Küresel ekonomi uzun yıllar boyunca “al–üret–tüket– at” mantığıyla işledi. Doğal kaynakların sınırsız olduğu varsayımı üzerine kurulan bu lineer model, büyümeyi hızlandırırken gezegenin sınırlarını da zorladı. Bugün ise artan atık miktarı, hızla tükenen kaynaklar ve derinleşen iklim krizi, üretim ve tüketim alışkanlıklarının köklü bir dönüşümden geçmesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise döngüsel ekonomi yer alıyor.
Döngüsel ekonomi, ürünlerin ve malzemelerin mümkün olan en uzun süre kullanımda kalmasını, yeniden değerlendirilmesini ve atık oluşumunun en aza indirilmesini hedefleyen bir yaklaşım. Bu model üç temel prensibe dayanır: atık ve kirliliği daha tasarım aşamasında ortadan kaldırmak, ürün ve malzemeleri mümkün olan en yüksek değerde dolaşımda tutmak ve doğayı yeniden canlandırarak doğal sistemleri güçlendirmek. Amaç yalnızca çevresel etkileri azaltmak değil, aynı zamanda ekonomik sistemin daha dayanıklı ve verimli hale gelmesini sağlamaktır.
DÖNGÜSELLİK TARTIŞMALARI ARTIYOR
Circle Economy’nin Deloitte işbirliğiyle yayımladığı 2024 tarihli Döngüsellik Açığı Raporu’na göre, son beş yılda küresel ölçekte yaklaşık 500 milyar ton malzeme tüketildi. Bu miktar, insanlığın 1900’den bu yana tükettiği tüm malzemelerin yaklaşık yüzde 28’ine karşılık geliyor. Aynı dönemde döngüsel ekonomi üzerine yapılan tartışmaların, politika müzakerelerinin ve akademik çalışmaların hacmi neredeyse üç katına çıktı. Bu artış, kavramın artık çevresel bir yaklaşım olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte bir “megatrend” haline geldiğini gösteriyor.
Dünya Bankası’nın verileri küresel ölçekte her yıl 2 milyar tonun üzerinde kentsel katı atık üretildiğini gösteriyor. Mevcut eğilimler devam ederse bu miktarın 2050 yılına kadar yüzde yetmiş ölçüde artacağı öngörülüyor. Plastik atıklar ise bu tablonun en görünür ve en tartışmalı başlıklarından biri.
Bugün üretilen plastiklerin yalnızca sınırlı bir bölümü (yaklaşık yüzde 9) geri dönüştürülebilirken önemli bir kısmı doğaya karışıyor ya da depolama alanlarında birikiyor. Okyanuslara her yıl milyonlarca ton plastik atığın ulaştığı tahmin ediliyor. Bu durum yalnızca ekosistemler için değil, gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından da ciddi riskler yaratıyor.
ARTIK BİR TERCİH DEĞİL
Kaynak baskısı ve atık sorununun büyümesi, döngüsel ekonomiyi yalnızca çevresel bir tercih olmaktan çıkararak ekonomik bir zorunluluk haline getiriyor. Artan hammadde maliyetleri, tedarik zinciri kırılganlıkları ve enerji krizi, üretim süreçlerinde verimliliği ve kaynak kullanımını yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Döngüsel model, şirketler için maliyetleri azaltma, kaynak bağımlılığını düşürme ve yeni iş modelleri geliştirme fırsatı sunarken kentler ve toplumlar için de daha az atık, daha temiz çevre ve daha dayanıklı yerel ekonomiler anlamına geliyor. Son yıllarda birçok ülke ve kent, döngüsel ekonomi politikalarını hızlandırmış durumda. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında geliştirdiği düzenlemeler, ürünlerin tasarım aşamasından itibaren daha uzun ömürlü, tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir olmasını hedefliyor. Tek kullanımlık plastiklerin sınırlandırılması, depozito iade sistemleri ve atık azaltım hedefleri bu dönüşümün en somut adımları arasında yer alıyor. Türkiye’de de atık yönetimi, geri kazanım ve kaynak verimliliği başlıkları giderek daha fazla gündeme geliyor.
Döngüsel ekonominin başarısı yalnızca büyük ölçekli politikalar ve sanayi dönüşümüyle sınırlı değil. Gündelik yaşamda atılan küçük adımlar da bu sistemin parçası. Daha az tüketmek, ürünleri daha uzun süre kullanmak, tamir etmek, yeniden değerlendirmek ve geri dönüşümü desteklemek bireysel düzeyde önemli katkılar sağlıyor. Tasarım süreçlerinin atık üretmeyecek şekilde kurgulanması, yerel üretim ve paylaşım modellerinin güçlenmesi geleceğin ekonomik sistemine ilişkin ipuçları sunuyor.
DÖNGÜSEL EKONOMİ İKLİM HEDEFLERİ İÇİN NEDEN KRİTİK?
Avrupa Döngüsel Ekonomi ve Kaynak Kullanımı Merkezi (ETCCE) tarafından yayımlanan 2026 tarihli rapor, döngüsel ekonomi uygulamalarının iklim değişikliğinin azaltılmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Rapora göre ürünlerin daha uzun süre kullanılması, yeniden kullanım ve geri dönüşüm oranlarının artırılması ile malzeme verimliliğinin yükseltilmesi, enerji yoğun birincil hammadde üretimini azaltarak sera gazı emisyonlarını doğrudan düşürüyor. Raporda yer alan analizlere göre döngüsel ekonomi ve iklim ilişkisini inceleyen çalışmaların yüzde 44’ü atık yönetimi ve geri dönüşüm sektörüne odaklanıyor. İnşaat ve yapı malzemeleri yüzde 22 ile ikinci sırada yer alırken sanayi ve imalat sektörü yüzde 11’lik payla üçüncü sırayı oluşturuyor.
Tarım ve gıda sistemleri ise yaklaşık yüzde 9’luk payla öne çıkan diğer alanlar arasında. Bu veriler, özellikle atık, inşaat, üretim ve gıda sistemlerinde uygulanacak döngüsel stratejilerin iklim hedeflerine ulaşmada kritik rol oynayabileceğini gösteriyor.