Yaşamını sağlık hakları mücadelesine ve Cumhuriyet Devrimlerine adayan gazetemizin yazarı Dr. Erdal Atabek iki yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Yaşamı boyunca hem meslek grubunun haklarının savunusu hem de toplumsal örgütlenmede aktif ve öncü bir rol oynayan Atabek, nahif çizgisini devrimci kararlılıkla birleştirerek ömrünün son anına kadar Aydınlanma mücadelesinin neferi oldu. 1930 yılında, Adapazarı’nda doğan Atabek’in çocukluğu, Marmara Bölgesi ilçelerinde babasının başöğretmen olarak görev yaptığı okullarda geçti. Kabataş Erkek Lisesi’ni birincilikle bitiren Atabek, 1954’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini tamamlayarak tıp doktoru olarak meslek yaşamına başladı.
66’DA CUMHURİYET
İÜ Tıp Fakültesi, fizyoloji enstitüsü asistanlığı, iç hastalıkları uzmanlığı, psikosomatik hastalıklar uzmanlığı alanlarında hizmet veren Dr. Erdal Atabek’in düşün hayatına ilk adımı ise 1965’te Milliyet ile oldu. 1966 yılında düzenli yazmaya başladığı Cumhuriyet ise onun geri kalan yaşamında mücadele mevzisi oldu. Örgütsel mücadelenin öncü isimlerinden olan Dr. Atabek, Türk Tabipleri Birliği Başkanlığı (1965), beş yıllık kalkınma planlarında özel ihtisas komisyonu başkan ve Üyelikleri (1972-1978), Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü (1975), Sosyal Güvenlik Bakanlığı İlk Müsteşarlığı (1976), aile okulları kurucu, yönetici ve eğitmenliği (1980) gibi görevlerde bulundu.
ONUR ÖDÜLÜ
Almanya, İsveç, Danimarka, Hollanda gibi dış ülkelerde aile, gençlik, kültür konferansları da veren Atabek, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ‘iletişim eğitmenliği’ (1994) ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ‘sosyal psikoloji öğretim görevi’ (1996) pozisyonlarında da öğrencilerin gelişimine katkı sağladı. 2022 yılında da Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği’nin (YKKED) aydınlanma kültürüne katkıda bulunmuş aydınlara verdiği “Aydınlanma Onur Ödülü”nün sahibi oldu. Atabek, Cumhuriyet TV’de Çağdaş Bayraktar’ın moderatörlüğünde “Neden ve Nasıl” ve “Yaşamdan Sorular” programlarını yaptı.
SON ANA KADAR CUMHURİYET
Sağlık durumunun kötüleştiği son döneme kadar her hafta mutlaka gazeteye gelen Erdal Atabek, kurumun güvenlik personellerinden yazıişleri ekibine kadar her kattaki her çalışanla ayrı ayrı zaman geçirmeyi önemserdi. “İyi bir okuyucu olmak kadar iyi bir düşünür olmak da önemli” diyen Atabek, en donanımlı olduğu konularda bile karşısındaki gazete çalışanını dikkatle dinler, duyduklarını irdeler ve duyduklarını filtreleyerek yaşama bakışını güncellemeyi önemserdi. Son nefesini vermeden önce bile gazetesini ve çalışma arkadaşlarını düşünen Atabek, “Benim yüzümden zahmet etmesinler” diyerek cenaze namazı için gazetenin Mecidiköy’deki binasına en yakın cami olan Şişli Camisin’de cenaze namazının kılınmasını vasiyet etti.
ESERLERİ
Başlıca kitapları şöyle:
Alkol ve İnsan, İnsan Sıcağı, Sözüm Sanadır, Kışkırtılmış ErkeklikBastırılmış Kadınlık, Kuşatılmış Gençlik, Gençlik Duvarları Yıkıyor, Kırmızı Işıkta Yürümek, Cinsellikten İkmale Kalmak, Kendi Yurdunda Sürgünsün, Belki de Sensin, Hayatımız ve Değerlerimiz, Bizim Duygusal Zekamız, Çocuklar Büyükler ve Tavşanlar, Erken Büyüyen Çocuklar, Modern Dünyada Değişen Değerler, Gençlik ve Sıpa Koleje Gidiyor, Dürüstlük Sevgili Çocuğum.
BARIŞ DAVASI VE CEZAEVİ GÜNLERİ
Toplumsal mücadelede sorumluluk almaktan ve öne çıkmaktan kaçınmayan Erdal Atabek, 1977 yılında kurulan Barış Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Eylül döneminde dernek hedef alındı. Söz konusu davada geceyarısı yapılan operasyonla gözaltına alınan 44 aydınla beraber, aralarında yakın zamanda hayatını kaybeden Ali Sirmen’le birlikte yargılandı ve 10 Mart 1986’da tahliye edildi. Atabek bu evrede yaklaşık 40 ay cezaevinde kaldı.
‘Laiklik turnusoldur’
“Atatürk Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında bizim hangi mirası aldığımızı yeniden düşünmemiz zorunlu. Bizim aldığımız miras; bağımsızlıktır. Laikliktir. Laik eğitimdir. Egemenlik ulusundur. Köyden başlayan kalkınmadır. Tarımdır, endüstridir. Çağdaş uygarlıktır.”
***
“Bir parti başkanı, bir başkan adayı, bir kuruluş, bir vatandaş ‘Önce laiklik’ demiyorsa Cumhuriyeti anlamamış demektir, demokrasiden yana olamaz, uygarlığın yolunda değildir. Çünkü laiklik; yani akılcılık, yani yaşamına kendi özgür iradesiyle karar verebilme yolu; Cumhuriyetin de, demokrasinin de, uygarlığın da temelidir. Laiklik, bir toplumun niteliğinin turnusol kâğıdıdır. Laiklik, bir toplum yaşamının uygarlık testidir.”
***
Barış, uğrunda mücadele edilmesi gereken en kutsal değerlerden birisidir. Ama bu barış “teslim olarak değil”, “eşit koşullarla sağlanan” bir hedef olduğu zaman değerlidir. Ey büyük Atatürk; savaşın da kutsaldı, barışın da kutsal oldu. Sana minnetimiz hiç bitmeyecek...
