Yeni Zelandalı Herbert Dean Christophers. Birinci Dünya Savaşı’nda dört oğlunu farklı cephelerde kaybetmiş bir ailenin torunu. Ailesinin hikâyesi, tek bir askerin değil, kaybolmuş bir kuşağın hikâyesini taşıyor.
O kuşağın bir parçası da Herbert’in büyük amcası Victor. Henüz 29 yaşındayken Gelibolu’da hayatını kaybediyor. Çiftçilerle çalışan, iyi bir binici, sevilen ama kekemeliği nedeniyle konuşmakta zorlanan bir genç adam.
Yeni Zelanda, o dönemde İngiliz İmparatorluğu’nun parçası. Savaş ilan edildiğinde Victor gibi binlerce genç gönüllü oluyor. Kısa süre sonra Mısır’a, ardından Gelibolu’ya gönderiliyorlar. Başta bir “macera” gibi görülen şey, kısa sürede bir yok oluşa dönüşüyor.
Ailenin dört oğlunu birden kaybetmesi, sadece bireysel bir trajedi değil, bir kuşağın silinmesi anlamına geliyor. Herbert’ın “Bugün çok küçük bir aileyiz. Çünkü bir nesil tamamen yok oldu” sözleri, savaşın geride bıraktığı sessiz yıkımı anlatıyor.

Herbert bugün geriye dönüp baktığında bunu açıkça söylüyor: “Oraya gitmemiz yanlıştı.”
Ama Gelibolu onun için sadece bir kayıp değil. Aynı zamanda bir karşılaşma.
Herbert, 2015 yılında, Anzak törenleri için Gelibolu’ya geliyor. Büyük amcası Victor’un izlerini Gelibolu’da adım adım takip ediyor. Karaya çıktığı kıyıyı, yürüdüğü patikaları, vurulduğu noktayı adım adım takip ediyor. Sonunda mezarı başında duruyor. Ve orada, hiç beklemediği bir bağ kuruluyor. 27. Alay Komutanı Halis Bey’in torunu Serdar Ataksor ile tanışıyor. Biri Anzak askerinin torunu, diğeri Osmanlı subayının…
Yan yana geliyorlar. Konuşuyorlar. Herbert, amcasının yazdığı bir mektuptan söz ediyor. Serdar, dedesinin notlarını çıkarıyor. Ve bir anda fark ediyorlar: Dedeleri, aynı gün, aynı hatta, karşı karşıya gelmiş olabilir.
Yüz yıl sonra, aynı yerde.
Herbert, “Orada huzur, saygı ve bağ hissediyorum” diyor.
Victor’un annesine yazdığı mektup ise savaşın en çarpıcı tanıklıklarından biri.
“Burası çok güzel… bana Stewart Adası’nı hatırlatıyor…. Her şey güzel… insanın yaptığı hariç.”
Bugün Gelibolu, artık sadece bir cephe değil. Türkler ve Anzaklar arasında kurulan bir hafıza köprüsü.
Herbert, Gelibolu ziyaretinde amcasının mezarı başında Mustafa Kemal Atatürk’ün Anzak annelerine hitabını okuduğunu da anlatıyor: “Artık onlar bizim evlatlarımızdır.”
Bu sözlerin kendisi için çok güçlü bir anlam taşıdığını söyleyen Herbert, Yeni Zelanda’da Atatürk anıtı olduğunu anımsatıyor.

‘VİCTOR AMCA EVE DÖN’
Ama Herbert’in hikâyesinde en çarpıcı an, geçmişe değil, hiç yaşanmamış bir geleceğe ait.
Herbert “Victor bugün karşısında olsaydı, ona ne söylemek isterdiniz” soruma hiç düşünmeden yanıt veriyor:
“Silahını bırak, eve dön. Sevdiğin kadınla evlen. Çocukların olsun. Hayatını yaşa. Seni savaşta değil, hayatta görmek isterdim.”

‘ARAMIZDAKİ BAĞI MUSTAFA KEMAL KURDU’
27. Alay Komutanı Binbaşı Halis Beyin torunu Serdar Ataksor da “Herbert ile aramızdaki bağı kuran kişi Mustafa Kemal’dir” diyor ve ekliyor: “Büyük amcası Outpost 2 Anzak mezarlığında yatmakta. Her gittiğimde kabrini ziyaret ederim. Herbert ile Yeni Zelanda televizyonu için birlikte bir söyleşimiz oldu.”
Ataksor’un son sözleri yoğun duygular yaşatan bu söyleşilere nokta koyuyor:
“Mustafa Kemal’in dediği gibi Herbert’ın amcası artık bizim evladımız.”
