1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü… Emeğin görünmeyen yükünü görünür kılan, dayanışmanın en gür sesle yankılandığı gün.
Dünyanın birçok ülkesinde neşeyle, şenlik havasında kutlanan 1 Mayıs, Türkiye’de ise hâlâ bir travmanın gölgesinde yaşanıyor. Bu travmanın adı: Taksim.
1977’den bu yana işçiler, sendikalar için bir hafıza yarası. İktidar için ise hem işçi mücadelesinin hem de Gezi’nin bıraktığı izlerin yarattığı bir gerilim alanı. Dün Taksim’e yürümek isteyen gençlere, emekçilere yönelen şiddetin arka planında da bu birikmiş korku ve kontrol arzusu vardı.
Ben ise izinli alandaydım, Kadıköy’de. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yağmur altında. Yine kalabalık, yine renkli, yine sloganlarla dolu. En çok yankılanan cümle ise şuydu: “Birleşeceğiz ve değiştireceğiz.”
Söğütlüçeşme’den yürüyüşe başladım. Hem gazeteci hem emekçi olarak baktım alana. Bu yüzden izlenimlerim biraz umut, biraz da serzeniş içeriyor.
Coşku vardı, mücadele isteği de. Ama yine dağınık. Meydanlar bölünmüş, sendikalar parçalı, sözler çok ama ortak bir cümle eksik.
Oysa veriler bunun tersini söylüyor. Türkiye’de sendikalaşma oranı 2026 itibarıyla yüzde 14.4. Üstelik sendikalı olmak, toplusözleşme gücüne sahip olmak anlamına da gelmiyor. Fiili örgütlülük çok daha zayıf.
Ekonomi büyüyor deniyor ama bu büyümenin emeğe yansıması yok. Dünyada emeğin milli gelirden aldığı pay ortalama yüzde 52.9. Türkiye’de ise yüzde 35.7. Aradaki 17 puanlık fark hayatın kendisi. Gelir dağılımı daha da çarpıcı: En zengin yüzde 20, toplam gelirin yüzde 48’ini alırken, en yoksul yüzde 20, yalnızca yüzde 6.4 ile yetiniyor.
Ve gelecek… Belki de en ağır tablo burada. Esnek çalışma, taşeronlaşma, kayıt dışılık… Hepsi örgütsüzlüğü büyütüyor. Üretkenlik artıyor ama ücretler aynı hızda artmıyor. Borçluluk yükseliyor. İşçi sınıfı yok olmuyor; parçalanıyor, güvencesizleşiyor, kimlik değiştiriyor.
Artık tek bir fabrikada toplanan işçiler yok. Yerine algoritmalarla yönetilen, sözleşmesiz, dağınık ama sayıca çok daha büyük bir emek dünyası var.
Bu yüzden asıl soru şu:
Aynı hikâyeyi yaşayanlar neden aynı cümleyi kuramıyor?
Oysa en somut örnek ortada: Doruk Maden işçileri birleşti ve kazandı.
Demek ki mümkün.
Kadıköy’de eksik olan belki de tam buydu: Ortak kader duygusunun görünür hali.
Aynı yağmurun altında ıslanıp aynı sloganı atanların, aynı hayatı yaşadığını birbirine anlatabilmesi…
Ve belki de asıl mesele şu:
Taksim’e çıkılamadığı için değil, aynı talepte buluşulamadığı için eksik kalıyor bu meydanlar.
Çünkü gerçek değişim, yalnızca yan yana gelmekle değil, aynı sözü birlikte kurabilmekle başlar.
