DEM Parti'den Öcalan için 'umut hakkı' çıkışı: 'Buna göre hareket edilmeli'

DEM Parti'den Öcalan için 'umut hakkı' çıkışı: 'Buna göre hareket edilmeli'

10.02.2026 12:50:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
DEM Parti'den Öcalan için 'umut hakkı' çıkışı: 'Buna göre hareket edilmeli'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Meclis Grup Toplantısında konuştu. Hatimoğulları, "Umut hakkı sayın Abdullah Öcalan dahil, siyasi tutsaklar için tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Bu sürecin en önemli faktörü sayın Öcalan'dır ve buna göre hareket edilmelidir" şeklinde konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Meclis Grup Toplantısında konuştu.

6 Şubat depremlerine ilişkin konuşan Hatimoğulları, "Devlet ilk günlerde yoktu. AFAD’ın kâğıttan kaplan, içi boş bir kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı. Samandağ’da enkaz altındaki çığlıkları duyan AFAD gönüllülerinin hıçkırarak ağladığını gördüm. Eğitim almalarına rağmen müdahale edemediler. Ellerinde ne bir kazma ne de bir kürek vardı" ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları, "Kurumların içi boşaltılmış. 'Liyakatsizlik var' derken tam da bunları kastediyoruz" şeklinde konuşmalarını sürdürdü.

"UMARIM BİR SONUÇ ALINIR"

Migros depo işçilerinin eylemine dair açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, şunları kaydetti:

"23 Ocak'tan beri Migros depo işçileri eylemde. Seslerini duyurmak için Anadolu Grubu'nun sahibi Tuncay Özilhan'ın Beykoz'daki villasının önünde eylemlerini sürdürüyordu, yeni açıklamalarına kadar. Villa önünde geçim hesabı yapan işçi, emekçilerin yaşadığı koşulları çok güzel özetlemiş:

'Hesabıma göre dört kişilik bir aile üç öğün çay-simit yese aylık 14 bin 400 lira tutuyor. 15 de ev kirası olsa, toplam 29 bin 400 yani asgari ücretten fazla. 15 bin mutfak masrafı, 5 bin faturalar derken 49 bin lira yapıyor. Ben bu eksiği nasıl tamamlayacağım? Köle hayatı mı yaşayalım?'

Ve şimdi işçiler, yaptıkları açıklamada yarın patronlarıyla bir görüşmeleri olduğunu duyurdu. Yarına kadar eylemlerine ara verdiklerini açıkladılar. Umarım bir sonuç alınır."

"BU İSİMLERİN DOKUNULMAZLIĞI MI VAR?"

Epstein dosyalarına ilişkin konuşan Hatimoğulları, yargı mensuplarına soruşturma çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, "Epstein dosyasında Türkiye'den ismi geçen bir isim var. Bu isim Susurluk kazasından, mafya-devlet siyaset ilişkilerinden, uyuşturucu kaçakçılığından bir isim bu, hepiniz tanıyorsunuz. Bu ismin Epstein dosyasında defalarca geçiyor olması bizi şaşırtmadı. Bütün bu isimler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye'den götürülen çocukları kim kaçırdı, belgeleri ortada. Yargı neden suskun bu konuda? Yoksa bu isimlerin dokunulmazlığı mı var?" şeklinde konuştu.

"BİR DEFA HAKKIYLA OKUSA HAYATI DEĞİŞİR"

Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne (ESP) yönelik operasyonlara değinen Hatimoğulları, parti yöneticilerinin ve çok sayıda ismin tutuklandığını anımsayarak tutuklananların serbest bırakılması yönünde çağrı yaptı.

Hatimoğulları, "Suç sayılan Komünist Manifesto kitabı var. Manifesto kapitalizme karşı; işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojinin temelini oluşturur. Hemen herkesin kütüphanesinde yer alıyor. Bunu suç sayanlar oturup Komünist Manifesto'yu bir defa hakkıyla okusa hayatı değişir; güçten değil ezilenlerden yana olur" dedi.

"ÖCALAN'A UMUT HAKKI TANINMALI"

Hatimoğulları, 'Terörsüz Türkiye' ismi ile yürütülen sürece ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Türkiye'de barış ihtiyacı Suriye'ye bağlandı. Önce orası denildi. Somut adımlar atılmadı. Türkiye'de barışı başka dosyaların rehinesi haline getirmeyin dedik. SDG ile HTŞ arasında mutabakat imzalandı. Uluslararası topluma düşen görev bu mutabakatın hayata geçmesi için katkı sunmaktır. Türkiye'ye büyük sorumluluklar düşüyor. Mutabakat sabote edilmemeli.

30 Ocak mutabakatı ile şimdilik yol alınıyor. Türkiye'deki iktidarın elinde mazaret kalmamış olmamalı. Süreci hızlandırmanın zamanı. Komisyon ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki çerçeve koyulmalıdır.

Biz barış sürecini 3 temel perspektiften ele alıyoruz:

Birincisi demokratikleşmedir. Demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamalarının sonlandırılmasıdır. Barış, dağda olanların sürgünde olanların demokratik yaşama katılımını sağlayacak bir süreçtir. Cezaevinde tutulanların özgürlüğüne kavuşması sürecin parçasıdır. Anadilde eğitim kültürel bir haktır.

İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış süreci inandırıcılığını yitiriyor. Bakın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay içeride iken barış sağlam bir zemine oturamaz. Umut hakkı sayın Abdullah Öcalan dahil, siyasi tutsaklar için tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Bu sürecin en önemli faktörü sayın Öcalan'dır ve buna göre hareket edilmelidir.

Üçüncüsü ise özgürlükler. Barış toplumun nefes alması demektir. Örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalı; Aleviler başta olmak üzere bütün farklı halklar ve inançlar özgürce yaşayabilmeli. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı korunmalı; şiddet ve istismara karşı etkin mücadele yürütülmeli.

Biz DEM Parti olarak çok netiz: Barış, iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış; demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa adres bellidir: Demokrasi, hukuk ve özgürlükler. Bunun dışındaki her söz, barışı ertelemenin başka bir adıdır. Biz bu ülkenin haklarına, halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği bütün görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz."