2025 yılı, yargı bakımından kritik kararlara sahne oldu. Birçoğu tepki çeken kararlara karşın iktidar, geri adım atmadı. Demokratik Kitle Örgütleri, tüm bu kararlara karşın mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Yıl boyu mücadele eden ve hak, hukuk, adalet peşinde olan kuruluşların 2025 yılı görüşlerini ve 2026 yılına yönelik beklentilerini derledik. İşte onlar:
‘KEMALİZM’İN NAMUS SESİNİ BİR SİS ÇANI GİBİ YURDUMUZ SEMALARINA ASACAĞIZ’
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt: Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti; Batı emperyalizminin 2003 yılında 21. yüzyıl Sevr’i olarak yürürlüğe soktuğu Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP), 22 ilimiz ile Dicle ve Fırat’ımızı kopararak ülkemizi bölme amaçlı haritasını gerçekleştirmek üzere yoğunlaştırdığı saldırıları altında uğurluyor 2025 yılını. 1950’den itibaren iktidara gelen laik cumhuriyet ve antiemperyalist tam bağımsızlıkçı yönetim anlayışı karşıtı siyasi kadroların Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan sapmalarının ve emperyalizm ile kadim iş birlikçileri dinci gericiliğe ve etnik bölücülüğe verdikleri ödünlerin sonucu olarak Cumhuriyetimiz 103. yaşını siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel krizlerle karşılamak durumunda kaldı yazık ki. Bu olumsuz tabloya karşın milletçe; insan olarak eşit ve özgür birey olmanın bilincine varmış kadınlarımıza, yürekli aydınlarımıza, doğru liderlik, doğru kadro ve doğru yol haritasıyla bütün sorunları aşabildiğini defalarca kanıtlamış her yaştan milyonlarca gencimize ve şaşmaz bir pusula olan Kemalizm’e sahip olmanın güveniyle 2026 yılına umutla bakıyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 358 şubemiz, 47 Temsilciliğimiz, 85 bin üyemiz ve on milyonlarca Mustafa Kemal’in Askeri yurttaşımızla Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararında olduğumuzu yineliyor, aziz Milletimizin yeni yılını sağlık, esenlik ve mutluluk dileklerimizle kutluyoruz.
‘HUKUKA GERİ DÖNÜŞ İRADESİ BEKLİYORUM’
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu: 2025 yılı, yargı açısından krizin istisna olmaktan çıkıp süreklilik kazandığı bir yıl oldu. Artık tek tek hukuka aykırılıklardan değil, hukukun işletilmediği bir düzen algısından söz ediyoruz. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasıyla birlikte, Türkiye fiilen anayasalı ama anayasal olmayan bir devlet pratiğine sürüklendi. Yargı, hak arayanın başvurabileceği bir güven alanı olmaktan çok, siyasi iklimin etkisine açık bir baskı mekanizması gibi çalıştı. Tutuklama tedbirinin cezaya dönüşmesi, ifade özgürlüğünün soruşturma konusu haline gelmesi, savunmanın kriminalize edilmesi; 2025’in hukuk fotoğrafıdır. Bu tabloyu “olağan” saymak en büyük tehlikedir. Çünkü hukuksuzluk, en çok normalleştiğinde kalıcı olur. Yeni yılda da benzer sorunlar yaşanabilir. Ama aynıları değil. Hukuksuzluk artık kaba ve istisnai yöntemlerle değil, idari kararlar, soruşturma teknikleri ve yargısal sessizlik üzerinden ilerliyor. Daha “sofistike”, daha örtük ama aynı ölçüde yıkıcı. En büyük risk şudur: Toplumun ve hukukçuların, “alışmak” ile “kabullenmek” arasındaki çizgiyi fark etmemesi. Şunu açıkça söylemek gerekir: Eğer bu sorunlar devam ederse, mesele yalnızca avukatların, gazetecilerin ya da siyasetçilerin meselesi olmaktan çıkar; herkesin gündelik hayatına değen bir adaletsizlik rejimine dönüşür. Bizim itirazımız tam da bu yüzden sürüyor. Çünkü biz kazanmayı, hayatta kalmak değil; insan kalabilmek olarak tarif ediyoruz. 2026 yılından beklentim temkinli ama nettir: Yeni yıldan bir “mucize” değil, hukuka geri dönüş iradesi bekliyorum. Bu ülkenin Anayasası yürürlüktedir. AYM kararları bağlayıcıdır. Savunma hakkı pazarlık konusu değildir. Bunlar birer temenni değil, hukukun asgari şartlarıdır. Yargının yeniden bağımsızlık ve tarafsızlık iddiası taşıyabilmesi için, öncelikle siyasi saiklerle hareket ettiği algısından kurtulması gerekir. Bu da ancak hukuku, kişilere ve konjonktüre göre eğip bükmeyi bırakmakla mümkündür. Barolar, hukuk örgütleri ve avukatlar açısından ise beklentim açık: geri çekilmek değil, daha fazla söz almak. Çünkü bugün susulan her an, yarın daha ağır bedellerle karşımıza çıkıyor. Mesleğimizin mücadele olduğunu hiç unutmadan devam edeceğiz.
‘CUMHURİYETİN TÜM KURUM VE KURULUŞLARI HEDEF ALINDI’
Türk Hukuk Kurumu Başkanı Nail Gürman: Yargı, Cumhuriyetin Hukuk Devriminin temelidir. Öncelikle büyük fotoğrafa baktığımızda uzun süredir, sadece yargı değil, Cumhuriyetin tüm kurum ve kuruluşları hedef alınmıştır. Anayasayı, AİHM kararlarını tanımamak demokrasimizin ayıbıdır. Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı “Devletin değil, milletin Anayasasını yapacağız’’; derken bir yıldır Meclisi anlamsız ve amaçsız komisyon çalışmalarıyla oyalamaktır. Anayasanın özellikle giriş ve değişmez maddelerinin ve buna temel oluşturan maddelerinin değiştirilmesinin teklifi bilinmelidir ki ‘’anayasanın manevi cebir ile ihlalidir! Özellikle, iktidar partilerini uyarıyoruz! Dost düşman herkes bilmelidir ki bu çabalar boşunadır. “Türkiye Cumhuriyeti Sonsuza Kadar Yaşayacaktır.” Mutlu ve umutlu bir yıl dileği ile.