İklim alanında uzman isim Cumhuriyet'e konuştu... Prof. Dr. Türkeş: 'Türkiye'nin güçlü bir iklim politikası yok'

İklim alanında uzman isim Cumhuriyet'e konuştu... Prof. Dr. Türkeş: 'Türkiye'nin güçlü bir iklim politikası yok'

20.05.2026 13:47:00
Güncellenme:
Ece İçmez
Takip Et:
İklim alanında uzman isim Cumhuriyet'e konuştu... Prof. Dr. Türkeş: 'Türkiye'nin güçlü bir iklim politikası yok'

Türkiye genelinde su yılı yağışları son 66 yılın zirvesine çıksa da uzmanlar kuraklık tehlikesine karşı uyarıyor. İklim Değişikliği ve Politikaları, Uygulama ve Araştırma Merkezi, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye'nin iklim gerçeğiyle uyumlu olmayan tarım politikalarını ve kömür yatırımlarındaki ısrarı eleştirerek, "Tarımdan enerjiye her planlamanın merkezinde iklim olmak zorunda" uyarısında bulundu.

Meteoroloji'nin "2026 Su Yılı"  yağış değerlendirmesine göre Türkiye genelinde yağışlar normalinin (1991-2020) yüzde 29, geçen yıl yağışlarının yüzde 72 üzerinde gerçekleşti. Türkiye geneli "Su Yılı" yağışları son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Türkiye’de son 66 yılın en yüksek yağış verilerinin açıklanmasına rağmen kuraklık ve su krizine ilişkin uyarılar sürüyor. İklim Değişikliği ve Politikaları, Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, son aylardaki yağışlı tabloya rağmen iklim krizinin etkilerinin ortadan kalkmadığına dikkat çekerek, özellikle uzun vadeli kuraklık riskinin devam ettiğini vurguladı.

İklim değişikliği ve politikaları üzerine değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’de gözlenen güncel yağışlı dönemin, geleceğe ilişkin kuraklık projeksiyonlarıyla karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Türkeş, son iki yıldır etkili olan kuraklığın ardından 2025 Aralık ayından itibaren Türkiye’nin büyük bölümünde yağışların belirgin şekilde arttığını belirterek, mevcut durumda ülkenin büyük kısmında meteorolojik kuraklıktan söz edilemeyeceğini ifade etti.

Türkiye’nin Mayıs ayını mevsim normallerine yakın ancak görece daha serin ve yağışlı geçirdiğini söyleyen Türkeş, “Bu yıl olağan dışı şekilde Doğu Akdeniz’de etkili olan atmosferik sistemler nedeniyle Türkiye yağış almaya devam ediyor. Normal koşullarda polar jetin çok daha kuzeye çekilmesi gerekiyordu. Ancak hâlâ Türkiye’nin güneyine doğru inen cephesel sistemleri aktif tutuyor. Bu nedenle Mayıs ayında da yağışlı koşullar sürüyor” dedi.

Önümüzdeki günlerde Marmara’dan başlayarak Türkiye’nin büyük bölümünde yeniden sağanak ve gök gürültülü yağış beklendiğini belirten Türkeş, bu durumun kısa vadede kuraklığın etkilerini azalttığını ancak uzun vadeli riskleri ortadan kaldırmadığını vurguladı.

“YAĞIŞLI YILLAR, KURAKLIK TEHLİKESİNİN BİTTİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”

İklim modellerinin özellikle Doğu Akdeniz Havzası için ciddi riskler ortaya koyduğunu söyleyen Türkeş, 2040’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin bugünkünden çok daha sıcak ve daha kurak koşullarla karşı karşıya kalabileceğini ifade etti.

Türkeş, “Bir yıl yağışlı geçti diye artık su sorunumuz kalmadı, barajlar doldu, kuraklık hayatımızdan çıktı diyemeyiz. Uzun süreli kuraklık analizlerine baktığımızda yeniden bir yıl ve daha uzun sürecek ciddi kuraklık dönemleriyle karşılaşabileceğimizi görüyoruz” diye konuştu.

İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha görünür hale geldiğini belirten Türkeş, yağışlı dönemlerle kurak dönemlerin artık çok daha sert geçişlerle yaşandığını söyledi.

“TARIM POLİTİKALARI İKLİM GERÇEĞİYLE TAM UYUMLU DEĞİL”

Türkiye’nin tarım politikalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Türkeş, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum konusunda çok sayıda çalışma yürütüldüğünü ancak bunların bütünlüklü bir sisteme dönüşemediğini söyledi.

Kuraklık, don, aşırı yağış ve sel gibi afetler yaşanmadan gerekli önlemlerin alınamadığını ifade eden Türkeş, kamu kurumları, yerel yönetimler, sulama birlikleri ve sivil toplum kuruluşları arasında ciddi eş güdüm sorunları bulunduğunu kaydetti. “İklim değişikliğini bütün kurumların tam anlamıyla içselleştirdiğini söyleyemeyiz” diyen Türkeş, tarım politikalarının hâlâ büyük ölçüde kriz ortaya çıktıktan sonra şekillendiğini belirtti.

Türkeş, “Sistemi hem iklim değişikliğiyle mücadele açısından güçlendirecek hem de iklim krizinin olumsuz etkilerini azaltacak bütünleşik bir yapı henüz oluşturulamadı” ifadelerini kullandı.

Image

“SU HAVZALARI VE ORMANLAR YETERİNCE KORUNMUYOR”

Kanal, maden, enerji ve büyük inşaat projelerinin iklim dengesi üzerindeki etkilerine ilişkin soruyu da yanıtlayan Türkeş, Türkiye’de hâlâ doğa koruma odaklı bir yaklaşımın yeterince uygulanmadığını söyledi.

İstanbul’daki Sazlıdere Barajı çevresindeki projeleri ve Çanakkale’de yeniden gündeme gelen maden faaliyetlerini örnek gösteren Türkeş, özellikle içme suyu havzaları ile orman ekosistemlerinin büyük baskı altında olduğunu ifade etti.

Çanakkale’de Atikhisar Barajı çevresindeki maden projelerine dikkat çeken Türkeş, daha önce çevre mücadelesi sonucu durdurulan bazı projelerin yeniden ihale edildiğini belirterek, “Orman ekosistemlerini, su kaynaklarını, biyoçeşitliliği ve içme suyu güvenliğini gerçekten merkeze alan bir yaklaşımın uygulandığını söylemek zor” dedi.

Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinin de çoğunlukla büyük projeler lehine sonuçlandığını kaydeden Türkeş, kamusal yararı önceleyen uzun vadeli planlamaların eksik olduğunu söyledi.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK EKSİĞİ GERÇEK BİR İKLİM POLİTİKASININ OLMAMASI”

Türkiye’nin iklim politikalarındaki en temel eksiğin sera gazı salımlarını gerçek anlamda azaltacak güçlü bir stratejinin bulunmaması olduğunu belirten Türkeş, fosil yakıt yatırımlarının hâlâ sürdüğüne dikkat çekti.

Güneş ve rüzgar enerjisindeki artışın olumlu gelişmeler olduğunu söyleyen Türkeş, buna rağmen kömürlü termik santral yatırımlarının ve kömür madenciliğinin gündemde kalmasının iklim politikaları açısından ciddi bir çelişki yarattığını ifade etti.

Türkeş, “Artış hızını azaltmak başka şeydir, sera gazı salımlarını mutlak olarak düşürmek başka şeydir. Türkiye’nin hâlâ mutlak azaltıma dayalı güçlü bir iklim politikası yok” dedi.

Kömürden çıkışı ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı sağlayacak planlı bir dönüşüm programının bulunmadığını söyleyen Türkeş, adil geçiş politikalarının da yeterince oluşturulamadığını belirtti.

İklim krizinin artık yalnızca çevre meselesi olmadığını vurgulayan Türkeş, “Tarımdan enerjiye, kentleşmeden su yönetimine kadar tüm planlamaların merkezinde iklim değişikliği olmak zorunda. Aksi halde bugün yaşanan sorunlar gelecekte çok daha ağır biçimde karşımıza çıkacak” diye konuştu.