar, bu iktidar öyle bir iktidar ki, açlık sınırı 35 bin lira, emekliye 20 bin lira veriyor. İki emekli bir araya gelse açlığı ancak geçiyor. Beş emekli bir araya gelse yoksulluktan kurtulamıyor. Beş emekli Ziraat Bankası'na gidecekler, kartı sokacaklar, beşi de emekli maaşını çekecek, aralarında kura çekip bütün maaşları birine verecek, öbür dört tanesi açlıktan ölecek, yine de o kişi insanca, yoksulluktan kurtulacak bir maaş alamıyor. Beş emeklinin toplamını yoksulluk sınırının altında tutan, iki emeklinin bir araya gelse açlıktan kurtulamadığı bir düzen kurdular.

"İLK GELDİĞİMİZDE 100 GÜN İÇİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI BİR ASGARİ ÜCRETE ÇIKARILACAK"

Birazdan söyleyeceğim yapacaklarımız içinde ama emekliler için en önemli, en önemli vaadimiz... Emekliler için en önemli vaadimiz şudur: Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında, ilk yıl, ilk geldiğimizde 100 gün içinde en düşük emekli maaşı bir asgari ücrete çıkarılacak.

"AK PARTİ'NİN İKTİDARDA KALMASININ MALİYETİ 42'DEN 20'YE DÜŞÜŞ"

Bugün için bu önemli bir vaat ya da gerçekleştirilmesi zor bir vaat olarak görünüyor. Hiç öyle değil. Bu ülkede en büyük sorun şu; vasata, kötüye razı edilmek ve bunu kabullenmek. Ne münasebet kabulleniyoruz? Hangisi yaşam koşullarından, lüksünden taviz veriyor da emekli versin? Niçin emekliden isteniyor? Bu iktidar geldiğinde, 3 Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı 1 de değil, 1,5 asgari ücretti. Beğenmedikleri Ecevit'in üçlü koalisyon hükümeti görevi bunlara verirken en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz 28 bin liradan hesaplayın asgari ücreti, bugünkü parayla 42 bin lira emekliler maaş alıyordu. Sadece AK Parti'nin iktidarda kalmasının maliyeti 42'den 20'ye düşüş. Kaldı ki biz asgari ücret olarak 28 değil 39 bin lirayı hesapladık, öneriyoruz. Öyle olduğunda en düşük emekli maaşının 57 bin lira olması lazım. Bugün bakınca imkansız gibi geliyor ama bu iktidardan hemen önce öyleydi.

"EMEKLİLERE HATIRLATIRIM..."

Emeklilere hatırlatırım, bu iktidar geldiği gün, şimdi 42 bin'e çok, 57 bin'e imkansız diye düşünenlere hatırlatırım; bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugünkü parayla 80 bin lira. Bugün en düşük emekli maaşı 2 çeyrek altın alamıyor. Bu ülke, dünya emeklilerine kalkınmadan pay verirken, refah payı verirken, refah payını kalkınmanın üstünde verirken, bu ülke çeşitli oyunlarla, enflasyon oyunlarıyla sürekli emekliden çalıyor. Onun için, öyle imkansızı söylemiyoruz. Sandık gelecek, bu meydan sandığa koşacak, hakkını söke söke geri alacak.''

İKTİDARA 'GAZZE BARIŞ KURULU' TEPKİSİ

Dün yine hepimizi kahreden, canını sıkan, hırslandıran bir şey yaşandı. Dış politikada ilkesiz, ekonomide beceriksiz, hukukta adaletsiz, yönetimde liyakatsiz bu iktidar, gitti bir masaya oturdu biliyorsunuz. Gazze’de soykırım yapıyor Netanyahu, İsrail. Bunu biz kınıyoruz ama Netanyahu’ya Trump ‘Kahramanım’ diyor. ‘Savaş kahramanı kendisi’ diyor. Erdoğan da zaman zaman ağız ucuyla Netanyahu’ya bir şey söylüyor ama Trump’a ağzını açıp bir şey söylemiyor. Geçtiğimiz günlerde Gazze’ye yardım taşıyan küresel Sumud Filosu’na yine bir saldırı oldu, 20’si Türk, 175 kişiyi gözaltına aldı İsrail askerleri. Erdoğan bununla ilgili bir cümle kurmadı. Niye kurmadı? Çünkü Trump ve Netanyahu yönetimi ile sözde Gazze Barış Masasında oturuyor. Ve Sumud Filosu’na yapılan saldırıyı değil; Gazze Barış Kurulu, bu kurulu biliyorsunuz değil mi? Trump şöyle dedi ya, ‘Gazze’yi gördüm, güzelmiş. Orada Filistinliler’e yer yok. Onları etraftaki beş ülkeye yollayacağım. Oraya oteller, kasinolar yapacağım. Önünde de -Doğu Akdeniz’i diyor- petrol varmış, doğal gaz varmış. Onları da istiyorum’ diyor. Bu söylediklerini çizdi. Böyle büyük oteller, kasinolar, lüks yerler ve oraya bir plan yaptı. Bu planı yayınladı ve Gazze Barış Kurulu diye bir şey kurdu. Dünyanın aklı başında, demokratik hiçbir lideri oraya gitmezken, örneğin dostumuz, canımız, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez başta olmak üzere. Bizimkiler koşa koşa gitti, oturdu. Biz dedik ki, ‘Ya Filistin’in olmadığı masada ne işiniz var?’ ‘İsrail de yok’ dediler. İki gün kala Trump bir oldu bitti ile İsrail’i de oturttu. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan son toplantıda İsrail Dışişleri Bakanı’yla ve Trump’ın adamlarıyla birlikte orada oturdu. Gazze’yi işgal masasında. İşte o Gazze Barış Kurulu, Sumud Filosu’na saldırı yapıldı ya, saldırıya bir şey demiyor. Filodaki insanlara ‘Gösteriş yapıyorsunuz’ diyor. Destek paylaşımlarına ‘İğrenç paylaşımlar’ diyor. Bu açıklama Gazze Barış Kurulu adına yapılıyor ve o kurulda bulunduğu için bu açıklamanın altında Türkiye’nin de, Erdoğan’ın da, Hakan Fidan'ın da imzası var. Biz açıklamayı kınıyoruz, bunlar açıklamanın sahibi olarak susuyorlar. Buradan Erdoğan’ı bir kez daha uyarıyorum. Artık Trump’tan korkma, Allah’tan kork. Allah’tan kork. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü Genel Başkanımız Bülent Ecevit nasıl Yaser Arafat’ın dimdik arkasında durduysa, biz de Filistin’in öyle arkasında duruyoruz. Biz Altıncı Filo geldiğinde ona karşı selam duranların, ona doğru namaz kılanların değil; onu denize döken Deniz Gezmiş’lerin tarafındayız.

BARRACK'A VE TRUMP'A SESLENDİ

Buradan bir kez de Karabük’ten söyleyeyim. Amerika’nın Dışişleri Bakanı Erdoğan için ‘Trump’la 5 dakika görüşmek için yalvarıyor’ dedi. Türkiye’deki Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack dünya kadar saçma sapan laf etti ama ‘Trump akıllı adam, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor, her şeyi alacak’ dedi. Biliyorsunuz, uçak siparişini aldılar 250 tane. Pahalı LNG siparişini yani pahalı sıvılaştırılmış doğalgazı Türkiye’ye sattılar. Türkiye’den çeşit çeşit taviz aldılar, en çok da kıymetli, nadir toprak elementleri için Erdoğan’la anlaşmayı yaptılar. Hemen üstüne gittik, Eskişehir’de toprak elementleri, kıymetli toprak elementleri, nadir toprak elementleri için protesto mitingini yaptık, buna izin vermeyeceğimizi söyledik. Barrack diyor ki, Erdoğan’da meşruiyet yok, yani Türkiye’de desteği kalmadı ona destek verip ondan her şeyi alıyor Trump, akıllı adam’ diyor. Geçen gün de çıkıp dediler ki, onlara göre dünyada hangi ülkeyi kimin yöneteceğini artık Amerika kararı veriyor. Venezuela’da yaptılar, Suriye’de yaptılar, Irak’ta denediler, çamura saplandılar. Şimdi Türkiye’de seçim gelecek, Erdoğan gidecek diye tutuyor diyor ki ‘Buralarda demokrasi işlemiyor’ diyor, ‘Bu topraklarda en iyisi meşrutiyet’ diyor. ‘Tek adam yönetimleri’ diyor, ‘Demokrasiyi denedik, buralarda olmuyor’ diyor. Buradan bir kez daha söylüyorum. Barrack’a söylüyorum, Trump’a söylüyorum: Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil. Bu evlatlar o sizin bildiğiniz korkaklardan değil. Denemesi bedava, asla teslim olmayız. Yaşasın demokrasi, kahrolsun Amerika’nın emperyalizmi. Öyle Trump’ın  Barrack’ın askerlerini uçak gemilerine doldurup getirmekle olmaz, bak o askeri görünce Karabük’ten sesleniyor Mustafa Kemal’in askerleri. ”