AP Türkiye Raportörü Amor: ‘Siyasi isteklilik gerekiyor’

Avrupa Parlamentosu’nda geçen mayıs ayında kabul edilen, Türkiye’ye yönelik en sert çıkışlardan biri olarak görülen raporu hazırlayan AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, ilişkilerde mevcut durum hakkındaki soruları Cumhuriyet'e yanıtladı.

16 Ekim 2021 Cumartesi, 04:00
AP Türkiye Raportörü Amor: ‘Siyasi isteklilik gerekiyor’
Abone Ol google-news

ABD’ye bağımlılığı azaltma çağrılarının arttığı Avrupa Birliği’nde (AB) daha etkin bir savunma ve dış politika oluşturma arayışı sürüyor. Transatlantik ilişkilerde yaşanan dalgalanmaların, kurulan-bozulan ittifakların arasında ise gözler Ankara-Brüksel ilişkilerinin seyrinde. Türkiye’nin adaylık müzakereleri uzun süredir dondurucuda. Son dönemde, AB hattından Ankara ile ilişkilerin geçen iki yıllık sürece göre biraz daha olumlu ilerlediği yönünde açıklamalar gelse de taraflar arasında Doğu Akdeniz, Kıbrıs konuları her an alevlenecek kriz başlıklarından. Birlik, Türkiye’ye demokrasi, insan hakları, hukuk, özgürlükler konusunda eleştirilerini sürdürüyor. Artık söz, eylem planı değil, uygulama görmek istiyoruz mesajını yineliyor.

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) geçen mayıs ayında kabul edilen, Türkiye’ye yönelik en sert çıkışlardan biri olarak görülen raporu hazırlayan AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’la ilişkilerde gelinen noktayı konuştuk. Amor, AP içinde şu anda Türkiye’nin üyelik müzakerelerini destekleyen bir çoğunluğun olduğunu söylüyor ama olumlu pencere açmak için Türkiye’de siyasi istekliliğin olması gerektiği görüşünü de dile getiriyor. 

- Geçen mayısta AP’ye sunduğunuz raporun ardından Türkiye-AB ilişkilerinde hangi noktadayız?

Mayıs ayındaki rapor dediğiniz gibi çok kritikti. Parlamento olarak Türkiye’nin söylemlerini, eylem planlarını uygulamaya dönüştürmesini istiyoruz, beklediğimiz bu. Bazı sinyaller alırsak, yeni bir döneme girebiliriz. Son iki yıla bakarsak, bence bu daha iyi bir dönem. Çevre, güvenlik ve sağlık gibi alanlarda üst düzey görüşmelere devam ediyoruz. Ancak Osman Kavala davasında Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin serbest bırakılması kararının uygulanmaması bir sorun. Bu, AB ile Türkiye arasında politik bir eleştiri konusu değil, bir yargı kararı, hukuk konusu. Neden uyulmadığını anlamakta zorlanıyorum. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin imajı ile de ilgili. Bir yargı kararını beğenmeyebilirsiniz ancak saygı duymak, uymak zorundasınız. Ben bu son Türkiye ziyaretimi asıl olarak Kavala davası için, o ve yakınlarıyla dayanışmada bulunmak için yaptım. Ancak mahkemeden çıkan sonuç benim için Türkiye adına kaçırılan bir fırsat. Kavala ve Demirtaş’ın serbest bırakılması, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni koşulların yaratılmasının bir işareti olabilir. Siyasi gerekçelerle uydurulmuş davalar sona erdirilmeli.

‘GÖÇ KONUSUNDA GÜVENİLİR MÜTTEFİK’

- Kimi çevrelere göre AP ile AB Konseyi arasında Türkiye’ye yaklaşım farkları var... Konsey, Türkiye ile ilişkilerde son dönemde üyelik müzakerelerine pek de değinmeden diyaloğun süreceği alanlara, ortak işbirliği konularına odaklanmayı tercih ediyor gibi. AP’de Türkiye’ye yönelik demokrasi, hak ve özgürlükler konularında daha sert vurgulu çıkışlar dikkat çekiyor... 

Biz Türkiye ile üyelik müzakere sürecinin devam etmesini, olumlu ilerlemeleri görmek istiyoruz. Elbette Türkiye, AB’nin kriterleri olan bu reformları yapıp yapmamakta özgür, ama bunun sonuçları olacaktır. Şu anda çoğunluk diyebileceğimiz bir oranda AP içinde Türkiye’nin üyelik sürecini, müzakereleri destekleyen bir grup var. Ancak süreç kritik, ilerleme olup olmadığını görmek önemli. Konsey ise AP’den farklı. Birliğin dış politikasının koordinasyonunu da yapar. AP, AB’nin Türkiye’yle ilişkilerinde son dönemdeki gelişmelere işaretle, olumlu ilerlemeler olduğu yönünde, ancak insan haklarına ilişkin kaygılarını dile getirmeksizin yaptığı bazı açıklamalarından rahatsızlık duydu. Bu tutum Konsey’e de iletildi. Şimdi Konsey’in de AP’nin de aynı tutum, söylemde olduğunu görmekteyiz. 

Parlamento açıkça Türkiye’nin adaylık düşüncesini destekliyor. Eğer bu süreç başarıya ulaşamazsa bu, Türkiye’nin reformları yerine getirme konusunda siyasi isteğindeki eksikler nedeniyle olacaktır. 

- Doğal olarak AB, Türkiye’den üyelik kriterlerini uygulamasını bekliyor. Ancak diğer yandan, özellikle Doğu Akdeniz gerilimini, üye ülkeler Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile koşulsuz dayanışmasını düşünürsek, Türkiye’ye yönelik adil tutum izlendiği kanısında mısınız?

Evet. Elbette kendi politikalarınızı belirleme kararı size ait. Ama mesala Kıbrıs  konusuna gelirsek, Ankara iki devletli çözüm görüşünü masaya getirdi. Bu, BM kararına aykırı. Gemi sondaj konusunda da AB’nin tutumu belli. Bakın karşılıklı güven en önemli konu.

- AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde en büyük tartışmalardan biri de 2015’teki “göç anlaşması”. Kimi çevreler tarafından “kirli anlaşma” olarak da nitelenen uzlaşının halen doğru bir adım olduğunu düşünüyor musunuz? Ankara-Brüksel hattında yeni bir “göç anlaşması” hakkındaki görüşünüz nedir?

Evet, o dönem için doğruydu. Hatırlayın, çok sayıda insan yaşamını Avrupa’ya ulaşma umuduyla bu göç yolunda yitirdi. Ben Balkanlar’da Sırbistan sınırında yaşanan çaresizliği de gördüm. Bu anlaşma daha fazla sığınmacının hayatını kaybetmesini önledi. Göçmen konusunda işbirliğini sürdürmemiz gerek. Ben AP içinde de Türkiye’nin bu konuda gösterdiği çabaların yeterince övülmediğini düşünüyorum, bunu da söylüyorum zaten. Türkiye yedi milyon göçmene ev sahipliği yapıyor, büyük bir sorumluluk. Bunun için Türk yetkililere, toplumuna, belediyelere teşekkür ediyoruz. Türkiye göç olayında güvenilir bir müttefik. Ama AB olarak da biz de gereken destekleri veriyoruz, vermeliyiz. Göçmenlere hizmet ulaştırmak için Türkiye’ye yardımcı olmaya çalışıyoruz. AP, Türkiye’ye finansal destek sağlamak için üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu belirtti.

‘ERDOĞAN, TÜRKİYE ALGISI...’

- Geçen mayıs ayındaki rapordan sonra önümüzdeki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

İyimser olmak istiyorum. Biz masayı kaldırmadık. Demokratik değerler, yargı, hukuk konularına gelince isteksiz olan Türkiye. Bakın daha önce de demiştim, bazen Avrupa kamuoyunda Türkiye denilmiyor, Erdoğan deniliyor. Türkiye dediğiniz zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan algısı var. Ama ben diyorum ki hayır Türkiye sadece Erdoğan değil. Bu zorlu dönemi geride bıraktığımıza inanmak istiyorum. Çünkü sürekli bir şeyleri eleştirmek yorucu. 

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı parlamentodan geçirmesi olumlu bir adım. Türkiye ile üyelik dışında başka formüller arayışında değiliz, katılım sürecinin devam etmesini istiyoruz. Güven ortamı yaratmak için Türkiye’nin taahhüt ettiği adımlara uyduğunu gösteren haberlere ihtiyacımız var. Avrupa’da Covid sonrası yeniden bir şekillenme var, her konuda, buna ekonomi de dahil. Biz, Türkiye’nin de bu süreç içinde olmasını istiyoruz.