Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Ormanı anlamadan koruyamayız'

Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Ormanı anlamadan koruyamayız'

30.04.2026 04:00:00
Güncellenme:
Ayça Ceylan
Takip Et:
Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Ormanı anlamadan koruyamayız'

“Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, ormanların görünmeyen ekosistem ilişkilerine dikkat çekerken, uzmanlar doğa okuryazarlığının toplumsal dayanıklılık açısından önemine vurgu yaptı.

Ağaçlar yalnızca gövdeleri, dalları ve yapraklarıyla var olmaz. Köklerinin altında, mantar ağlarıyla, mikroorganizmalarla, suyla ve çevresindeki canlılarla ilişki kuran geniş bir yaşam sistemi vardır.

Boyner’in Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği ve Warner Bros. Discovery işbirliğiyle hayata geçirdiği “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, bu görünmeyen ilişkilere dikkat çekiyor. Çanakkale’de yürütülen saha çalışmaları, yangın farkındalığı ve ekosistem eğitimleri, belgesel dizisi ve kapsül koleksiyonla proje; ormanlara yalnızca afet sonrası değil, yaşamın sürekliliği açısından bakmayı öneriyor.

Image

Prof. Dr. Doğanay Tolunay

Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile orman ekosistemlerini, Çanakkale’nin kırılganlığını, yangın sonrası iyileşme süreçlerini ve doğa okuryazarlığının neden toplumsal dayanıklılık meselesi olduğunu konuştuk.

- “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, ağaçların kökleri ve mikorizal ağlar aracılığıyla kurduğu görünmeyen ilişkilere dikkat çekiyor. Sizce ormanları yalnızca ağaçlardan oluşan bir alan gibi değil, bütünlüklü bir yaşam sistemi olarak kavramak neden önemli?

Bir ormanı sistem yapan, tüm canlılar ile hava, su, toprak gibi cansız varlıklar ve bunlar arasındaki ekolojik süreçler. Ağaçlar kökleri aracılığıyla sadece su ve besin alışverişi yapmıyor, çevresel streslere karşı birbirlerini uyarırken birlikte tepki geliştiriyor. İklim krizinin etkileri arttıkça bu hassas denge kırılganlaşıyor. Uzayan kuraklık dönemleri, ani sıcaklık dalgaları ve değişen yağış rejimleri, ormanların dayanışma mekanizmalarını zorluyor. Parçalanan habitatlar, yanlış arazi kullanımı ve bilinçsiz müdahale, ormanın kendini onarma kapasitesini zayıflatıyor. Bu nedenle, riskleri ortaya çıkmadan önce azaltan, ekosistemin bütünlüğünü koruyan ve doğanın kendi işleyişine alan tanıyan bir anlayışa ihtiyaç var. Çünkü ancak bilimsel veriye dayalı, yerel koşulları dikkate alan ve toplumsal farkındalıkla desteklenen bir yaklaşımla bu kırılgan dengeyi koruyabiliriz.

YANGIN RİSKİ BÜYÜYEN BİR COĞRAFYA

- Çanakkale neden bu çalışma için kritik bir saha niteliği taşıyor? Bu bölgeyi ekolojik kırılganlık açısından özel kılan başlıca etkenler neler?

Çanakkale, Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında geçiş hattında yer alan yüksek biyoçeşitliliğe sahip kritik bir ekosistem. İklim krizinin etkilerinin en görünür ve kırılgan olduğu eşik bölgelerden biri. Çanakkale Boğazı’nın yarattığı hava koridoru nedeniyle bölgede hızı saatte 50-60 kilometreyi aşan rüzgârlar görülüyor. Sıcaklık artışı, kuraklık ve rüzgâr bölgedeki yangın riskini artırıyor. Çok parçalı orman yapısı yangın kontrolünü zorlaştırırken, bu bölgedeki yerleşim yerleri ve orman arazilerinin yakın olması yangın potansiyelini yükseltiyor.

- Her yangın sonrası aynı iyileşme sürecinden söz etmek mümkün mü? Bir ormanın kendini yenileyebilmesiyle dış müdahale gerektirmesi arasındaki farkı hangi unsurlar belirliyor?

Burada belirleyici olan, türlerin yangın sonrasında kendini ne ölçüde yenileyebildiği. Örneğin makilik alanlar ve meşe türleri çoğu zaman kökten ya da kütükten yeniden sürgün verebiliyor. Kızılçam kozalakları aracılığıyla tohumla kendini yenileyebilen bir tür. Buna karşılık karaçam ve göknar gibi türlerde toparlanma kapasitesi daha sınırlı olabiliyor.

Bir diğer önemli unsur yangının şiddeti. Düşük şiddetli yangınlardan sonra doğa çoğu zaman kendini yenileyebiliyor. Ancak yüksek şiddetli yangınlar ve genç ormanlarda doğal süreç yetersiz kalabiliyor. Böyle durumlarda ağaçlandırma çalışmaları yapmak gerekebiliyor. Çanakkale’de de bunu net biçimde gördük. Kent merkezi çevresinde 2025’te yanan kızılçam ormanlarının önemli bir bölümü genç ormanlardan oluştuğu için ağaçlandırma çalışmaları başlatıldı. İç kesimlerde ise bazı alanlarda doğal yenilenme süreci esas alındı, yer yer tohum atımıyla bu süreç desteklendi.

Image

Projenin paydaşları: Orçun Kızıldağ, Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık, Doğanay Tolunay, Beste Toksoy Balcı.

FARKINDALIKTAN DAYANIKLILIĞA

- Doğa okuryazarlığı bugün yalnızca bir çevre eğitimi değil, aynı zamanda toplumsal dayanıklılık meselesi. Proje kapsamında bu alanda yapılan çalışmalar neler, nasıl bir dönüşüm yaratabilir?

Doğa okuryazarı olmak; doğayı yalnızca sevmek değil, riskleri önceden fark etmek ve davranışlarını buna göre dönüştürebilmek demek. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi tam bu noktadan hareket ediyor. Çanakkale’de yangın farkındalığı ve ekosistem eğitimleriyle başlayan saha çalışmaları, köylerden üniversite kampüslerine uzanıyor. Yerel halk, topluluklar, üniversite öğrencileri ve çocuklarla yürütülen bu çalışmalarla doğa okuryazarlığının günlük hayatla daha güçlü bir bağ kurması hedefleniyor. Belgesel dizisi ve kapsül koleksiyonla da bu anlatının daha geniş kitlelere yayılması amaçlanıyor.

- Projenin bir de belgesel ayağı var. Bu süreçten biraz söz eder misiniz?

Projenin belgesel dizisi, ormanın görünmeyen iletişim ağını daha geniş kitlelere anlatabilmek açısından çok kıymetli. Çünkü bilimsel bilgiyi anlaşılır kılmanın en güçlü yollarından biri, güçlü hikâye anlatımı. Yapımı Warner Bros. Discovery tarafından gerçekleşecek bu belgesel dizisi tam olarak böyle bir rol üstlenecek. Projenin bu yönü, farkındalık çalışmalarına daha büyük çerçeveden bakmamızı sağlayacak ve etki alanını büyütecek. Ülkemiz ormanlarında çekilecek belgeselin ormanların önemini tüm dünyaya anlatabilme fırsatı sunması bizleri heyecanlandırıyor.

- Bu söyleşi serisinde tüm konuklarıma yönelttiğim bir soruyla bitireyim: Bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz, neden?

Toroslarda yaşayan sedir ağaçları beni her zaman etkilemiştir. Öncelikle tarihin ilk yazılı destanı Gılgamış’ta yer alan ağaç türüdür. Gılgamış sedir ormanlarını keser. Bir bakıma ilk ormansızlaşma kaydıdır bu destan. Ayrıca sedir ormanları 1200-2000 metreler arasındaki sarp, taşlık ve kayalık arazilerde neredeyse başka bir ağacın yaşayamayacağı dağlarda büyür. Bu zor koşullarda birkaç bin yaşına kadar yaşayabilir. Dağların soğuk ve karlı koşullarına da uyum sağlamıştır. Gençleşmesi için tohumlarının karın içinde yaklaşık bir ay kalması gerekir örneğin.

ORMANLARI KORUMAK İÇİN 3 ACİL ADIM

- Ormanı yalnızca yangın sonrasına odaklanarak değil, iklim değişikliğini de dikkate alarak ekosistemin bütününü ve biyolojik çeşitliliği koruyarak ele almak. Çünkü toprağın, suyun, havanın ve türler arasındaki dengenin bozulması, ormanın kendini yenileme kapasitesini de zayıflatıyor.

- Riskler ortaya çıkmadan önce önleyici bir planlama yapmak. İklim krizinin etkileri kadar, özellikle insan-orman etkileşiminin artması da yangın riskini artırıyor. Bu nedenle bilimsel veriye dayalı, yerel koşulları gözeten bir yaklaşım benimsemek gerekiyor.

- Toplumsal farkındalığı güçlendirmek. Yangınların yüzde 90’ının insanlar tarafından çıkarıldığından hareketle yereldeki insanların, gençlerin ve çocukların bilinçli paydaşlara dönüşmesi; yangın riskini erken fark edebilen ve doğayla daha bilinçli bir ilişki kurabilen bir toplumsal bilinci destekliyor.