CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Çorum’a gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü’nde yapılmak istenen taş ocağına karşı mücadele eden köylülerle bir araya geldi.
Ziyarete CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, CHP Çorum İl Başkanı Dinçer Solmaz, il ve ilçe örgütleri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Karakaya Köyü sakinlerinin yanı sıra projeden etkilenecek Karadona, Narlık ve Beyyurdu köylerinden vatandaşlar, Çorum Emek ve Demokrasi Platformu ile Emek Partisi temsilcileri de buluşmada yer aldı.
"BU İNSANLARA 'ÖL' DİYORSUNUZ"
Tüm uyarılara rağmen projeden vazgeçilmediğini söyleyen CHP Çorum İl Başkanı Dinçer Solmaz, taş ocağının sadece Karakaya Köyü’nü değil çevre köyleri de etkileyeceğini belirtti.
Projenin geçen yıl adrese teslim bir ihaleyle hayata geçirilmeye çalışıldığını söyleyen CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, "Bu kayalıkla bu köyün evinin arası 6-7 metre. Burada dinamitler patlayacak, burada kamyonlar çalışacak ve Ankara yoluna çok yakın burada köylü vatandaşlarımız yaşıyor. Hani diyorlar ya ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ama siz bu insanlara ‘öl’ diyorsunuz. Bu insanların doğasını, havasını, suyunu bozacaksınız, meyveliklerini bozacaksınız. Bakın şu anda cıvıl cıvıl kuş sesleri var ama maalesef hem doğaya zarar vereceksiniz hem de bu insanlarımıza zarar vereceksiniz. Bu insanların doğasına, suyuna, havasına, çevresine lütfen dokunmayın" diye konuştu.
Rızvanoğlu da projeye verilen ÇED kararının yalnızca çevreyi değil, doğrudan yaşam alanlarını hedef aldığını vurgulayarak, bu sürecin bir "çevre sürgünü" olduğunu ifade etti. Proje alanının yerleşim yerine son derece yakın olduğuna dikkati çeken Rızvanoğlu, Çorum Valiliği tarafından ÇED gerekli değildir kararı verilmesine tepki göstererek, "CHP örgütü olarak buraya geldik. Gördük. Dinledik. Yerinde tespit ettik. Ve soruyoruz: Burada böyle bir kararı nasıl alırsınız? Çünkü gerçek bambaşka. Bakın, bu proje alanı, köy muhtarlığına ve camiye sadece 180 metre. Yani bu proje, neredeyse köyün içine, yaşamın tam ortasına yapılmak isteniyor. Bu ne demek? Patlatma demek. Dinamit demek. Köylülerin can güvenliğinin riske atılması demek" değerlendirmesini yaptı.
"PROJE TARIMI, HAYVANCILIĞI VE SAĞLIĞI DOĞRUDAN HEDEF ALIYOR"
Projenin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal sonuçları olacağına işaret eden Rızvanoğlu, "Yetmiyor, sadece 250 metre ileride tarım var. Meyvecilik var. 21 bin metrekarelik organik üretim var. Doğal olarak hayvancılık var. Yüzlerce hayvan var. Sürekli toz olacak. Gürültü olacak. Titreşim olacak. Ve bütün bunlar doğrudan üretimi, geçimi vuracak. Ve daha da önemlisi sizlerin sağlığını bozacak" ifadelerini kullandı.
Proje alanının orman içinde yer aldığına dikkati çeken Rızvanoğlu, şunları kaydetti:
"Proje alanı yaklaşık 35 hektar ve orman parselinin içinde. Yani orman yok edilecek. Patlatmalarla birlikte yer altı suları zarar görecek. Köy susuz kalacak. Ve sizlere yaşam alanı kalmayacak. Ve yetmiyor, bu alanın içinde köylülerin ‘Yorgun Baba’ dediği bir inanç yeri var. Yani bu proje; doğayı yok sayıyor, inancı yok sayıyor, hafızayı yok sayıyor, kültürü, sizi de yok sayıyor. Bu köyde üretim var. Emek var. Tarım var. Hayvancılık var. Yaşam var. ÇED dosyasına bakıyorsunuz, sanki burada insan yok. Sanki hayat yok. Halbuki burası, bir çoğunuzun ana-baba yurdu, ata toprağınız. Sizler burada tam bir yıldır direniyorsunuz. Bir yıldır diyorsunuz ki: ‘Toprağımızı terk etmiyoruz’ Ama iktidar ne yapıyor? Duymuyor. Görmüyor. Bilerek yok sayıyor. Üstelik bu kadar tehlikeli bir projede gerçek bir çevresel değerlendirme bile yapılmıyor. Açıkça söylüyorum: Bu, köyüyle birlikte insanı tasfiye etme planıdır. Bu, insanları toprağından koparmaktır. Bu, açık bir çevre sürgünüdür. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin; bu ülkenin insanını doğduğu, büyüdüğü, ekmeğini kazandığı topraklardan koparmaya hakkı yok.
Bu iktidarda vicdan yok. merhamet hiç yok, devlet dediğiniz şey şirket değildir. Devlet; vatandaşı korur, toprağını korur, suyunu korur, yaşamı korur. Buradan çıkan taşların demir yolu projesinde kullanılacağı söyleniyor. Biz yatırıma karşı değiliz. Demir yolu mu yapılacak? Elbette yapılsın. Biz zaten bu ülkeyi demir ağlarla ören bir gelenekten geliyoruz. Ama alternatif alanlar varken, köyün dibine, tarımın ortasına, orman alanına bu projeyi dayatamazsınız. Bu sırf şirket daha fazla kar etsin diye vatandaşa yapılan bir zulümdür. Biz buna razı değiliz. Karakaya buna razı değil. Tabii ki hep birlikteyiz. Bu, hukuksuz ÇED kararına karşı Danıştay’da hakkınızı hep birlikte arayacağız. Biz de sizlerin yanınızdayız. Olmaya da devam edeceğiz. Akbelen’den Cerattepe’ye, Varto’dan Kazdağları’na, bu ülkenin dört bir yanında aynı tablo var: Talan var. Zulüm var. Açgözlülük var. Ama buradan açıkça söylüyoruz: Karakaya Köylüleri yalnız değildir. Toprağını savunan, suyunu savunan, yaşamını savunan herkesin yanındayız. Buradan Akbelen’den tanıdığımız ve toprağını savunduğu için tutuklanan yaşam savunucusu Esra Işık kardeşimize de selam olsun. Bu ülkenin doğasını savunanlar yalnız değildir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman yanınızdayız."
