TBMM Adalet Komisyonu CHP grubu üyeleri milletvekilleri Süleyman Bülbül, İsmail Atakan Ünver, Gizem Özcan, Cumhur Uzun, Aliye Çoşar ile TBMM Başkanlığı’nca komisyon üyeliği tartışmalı bir biçimde düşürülen Turan Taşkın Özer, geçen hafta kabul edilen 12. Yargı Paketi’ne ilişkin komisyona muhalefet şerhi sundu.
BUTLAN YÖNETİMİNE YAKIN ALP İMZA ATMADI
CHP’nin muhalefet şerhine, kulislerde Kemal Kılıçdaroğlu tarafından CHP Grup Başkanlığı’na düşünülen isimler arasında anılan Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’in imza atmaması ise dikkat çekti.
"HUKUKİ GÜVENLİK VE DEMOKRATİK MEŞRUİYET ZEDELENDİ"
Bir geçici madde ile toplamda 29 maddeden oluşan teklif hakkında şerhte; “Hukuk devleti ilkesinin terkedilmesi neticesinde ağır darbe alan yargı sisteminin ‘paket’ adıyla kamuoyuna sunulan ‘reform’ niteliği taşıdığı iddia edilen belgelerle düzeltilemeyeceği hususunun Etki analizinin komisyon ile paylaşılmamış olması, yasama organının değerlendirme yapma imkânını ortadan kaldırmakta ve İçtüzük hükümlerinin öngördüğü bilgiye erişim hakkını ihlal etmektedir. Kanun yapım sürecinde yasama organının dışlanması niteliğindeki bu uygulama, hukuki güvenliğin ve demokratik meşruiyetin zedelenmesine neden olmaktadır” denildi.
"ANAYASANIN 14 İLKESİNE AYKIRI"
Şerhte, paketin anayasanın; “hukuk devleti ilkesi”, “yasama yetkisinin devredilemezliği”, “yasa önünde eşitlik”, “anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü”, “temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması”, “özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması”, “mülkiyet hakkı”, “adil yargılanma hakkı”, “masumiyet karinesi”, “kanun teklifi verme yetkisinin münhasıran milletvekillerine ait olması”, “idarenin kanuniliği”, “yönetmelikler”, “mahkemelerin bağımsızlığı” ve “AYM kararlarının bağlayıcılığı” ilkelerine aykırı olduğu vurgulandı.
"KABUL EDİLEMEZ BİR YETKİ AŞIMI"
Şerhe Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin “mutlak butlan” kararına yönelik de eleştiriler kaydedildi.
Mutlak butlan kararının pozitif hukukun sınırlarını zorladığı ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdığının vurgulandığı metinde; “Cumhuriyet ile yaşıt köklü bir siyasi kurum olan CHP hakkında tesis edilen mutlak butlan kararı, hukuki güvenlik ilkesini tamamen ortadan kaldıran, açık ve tartışmasız biçimde siyasi saiklerle verilmiş bir hükümdür. Bir mahkemenin, demokratik usullerle seçilmiş olan Genel Başkan Özgür Özel’in meşruiyetini yok sayarak ‘Sen Genel Başkan değilsin, yerine başkasını atadım’ şeklinde bir tasarrufta bulunması kabul edilemez bir yetki aşımıdır. Ülkenin bir hukuk devleti olma iddiasını sürdürebilmesi, yargının bu tür anti-demokratik müdahalelerden menedilmesini zorunlu kılmaktadır” denildi.
"AÇIK BİR FONKSİYON GASPI"
Şerhte; siyasi partilerin kongrelerinin anayasal mimaride “seçim yargısı” kapsamında kaldığını, anayasanın da buralarda doğacak uyuşmazlıkların çözümünü ise münhasır yetkili Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) bıraktığı anımsatıldı.
Bu kapsamda şerhte; “Ana muhalefet partisinin kurultay iradesine yönelik genel mahkemeler eliyle yürütülen ‘mutlak butlan’ operasyonu karşısında YSK’nin kendi anayasal rolünü reddetmesi ve sürece seyirci kalması, seçim yargısının kurumsal özerkliğini ve anayasal varlık sebebini inkâr etmek anlamına gelmektedir. Sulh, asliye veya diğer genel hukuk mahkemelerinin, kendilerini seçim yargısının yerine koyarak bir siyasi partinin genel kurul iradesini geriye dönük olarak iptal etmesi kararı vermesi açık bir fonksiyon gaspıdır” ifadeleri kullanıldı.
"YSK’NİN SUSMASI OPERASYONLARIN ÖNÜNÜ AÇTI"
Bu süreçte YSK’nin sürece dâhil olmamasının hukuk tahribatını katmerlendirdiğinin vurgulandığı metinde; “YSK, genel mahkemelerin siyasallaşmış HSK baskısıyla ürettiği bu siyasi kararlara karşı, ‘Burası seçim yargısının alanıdır, genel mahkemeler siyasi partilerin kurultay ve yönetim meşruiyetine müdahale edemez’ diyerek net bir barikat örmek zorundaydı. YSK’nin bu hukuki tecavüze sessiz kalması, anayasal yetkilerini fiilen devretmesi ve kendi hukuk alanını korumaktan imtina etmesi anlamına gelir. Seçim yargısının bu pasif tutumu, iktidarın HSK eliyle dizayn ettiği genel mahkemeleri birer siyasi operasyon aygıtı olarak kullanmasının önünü açmıştır” ifadeleri kullanıldı.
"HİÇBİR PAKET DEMOKRATİKLEŞMEYİ SAĞLAMADI"
“Türkiye’de yargı düzeni, uzun süredir ‘reform’ adı altında yürütülen müdahalelerle kurumsal bütünlüğünü kaybetmiş, anayasal çerçeveden sistematik biçimde uzaklaştırılmıştır” denilen şerhte, “Saray iktidarının Meclis’e getirdiği on bir yargı paketinin hiçbiri, demokratikleşmeyi, özgürlükleri veya temel hak güvencelerini güçlendiren bir sonuç üretmemiş; aksine her paket, siyasal denetimi genişleten, yargıyı yürütmeye bağımlı hale getiren ve yurttaşların hak arama yollarını daraltan düzenlemelerle somutlaşmıştır” eleştirilerine yer verildi.
