İpek Özbey: ‘İmamoğlu başkan olacak demiştim’

İpek Özbey, gündeme damga vuran siyaset söyleşilerini Manşet adlı kitabında bir araya getirdi. Diplomasi, adalet ve diğer güncel konularındaki söyleşiler ikinci kitap olacak. “Elbette tüm siyaset söyleşilerini buraya sığdırmak mümkün olmadı. En ses getirenleri, gündemi değiştirenleri seçmeye özen gösterdik” diyor.

19 Ekim 2021 Salı, 04:00
İpek Özbey: ‘İmamoğlu başkan olacak demiştim’
Abone Ol google-news

İpek Özbey, mesleğe 30 yılını vermiş bir gazeteci. Uzun yıllardır sahada, siyasetin ve ülke gündeminin nabzını tutuyor. Cumhuriyet ailesine yeniden katıldı ve iki yıldır “360 Derece Pazartesi Söyleşileri”ni gazetemizde sürdürüyor. Takip edenler bilir, yalın ve net sorularıyla ele aldığı konuyu derinlemesine masaya yatırıyor. Mevzu ne kadar ağır olursa olsun, okurun merakını zirvede tutmayı başarıyor. Söyleşilerini şimdi bir kitapta bir araya getirdi. “Manşet”, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden yeni çıktı. Kitapta, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 22 isimle yaptığı söyleşi var. İpek’le seri kitap çalışmasının ilki olan “Manşet”i konuştuk. 

Hilal Köse ve İpek Özbey

- Okuru bol olsun öncelikle. Söyleşilerini bir kitapta toplama fikri nasıl oluştu? 

Kırmızı Kedi Yayınevi’nin editörü, gazetemizin de yazarı Mehmet Ali Güller’in fikriydi. Kitaba alacağımız söyleşilere de birlikte karar verdik. Buradan titiz çalışması için bir kez daha teşekkür ederim. 

- Kitabı elime alınca hemen aklıma ne kadar da unutkan bir toplumda yaşadığımız geldi. Kitabın bellek tazelemek adına da güzel bir fırsat hepimiz için. Hem de seçimlerin konuşulduğu bugünlerde… Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

O kadar haklısın ki Hilal. İnan bu söyleşileri yapan kişi olmama rağmen yeniden okurken birçok konuşmayı unuttuğumu fark ettim. Bu o kadar normal ki… Bu ülkede hepimiz bir gündem zehirlenmesi yaşıyoruz. Her gün 2-3 yeni flaş haberle ilgilenmek zorunda kalıyoruz. Birçoğunun derin okumasını yapamıyoruz. Biz de okur da haberden habere savrulurken unutuyoruz. İşte bu kitap tam bunun için yazıldı, unutturmamak için…

- Siyaset gündemini yakından takip eden bir gazeteci olarak şu konudaki fikirlerini de merak ediyorum. Siyasilerin, özellikle de muhalefettekilerin, şimdiki söylemlerini nasıl değerlendiriyorsun? Halkı ikna etme konusunda kullanılan dilde, büyükşehirlerin AKP’den alınmasının etkisi oldu mu? Tutarlı buluyor musun liderleri? 

Muhalefetin dilini özenli buluyorum. Büyükşehirlerin kazanılması birçok açıdan muhalefete fayda getirdi. Örneğin CHP üzerindeki ‘kazanamaz’ algısı değişti… Belediyelerin cemaatlere değil, yurttaşa hizmet götürebileceği görüldü… Kültür-sanat anlamında güzel işler yapılmaya başlandı örneğin. Ben kenti kent yapan şeylerden birinin kültür sanata açılan alan olduğunu düşünürüm, bu açıdan mutluyum. Tutarlılık konusuna gelince, işte onun için biraz beklemeliyiz. Çünkü muhalefette tutarlı olmak kolay. Zor olan muhalefetteyken söylediklerini iktidara geldiğinde hayata geçirebilmek ya da eleştirdiğini yapmamak. İşte o yüzden bekleyeceğiz ve göreceğiz. 

‘ODAYA KAPANIP KONUŞTUK’

- Kitaba aldığın söyleşilerinden senin en çok aklında kalan ya da etkilendiğin hangisiydi? 

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile yaptığım söyleşi benim için ayrı bir yere sahip. Özellikle şimdiki Diyanet İşleri Başkanı’nın sözleri, icraatları düşünüldüğünde Ali Bardakoğlu gibi isimlerin vicdanı, dürüstlüğü, sevgiyi, ayrıştırmayan dili öncelemelerinin kıymeti anlaşılıyor. Üstelik o söyleşi 2017’de yapıldı Hilal. Bardakoğlu’nun bugün gelinen noktayı o günden gördüğünü de belirtelim. 

- Malum siyaset gündemi her zaman çok sıcak ülkemizde… Keyifle ve ilgiyle okuduğumuz söyleşilerin arkasında ciddi bir emek var. 

Olmaz mı, üstelik benim bir de kimseye iş kaptırmamak gibi bir yarışım var. Haftada sadece bir iş yapıyorum, tam sayfa yerim var ve konuşulmayanı konuşmak, konuşmayanla konuşmak gibi önceliklerim var. Bunun örneklerinden birini anlatayım. İYİ Parti yeni kurulmuş, Sayın Meral Akşener ilk ziyaretini Ahlat’a yapıyor. Birçok gazeteci, televizyon muhabiri peşinde… Hep beraber geziyoruz. Ama benim bir noktada Meral Hanım’ı ortamdan söküp almam, tam sayfa özel bir iş yapmam gerekiyor. Ve bu işin her yerde olmaması gerekiyor. Meral Hanım Ahlat’ta ev tutmuştu. Gazetecilere evin salonunda çay, kuru pasta ikramı yapılırken, ben Meral Hanım ile yan odaya kapanıp, epey uzun bir söyleşi yaptım ki, inan bu çok zordu.  O söyleşide Meral Hanım birçok açıklamayı ilk kez yaptı. 

- Meral Akşener sana, 15 Temmuz gecesi neden sokağa çıkmadığını da anlatmış. Başka çarpıcı açıklamaları da var… Dönüp tekrar okunması gereken söyleşilerden biri de Akşener söyleşin olmuş bence…

Evet, sayın Akşener “İlk kez size ve dürüstlükle anlatıyorum” diyerek şunları söylemişti: Bir arkadaşımız aradı. Ülke TV’de başlayıp, sonra diğerlerine sirayet eden, bu darbenin başbakanının benim olduğuma dair bir yayın yapıldı. Tam gidelim mi derken, bunun bir provokasyona sebep olabileceğini düşünerek durdum. Darbecilere destek olmak için çıktı denilebilirdi. Asıl ilginç olanı şu, hiç çözemedik. Helikopter hep bizim evin bulunduğu o alanda döndü durdu. Ve iki büyük kurşun bizim polis noktasına geldi. Zırhlı yaptırmıştım ben. Sıyırdı geçti, kıyafetlerini giydikleri konteynırın camlarını indirdi. Fakat sonra, ertesi gün, çok ilginç bir biçimde yayınlar başladı. Onca erkek, sayın cumhurbaşkanı, başbakan, Kılıçdaroğlu, Bahçeli dahil hepsi bir yerlerde, hiçbirini tankın üstünde görmedim, ama tutturdular, Meral Akşener niye tankın üstüne çıkmadı diye. Buraya da bir soru işareti koydum. Eğer sayın Erdoğan’ın danışmanları, o esnada ‘Hazır elimiz değmişken Meral Akşener’i çıkaralım’ diye bir plan proje yaptıysa amenna, bakın buna bir şey demem. Amaaa gerçekten o darbe başarılmış olsaydı, başbakanı cumhurbaşkanı olacak şahısları gizlemek üzere bir el devreye girmişse o zaman Sayın Erdoğan’ın bu işe dikkatle bakması lazım. Sayın Erdoğan’ı FETÖ mücadelesinde samimi buluyorum ama çevresini kesinlikle samimi bulmuyorum. Çevresinden kim bana çemkiriyorsa emin olsun kriptodur…”

‘ADAYLIĞINI BENDEN DUYDU’

- Kitapta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığın söyleşilerin ilkinde Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını duyurmuşsun. Anlatır mısın biraz, nasıl oldu? 

Tarih 12 Kasım 2018... Kemal Bey ile söyleşi yapıyoruz, o sırada özel kalemi kısa süreliğine odaya girip, genel başkana “Ekrem İmamoğlu’yla görüştünüz değil mi” diye sordu. Bu arada İmamoğlu Beylikdüzü dışında bilen yok, tanıyan yok. Ama herkes İBB başkan adayı kim olacak, merak ediyor. Ben tamamen gazeteci refleksiyle  “Kemal Bey Ekrem İmamoğlu ile ne konuştunuz” dedim. Kısa bir sessizlik oldu, “Yoksa İBB başkan adayınız İmamoğlu mu” diye sordum ardından. “Ekrem Bey çok başarılı” diyerek başladı icraatlarını anlatmaya. Başkan adayım demedi ama benim izlenimim buydu. Gazeteye notumu düştüm: “Röportaj sırasındaki izlenimim, Kılıçdaroğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başarısının sürekli altını çizmesiydi. CHP’nin İstanbul adayı İmamoğlu mu?” yazdım...

Tabii bu kadarla bitmiyor. Ertesi gün beni Ekrem Bey aradı, şaşırmıştı. Seçildikten sonra şaşkınlığının nedenini anladım. Danışmanı Necati Özkan “Kahramanın Yolculuğu” diye bir kitap yazdı. Oradaki diyalog şöyle: 

E.İ: Hocam bugün Genel Başkanın bir demeci yayınlandı. Galiba İBB başkan adaylığı işi ciddileşecek. 

N.Ö: Nasıl yani, nereden anladınız başkanım?

E.İ: Genel Başkan, “Ekrem çok başarılı bir başkan. Beylikdüzü’nün çehresini değiştirdi” gibi şeyler söylemiş. Bugün sosyal medyada ve internet sitelerinde gündem oldu. 

N.Ö: Şahane, ne düşünüyorsunuz?

E.İ.: Bilmem ki, sen ne dersin?

Diyalog böyle ilerliyor. Necati Özkan, yazının sonuna şöyle bir not düşüyor, “Kahraman, yolculuk çağrısını bir gazete röportajıyla almıştı...”

- Benim kitabı açıp okumaya ilk başladığım söyleşi Ekrem İmamoğlu oldu açıkçası. Ekrem İmamoğlu’nun aday olduktan sonraki ilk söyleşisiydi değil mi? Sende nasıl bir izlenim bırakmıştı? 

Beylikdüzü’nde buluştuk. Beylikdüzü sakinlerinin kendisine ilgisini gördüm, pop star gibi karşılandığını söyleyebilirim. Sonra Ekrem Bey’in siyaset yapma tarzından ki söyleşide bununla ilgili detaylı bölümler var şu kanaate vardım ve gazeteye döndüğümde arkadaşlarıma söyledim: İmamoğlu, İBB Başkanı olacak. 

- Hemen ardından Binali Yıldırım söyleşin geliyor. İstanbul anılarını anlatırken ‘Meğer Tarlabaşı’nda tarla yokmuş’ demiş sana…

Binali Yıldırım’ın adaylığına bugünden bakınca neler söylersin? Belediye başkanlığını istediğine dair seni ikna etmiş miydi?

Binali Bey ile Kanlıca’da saatler geçirdik. Gençliğiyle ilgili daha önce anlatmadığı ilk İstanbul anılarını anlatmıştı. Açıkçası aday olma konusunda bana da pek gönüllü gelmemişti. 

‘İŞİMİ ÇOK SEVİYORUM’

- Türkiye gerçeği, kadın siyasetçi sayısı maalesef olması gerekenin çok altında. Kitapta iki kadın siyasetçi var. Meral Akşener ve Canan Kaftancıoğlu.  Akşener ve Kaftancıoğlu’nu günümüz siyasetinde öne çıkaran tutumları sence neler oldu? 

Kadınları iş hayatında öne çıkaran neyse o… Çalışkanlıkları, dürüstlükleri, açık sözlülükleri… Kadınlar gerçekten çok çalışıyor. Meral Hanım’a bak, ne zaman arasam bir başka şehirde yurttaşla buluşuyor. Üstelik nasıl diyalog kurulacağını biliyor. Canan Hanım’a bak, İstanbul’u kazanmaktaki payına bak… Kadınlar ayrıştırmadan yönetiyor. Keşke hayatın her alanında kadınlar olsa, eşit fırsat tanınsa da herkes görse… Dünya daha güzel bir yer olabilir…

- Hemen her kesimden isimle buluşmuşsun, bugün davalık olduğun Fahrettin Altun dahil, tek bir kişi yok. Recep Tayyip Erdoğan. Ona bu sıralar üç soru sorma durumun olsaydı ne sorardın? Süleyman Demirel'le başlayan söyleşi yolculuğundan aklıma geldi... 3 soru sormuşsun ona da... 

Sayın Altun ile Fırat Kalkanı operasyonu ve uluslararası ilişkiler konusunda yapmıştık söyleşiyi. Bugün kendisini hedef göstermekten yargılananlardan biriyim. Kabul etse kendisiyle yine söyleşi yapmak isterim. Umarım hayat normale döner ve işimizi yapabiliriz. Herkes şunu anlamalı, adalet nasıl bir gün herkese lazım olacaksa, özgür medya da bir gün herkese lazım olacak. Sayın Cumhurbaşkanı ile söyleşi yapma konusuna gelince...  Talepte bulundum, geri dahi dönülmedi. Bugünlerde yeniden girişimde bulunacağım. Süleyman Demirel’in korumalarını aşıp kendisine üç soru sorduğumda 19 yaşındaydım. Bugün 48 yaşında deneyimli bir gazeteci olarak sayın Erdoğan’a ulaşabilmeyi ve ona önceden verilmemiş, prompter’a yazılmamış sorular sorabilmeyi çok isterdim. 

- Bir soru da mesleğimize dair sormak istiyorum. Zaman zaman sen de isyan ediyorsun bu duruma. Gazeteci olmayan, soru soramayan pek çok kişi tarafından işgal ediliyor televizyonlar, açık oturumlar. Herkesin her konuda fikri var ne güzel! Ne olacak yani bu medyanın hali… 

Benim kızdığım; herkesin her konuda konuşması. Örneğin ittifaklar konuşuluyor, stüdyoda gazeteciler var, sonra deprem oluyor o sırada, aynı konuklar deprem konuşmaya başlıyor. Bir insan nasıl her konuda uzman olabilir… İşin gerçek uzmanlarıyla konuşulmasından yanayım. 

Sen hâlâ severek yapıyorsun işini değil mi? Ve neden gazeteci oldun? Gazeteci olunur mu doğulur mu?

Eveeet, işimi çok seviyorum. Haberi seviyorum, hâlâ heyecanlanıyorum. Mesleğimi bir yaşam biçimi olarak görüyorum. Neden gazeteci olduğuma gelince, bu merakla ya gazeteci olacaktım ya kedi. Başka şansım yoktu yani (gülüyor.)