Son dakika... İmralı görüşmesinin tutanakları paylaşıldı

Son dakika... İmralı görüşmesinin tutanakları paylaşıldı

23.01.2026 17:53:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Son dakika... İmralı görüşmesinin tutanakları paylaşıldı

Son dakika haberi... TBMM; AKP, MHP ve DEM Parti temsilcilerinin katıldığı, CHP’nin ise yer almadığı 24 Kasım 2025 tarihli İmralı görüşmesine ilişkin tam tutanakları iki ay sonra kamuoyuyla paylaştı. Daha önce yalnızca özetle aktarılan görüşmenin ayrıntıları Meclis’in sitesinde yayımlandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’nda gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin tam tutanakları kamuoyuyla paylaştı.

Üç milletvekilinin katılımıyla yapılan görüşmenin ayrıntılı kaydı, Meclis’in internet sitesinde yayımlandı.

AKP-MHP-DEM PARTİ KATILMIŞ, CHP KATILMAMIŞTI

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, 24 Kasım 2025’te Meclis bünyesinde kurulan süreç komisyonu adına İmralı Adası’na giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirmişti. Görüşmeye katılmama kararı alan CHP'nin tavrı eleştirilmişti.

Söz konusu görüşmenin özet tutanakları, 4 Aralık’ta yapılan komisyon toplantısında okunmuş, ancak başta DEM Parti olmak üzere muhalefet partileri tutanakların yalnızca özetle paylaşılmasına tepki göstermişti.

TBMM, görüşmeye ilişkin tam tutanakları “İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı” başlığıyla resmi internet sitesinde yayımladı.

GÖRÜŞMENİN TAM METNİ

Meclis'in resmi internet sitesinde paylaşılan tutanağın tam metni şöyle:

"Konu: Abdullah ÖCALAN'ın, 24/11/2025 tarihinde Komisyon üyeleri ile gerçekleştirdiği görüşmedeki ifadeler.

"Abdullah ÖCALAN;

Öncelikle Kürt sorununun bin yıllık bir sorun olduğunu, bu sorunun 3 aşamasının bulunduğunu, bu kapsamda konjonktürel sürecin dikkate alınması gerektiğini,

Tarihte yapılan büyük hatayı Feti (Yıldız) Bey'in de ideolojisini de gözeterek anlatmak istediğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Ankara'da ilk gittiği derneğin Ülkü Ocağı olduğunu, siyasete orada başladığını,

Kürt sorununun devlet katından siyasi kata geçtiğini, bu ciddi sorunu şimdi siyasiler ile tartışacağını ve bunu çok önemsediğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) ilk başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkür etmek istediğini, özellikle Sayın Devlet Bahçeli'nin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini, bu kapsamda anılana şükran duyduğunu,

Tüm sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

Yüz yıllık Türk-Kürt ilişki sistematiğine Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin sözleri ile büyük katkı sağladığını,

Kendilerinin (Abdullah Öcalan ve PKK) Turgut Özal döneminden yani 1992'den bu yana sırasıyla Erdal İnönü ve Süleyman Demirel döneminde Devlet ile irtibat ve diyalog kurduklarını,

Devlet içerisindeki bir elin kendileri (Abdullah Öcalan ve PKK) ile Kürt sorununun çözülmesini istemediğini, her seferinde darbe mekanizmasının devreye girdiğini,

(Hüseyin Yayman şehit ailelerinin hassasiyeti ile geldiklerini belirtmesi üzerine) Her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini,

Türkiye'de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmaları ve doğru yerden kapıyı aralamayı başarmaları halinde büyük bir talih kapısının açılacağını, hem de bölgeyi yeniden belirleyeceğini,

Başaramamaları durumunda darbe mekanizmasının başta Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı'na olmak üzere işleyebileceğini, Sayın Devlet Bahçeli'nin de konuşmalarında buna değindiğini,

Mehmet Ali Birand'ın 1988'de izin almadan kendisiyle (Abdullah Öcalan) röportaj yaptığını, (Turgut) Özal'ın arayıp 'ne yaptın Mehmet Ali, beni yaktın' dediğini, Ankara'ya döner dönmez bütün gücüyle bu meselenin çözülmesiyle uğraşacakken Milliyet'te yayınlanan bu röportajdan 4 gün sonra suikastın yapıldığını, 17 Nisan'da Özal'ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken Özal'ın bir anda öldüğünü ve bu suikastın örtbas edildiğini, O'nun ölümünden kuşku duyduğunu, başarılamaması durumunda, sadece Sayın Devlet Bahçeli'ye değil, bütün MHP'ye yükleneceklerini, Erdoğan'a (Sayın Cumhurbaşkanı) nasıl yüklendiklerini bildiğini,

Muhataplarının, kendisinin (Abdullah Öcalan) nasıl bir günah keçisi haline getirildiğinin farkında olduklarını, kendisine yapılan saldırıların barışa ve kardeşlik hukukuna karşı saldırılar olduğunu, bazılarının etki ajanı olduklarını ve bunları bilinçli yaptıklarını,

Sayın Devlet Bahçeli'nin 'bu sorun çözülmezse Anadolu'dan da Türklükten de geriye bir şey kalmaz' dediğini,

Mustafa Kemal (ATATÜRK)'in Çanakkale'de büyük bir savaş verdiğini, Anzaklara 'sizin şehitleriniz bizim de şehitlerimiz' dediğini, şehit ailelerinin kendisini (Abdullah Öcalan) de böyle tanımlamalarını istediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) de şehit ailelerine saygıyla baktığını ve acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini,

Geçmiş dönemde JİTEM Başkanı'na 'bu sorunu siz bu hale getirip benim kucağıma attınız, bütün günah benim değil' dediğini, 4 kuvvet komutanının olumlu sonuç çıkmazsa kendisinin idamının onaylanacağını ifade ettiklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) 'benim için demokratik çözümden başka bir çözüm mümkün değil' dediğini,

Amerika ve Binyamin Netanyahu'nun yeni anlaşmalar sistematiğine İbrahim Anlaşmaları denildiğini, böyle bir projenin devrede olduğunu, İran'ın Şii projesi bulunduğunu, şu an biraz geri çekildiğini ama iddialarının devam ettiğini,

Çözüm süreci her ne kadar gergin de olsa büyük bir sınavla karşı karşıya da olsa en azından gelinen nOktada 'sadece iyi niyet açısından değil önümüzdeki 100 yılı değil 1000 yılı şekillendiren bir kapıyı aralayacaklarını, 1000 yıllık, 100 yıllık ve anlık Kardeşlik/çözüm kapısı aralayacaklarını,

Medyadaki akıl almaz söylemlere rağmen Türkiye'nin böyle bir meselesi olduğunu ve ertelenemeyecek bir durumda olduğunu, kendilerinin de kesin çözüm istediğini,

Sayın (Devlet) Bahçeli'nin uzattığı bu ele, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da Malazgirt'te iç cephenin güçlendirilmesine yönelik bir konuşmasının olduğunu, ona binaen Sayın (Devlet) Bahçeli'nin katkı olarak 'el uzatıyorum' dediğini, ancak örgütün Kandil'de değişik sesler çıkardığını, hatta eylem gerçekleştirdiğini, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü,

Sayın (Devlet) Bahçeli'nin kendisinin 'Eğer imkanlar tanınırsa ben devlete hizmet etmeye hazırım' sözünü hatırlatıp, 'buyurun' demesi, hatta gerekirse umut hakkı da dahil olmak üzere DEM Parti grup toplantısında konuşmasını istemesinin' tarihi olduğunu,

Sözünün arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

Örgütte Türklerin de yer aldığını, başını da Duran Kalkan diye Türk bir örgüt mensubunun çektiğini, örgütte böyle bir Türk kökenli grubun her zaman bulunduğunu, baştan beri böyle bir geleneğin olduğunu, düşüncesi Kandil'e ulaştığında, tek taraflı Ateşkes yapıp, buna bağlı kaldıklarını,

27 Şubat Bildirisine yöneldiğini, bunu hatırlatması gerektiğini, özellikle belirtmek istediğini, her cümlenin bir programatik özelliğinin bulunduğunu, her cümlenin bir program olduğunu, (Bunun üzerine Feti Yıldız tarafından 'farkındayız' şeklinde cevap verilmiştir.)

Yapmış olduğu çağrısında Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini anlattığını, Kandil'in bu bildiriye harfiyen de uyduğunu ve (PKK) kendisini feshettiğini, bunun ardından Bese (Hülya Oran)'nin liderliğinde silah yakma eyleminin gerçekleştiğini, bu kapsamda anılanın sorumluluk gösterdiğini, bunun gerçekleşmesi ile kendisince (Abdullah Öcalan) gerekenlerin yüzde 70'nin yapıldığını, bu gelişme ardından Sabri (Ok) liderliğinde Türkiye'deki örgüt mensuplarının Türkiye'den çekildiklerini,

Süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiçbir şehit verilmediğini ve çatışma çıkmadığını ayrıca böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, İlerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin de giderileceğini düşündüğünü,

Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin de söylediği gibi kendisi (Abdullah Öcalan) için iletişim kanallarının açılması gerektiğini,

Geçmişte S.Demirel'in Mardin'de 'Kürt realitesini tanıyorum' dediğini, ayrıca bu dönemde kendisinin (Abdullah Öcalan) yanına Halep'e Ahmet TÜRK ve Sırrı SAKIK'ı gönderdiğini, onlara 'biz Kürt kimliğini tanıyalım, siz de silahı bırakın' dediğini, o zaman bu fırsatı kaçırdığını ancak S.Demirel'in bu sorunu çözmek için çok çalıştığını,

1997'de (Necmettin) Erbakan'ın da bir girişimi olduğunu, Hafız ESAD ve Abdulhalim HADDAM'ın kendisini (Abdullah Öcalan) çağırdığını ve 3 adet mektup gösterdiğini, arkasından 28 Şubat'ın gerçekleştiğini, mektupların 5 senelik muafiyet, siyasi haklardan yoksunluk gibi konuların bir özeti olduğunu ama fırsat tanınmadığını,

Milli Güvenlik Kurulu'nun Sabri (Ok)'lerle ilişkiye geçtiğini ve 1997'de ismine 'toplumla ilişkiler' denildiğini ama sonrasında tıkandığını ve dışarıdan bir müdahale olduğunu düşündüğünü,

Kilis'te Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş'in “çıkmazsa 2 gün içerisinde Suriye'yi işgal edeceğiz' demecini verdiğini, MOSSAD üzerinden olduğunu çok iyi bildiği yoğun bir iletişim olduğunu, ARAFAT'ı içine çektikleri yol gibi 'ya Stockholm ya Kuzey Irak, başka türlü bu dünyada ayak basacak yer senin için bitti' dediklerini, bunu boşa çıkarmak için Kuzey Irak'ta beklerken şaşırtıcı bir biçimde Atina'dan çıktığını, orada Stavrakis adlı Yunanlı İstihbarat Genel Sorumlusunun 'Oslo dışında sen buradan çıkamazsın, hiçbir yere hatta kendi ülkene bile gidişine imkan tanımayacağız' dediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) hayretler içerisinde kaldığını, hiç hesapta olmayan bir şekilde Moskova'ya gittiğini, Jirinovski (Vladimir) adında bir Yahudi'nin kendisini karşıladığını, 'seni bir evde saklayabiliriz bunun dışında hiç bir imkan yOk' dediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) de 'bunlar resmi parti beni Moskova'da nasıl gizleyecekler' dediğini ve aklının almadığını, sonrasında hikayenin 'senin dünya üzerinde MOSSAD dışında sığınacak bir yerin yok' şeklinde mesaj verildiğini,

Duşanbe'ye kadar götürüldüğünü ve soğuk havada 3-4 saat bekletildiğini, Sosyalist-Komünist Moskova'nın bu hale nasıl geldiğinin akıl alır gibi olmadığını, ardından Roma'ya gittiğini, bu kez de 'CIA ve MOSSAD kuş uçurtmuyor' dediklerini, tekrar Atina'yı denediklerini ve bu kez de Minsk'te havaalanında 'vatansız olarak kalabilirsin' dediklerini, bu kadar aşağılık hareket mi olacağını, sonrasında Nairobi'ye götürüldüğünü ve orada hikâyenin tamamen onların kontrolünden çıktığını, kendisine İngiliz ajanı olduğunu düşündüğü elçinin bir tabanca verdiğini, tek korumasının o olacağını ve yanında olmasını söylediklerini, daha sonra JİTEM'in kendisine (Abdullah Öcalan) 'o silahı kullansaydın seni kesinlikle orada öldürecektik' dediğini, bunları Bahçeli (SayınDevlet Bahçeli)'yi yakından ilgilendirdiği için anlattığını,

Kendisinin dahil olmaması halinde 100 yıllık Türk Kürt savaşının kaçınılmaz olacağını bunun çok önemli olduğunu,

'Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt' olmayacağını, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin buna çok bağlı olduğunu, bunun Cumhuriyet ideolojisi olduğunu, pozitivizm ile bağlantılı olduğunu, Kürt'ün tasfiyesini gerektirdiğini, buna Türkmenlerin de dahil olduğunu, onun da eritildiğini, asıl 'yaralar nasıl gelişti, isyana neler yol açtı' onu açıklamak için anlattığını,

Dolayısı ile bu ideolojinin Türkiye'de biraz etkili olduğunu, bunu (muhataplarının) çok iyi bildiklerini, her türlü isyanın nedenin de bu olduğunu,

Şeyh SAİD isyanına gelindiğinde, Kurtuluş Savaşı ideolojisinin İslami ümmet anlayışı ile sağlandığını, daha sonra bu anlayıştan ayrılınca bunun tepki doğurduğunu, o tepkinin de isyana yol açtığını, (Feti Yıldız 'Hepsine isyan denildiğini ama isyan olmadığını,' ifade etmiştir. Birçoğunun tedhiş hareketi olduğunu belirtmiştir.)

Kürt isyanlarının adının Kürtlük isyanı olduğunu, kendisininkinin de aslında bir isyan olduğunu, her ne kadar 'Modern kurtuluş savaşı, gerilla demiş olsalar da bunun Kürdi isyan olmaktan öteye gidemediğini ve bunun aşılmadığını, trajik bir hal almaya başladığını, 1993'te sonuçlandırmak istediğini, Özal'ın TALABANİ üzerinden kendilerine mesaj gönderdiğini,

Özal'ın kendilerine 'yaptığın her şey yanlış değil, Kürt kimliğini tanıtmada rolünü oynadın şayet silahlı mücadeleye devam edersen bütün çabalarının boşa gideceğini belirttiğini, kendisinin düşündüğünü ancak geciktiğini, onların haklı olduklarını, o zaman toy olduğunu, tarihi bir esnada Özal'ın vefat ettiğini,

Kendilerinin (Komisyon Üyelerinin) tanıklığını önemli bulduğunu, bilimsel tanık, şahit olduklarını, 'dışarıda bilim bunu söylüyor demeleri' gerektiği, saptırmaların çok korkunç olduğunu,

Cezaevinden gelen bir mektupta 'Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinin Kürt isyanlarının başlaması ile birlikte olduğu' şeklinde anlatıldığını, Abdulhamit'in tedbir alıp Hamidiye Mektepleri kurdurduğunu, bu tedbirin çok ciddi olduğunu, Abdulhamit'in Kürt İsyanlarının Osmanlı'nın yıkılışına neden olduğunu fark ettiğini,

Sultan Abdülmecit'in Kürt Mirlikler ile dostane bir çözüm geliştirmeye çalıştığını, o dönemde Rus Çarlığı ve Fransa'nın Suriye'de bir Süryani ve Kuzey'de (Doğu Anadolu'da) bir Ermeni devleti kurmak için çalıştıklarını,

Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin Kudüs ve Selahattin Eyyubi çıkışlarını çok önemli gördüğünü, Selahattin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesinde Türk ve Kürt Birliğini sağlamasın çok etkili olduğunu düşündüğünü,

Ninesinin Türkmen kökenli olduğunu,

Selçuklu Sultanı Sancar'ın kendisine başkent olarak Med devletinin eski başkenti olan Hamedan'ı seçtiğini,

Bu coğrafyada 'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk'ün yaşamayacağını' anladığını,

Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te başarılı olmasında Silvan'da bulunan Mervani Emirliği ve Ahlat'ta bulunan Kürt Emirliği ile anlaşarak onlardan destek alması olduğunu, bunu da Osman TURAN'ın yazmış olduğu kitapta Okuduğunu,

Malazgirt'in Kürtlerin de yaygın olarak savaştığı bir zafer olduğunu, Anadolu'nun kapısının Türklere açıldığının söylendiğini ancak Fırat'a kadar Şanlıurfa, Malatya'ya genişlediğini ve bunun Kürtlerin nefes almasını sağladığını,

ATATÜRK'ün Beyazıt'taki aşiret beyine 'eğer bu savaşta birbirimizle savaşırsak ne Kürdistan ne Türkiye kalır, ikisi de kaybeder' dediğini, birlik dışında bir kurtuluş yolu olmadığını, sonrasında savaşın kazanıldığını ve Kürt katkısının göz ardı edilemeyeceğini,

Geçtiğimiz günlerde Erbil'de bir kongre ile Almanya'da Yahudi-Kürt Kongresi yapıldığını, bunların çok önemli olduğunu, muhataplarının bundan haberleri olup olmadığını, (F. Yıldız, bildiğini söylemiştir.)

MOSSAD'ın gücünü anlamaları için anlattığını, geçmişte içinde bulunduğu uçağın NATO'nun Avrupa'nın hiçbir kentine inmeyecek dediklerini, inanılmaz bir kontrol bulunduğunu, mühim olanın bir Türk'ün elinden kendisinin vurulmuş olması olduğunu, böylelikle örgütün onların emrine gireceğini, inanılmaz suikast ve öldürmelerin Gazze'deki gibi inanılmaz bir furyanın başlayacağını, o dönem kendini yakanların olduğunu, kıyamet koptuğunu, bugün de bunu muhataplarının anlatması gerekeceğini, bugün hala önemini koruduğunu, tarihin böyle geliştiğini, kendisinin tereddütsüz hamleler yaptığını,

Bugünü yorumlamak için bu bilgilerin bilinmesi gerektiğini bu sebeple açıkladığını,

Orta Doğu'nın kaderini (muhataplarının) değiştireceklerini, topu kendilerine atacağını,

PKK isyanının sebebini anlattığını, neden sona erdirdiğini ve büyük riskin mekaniğini açıklamak istediğini, her şeyin bildikleri gibi olmayabileceğini, kendisini yanlış anlamamalarını,

(Sayın Devlet) Bahçeli'nin Devleti en az kendisi kadar bildiğini, kendisinin de abartıyor olabileceğini ama her ihtimalin hesaba katılması gerektiğini, tecrübesinin çok büyük olduğunu,

(Süreci bozmak isteyenleri kast ettiği tertipleyicilerin çok güçlü olduklarını değerlendirilmektedir.)

Kendisinin (Abdullah Öcalan) MHP'yi çok iyi tanıdığını eğer MHP'liler Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'yi haklı görmeselerdi onun arkasında durmayacaklarını ve desteklemeyeceklerini bildiğini,

CHP'nin (Meclis Komisyonu'nda) aldığı son kararın çok dikkat çekici olduğunu ancak bunu CHP'nin dışlanması için söylemediğini,

Suriye'de şu an bir şeyler döndüğünü, kendisinin (Abdullah Öcalan) Suriye'yi çok iyi tanıdığını çünkü 20 sene orada yaşadığını,

Meclis Komisyonu üyelerinin bazı konularda kendisinden (Abdullah Öcalan) daha ileride olduklarını ancak bazı konularda kendisinin (Abdullah Öcalan) onlardan daha ileri olduklarını,

Toplum için daha önemli adımlardan bahsedeceğini, normalde PKK'nın 1993'de feshedilmesi gerektiğini düşündüğünü, Türk-Kürt ilişkisinin simbiyotik bir ilişki olduğunu, bu kapsamda Ziya GÖKALP örneğinin sebepsiz bir örnek olmadığını,

Anadolu Türklüğünün Kürtlüğe, Mezopotamya Kürtlüğünün ise Anadolu'ya bağlı olduğunu,

PKK'nın sadece silah bırakmasının değil zihinsel olarak (düşmanlığın da) sonlanması gerektiğini, iki millet arasında kardeşlik ilişkisinin bulunduğunu, aralarında isyan, savaş ve çatışmanın yaşandığını, (bunun üzerine F.Yıldız; 'şehit haberi geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar hadiseye rağmen ortada bir Kürt Türk düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını' belirtmiştir.)

(Türklerin ve Kürtlerin) Bin yıldır iç içe yaşadıklarını, Urfa'da bulunan Karakeçili Türkmenlerinin kendisinden daha Kürt olduklarını, Germiyanoğullarının ise özünde Kürt iken zamanla Türkleştiklerini, bu tarihi gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini, iki kimliğin de birbirine saygı duyması gerektiğini, birbirlerini yok etmeye çalışmaların bir tuzak olduğunu,

Reel sosyalizm düşüncesini 1995'ten beri terk ettiğini, zihin dönüşümünün sancılı bir süreç olduğunu, o sürecin bırakıldığını ve zihnen silah bırakmak gerektiğini, pratikte zaman alacağını, örgüt mensuplarını hazırlaması gerektiğini, Duran Kalkan'ın kendisinden (Abdullah Öcalan) daha çok 'asla silah kullanmayacağız' dediğini,

Suriye meselesinin Türkiye kadar önemli olduğunu, ESAD ailesi ile epey ilişkileri olduğunu, zaten onların yakın himaye ve desteği ile yaşadığını,

SDG'nin ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını, buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini, kongrenin belgelerinin kendisine gelmediğini ancak Avrupa'daki (Kürt-Yahudi Kongresi) ve Erbil'deki (6'ıncı Orta Doğu Barış ve Güvenlik Forumu) kongrenin de anlamının 'biz burada (İmralı) çözüme giderken onlar da orada çözüme gidiyor' olduğunu,

Ferhat Abdi ŞAHİN'in kendisine (Abdullah Öcalan) en yakın kişilerden birisi ve kendisine bağlı olduğunu,

Erbil'deki toplantıda ve Avrupa'daki kongrenin Almanların himayesinde yapıldığını, 'tam Kürtlerin devlet kurma aşamasına geldiklerinde en büyük engel şu anda Apo'dur' dediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) yöntem olarak önerdiğinin demokratik Toplum olduğunu,

Kendisinin demokratik Toplum ve onların Kürt devletçiliği için çatıştığını,

İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu çünkü Orta Doğu'nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail'in Orta Doğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Türkiye Cumhuriyeti'ni proto-İsrail, Kürt devletçiliğini de post-İsrail devletçiliği olarak gördüğünü, önceden İsrail kurulması için Cumhuriyet ne kadar gerekliyse şimdi de Orta Doğu'daki hegemonya için İsrail'e Kürt devletçiliği gerektiğini, başka türlü ayakta kalamayacağını ve hegemonya kuramayacağını,

Son aldığı bilgilere göre, 'yaygın bir propaganda var, devlet olma şansınız Apo tarafından sabote ediliyor' dendiğini, bunun çok önemli bir saptama olduğunu,

Başarısız olmaları için her şeyi yapacaklarını, ama kendilerinin bir avantajı olduğunu, kendisinin Kürt hareketi içerisinde bir ağırlığı olduğunu, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin milliyetçiler içindeki ağırlığı ne ise kendisinin de Kürt hareketi içerisinde öyle olduğunu, İran, Irak ve Suriye içinde geçerli olduğunu,

Ne İsrail'in önerdiği İbrahim Anlaşması ne de İran'ın önerdiği Şii projesinin ilanının ülke çıkarımız için uygulamasının uygun olmadığını, bunun yerine demokratik entegrasyonun önemli olduğunu,

demokratik Kürt oluşumuna dikkat edilmesi gerektiğini, devlet demediğini, muhatabının ne kadar demokratik Milliyetçilik ise kendisininkinin de o kadar demokratik Toplumculuk olduğunu,

Devlet ile ilgili bir parçadan bahsetmediğini, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin bunu çok iyi bildiğini (Bunun üzerine Feti Yıldız 'Devletleşme olmadığını, federatif bir yapı olmadığını, özerklik olmadığını açıkladığını', Abdullah Öcalan' da onaylamıştır.)

Sonuç olarak aradıkları devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu, net bir şekilde söylediğini, Kürtlerin bu devletle Orta Doğu'da yer alacaklarını, kendilerini demokratik olarak organize edeceklerini, federal özerklikle ilgisi olmadığını, bunun kendi icadı olmadığını doğru sosyalizm olduğunu, sola böyle anlattığını, 200 yıllık sosyalizmi çökertenin kendilerinin sosyalizm anlayışı olduğunu,

Sonuç olarak demokratik Toplum ile Cumhuriyet'in entegre olması gerektiğini,

Komün kökeninin Kürtçe olduğunu, topluluk, toplanma anlamına geldiğini, Orta Çağda Belediyecilik olduğunu, halkın belediyeleşmesi, şirketleşmesi, yerel demokrasisi olduğunu, Türkiye için de bunu önerdiğini,

Türkiye için istediğini Suriye için de istediğini, bunun yerel demokrasi ve komün (demokratik belediyecilik) olduğunu, bu konuyu her gün düşündüğünü, bu kapsamda onlarla (SDG) diyalog kurabileceğini, onların kendisini (Abdullah Öcalan) dinleyeceklerini düşündüğünü ancak bu anlamda tek taraflı hareket etmeyeceklerini, Ahmed El-ŞARA'nın da SDG gibi demokratik Suriye için pozitif adımlar atmasının gerektiğini,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) boşuna tarih anlatmadığını, Suriye'de çok yoğun bir Arap milliyetçiliği bulunduğunu, orada Türkmenlerin de olduğunu, kendilerinin (SDG) aynı Kürtler gibi haklarını gözeteceklerini,

6 Şubat'ta yaşanan depremden dolayı başsağlığı dilediğini, kendilerinin (Abdullah Öcalan) yapacakları çalışmayı bu depremde hayatını kaybedenlerin anısına yapmak istediğini,

Suriye konusunda (F.Yıldız; SDG'nin 10 Mart'ta bir anlaşma yaptığını) o anlaşmanın 8 maddesi olduğunu, bunları esas aldıklarını, (Hüseyin Yayman; kendisinin [Abdullah Öcalan] o örgütün (SDG) lideri olduğunu, Suriye konusunu Meclis Komisyonu'nda ve kamuoyundaki herkesin dile getirdiğini, Türk halkının ilk olarak Suriye'de silah bırakılması açısından somut adımlar ve Diyarbakır Anneleri'nin evlatlarının ailelerine teslim edilmelerini görmek istediğini belirtmiştir.) (Diyarbakır Anneleri'nin çocuklarının ailelerine geri dönmeleri için) bir komite kurdurulduğunu, (Hüseyin Yayman; başta söylediği tarihi kardeşliğin çok önemli olduğunu, buna kimsenin bir itirazının bulunmadığını, artık darbe mekanizmasını kırabileceklerini, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli'nin bu konuda kararlı olduklarını, bu sefer bunu başarabileceklerini belirtmiştir.) darbe mekanizması konusunda da dikkatli olunması gerektiğini, yoksa bu mekanizmanın sürecin üzerinden buldozer gibi geçebileceğini,

Suriye konusunda kendisinin (Abdullah Öcalan) önerisinin yerel demokrasi olduğunu, (AK Parti'nin) kuruluş esasının belediyecilik olduğunu, yasanın eksik yönleri olduğunu ve bütün şehirlere bu yasayı yaymak istediğini, yerel demokrasi Atina demokrasisinde her bölgeden bir delege seçildiğini ve onların o bölgeyi temsil ettiklerini bunun yerellik ve demokrasi olduğunu, Suriye için ne mezhep ne etnik temelli, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasi gerektiğini düşündüğünü, asıl sorunun bu kavramın içeriğinin nasıl doldurulacağı ve Anayasa'ya nasıl dahil edileceği olduğunu,

Bir devlet için merkezi üniter güçler kadar bölgesel yerel demokrasinin de gerektiğini, biri olmadan bir diğerinin olmayacağını, (F.Yıldız bunun üzerine; Suriye'de yerel demokrasilerin bir savunma gücü olup olmayacağı sorulmuştur.) asayiş kapsamında güçlerin bulunacağını, Suriye'de iki gücün kaynaştırılması gerektiğini, Suriye'de Arap milliyetçiliğinin güçlü olduğunu, Suriye'de ESAD ailesinin yaptıklarının ortada olduğunu, eğer demokratik şartlar sağlanmaz ise Ahmed El-ŞARA'nın da yarın bir diktatöre dönüşebileceğini,

Türkmenlerin Kürtlerden daha kötü durumda olduklarını, kendilerini ifade edecek bir cemiyeti, Türkmen komünü bulunmadığını, muhataplarının komünü anlayıp anlamadığını,

Komünün bir topluluk, sivil toplum anlamına geldiğini ve olmak zorunda olduğunu,

Bir iki ailenin çıkıp bütün Halep'in rantını kendine bağlayabileceğini ve bunun tedbirini almak gerektiğini, bunun bütün halklar için geçerli olduğunu, Türkmenlerin orada bin yıldır büyük çabaları olduğunu, onların sivil toplum olmasının işin doğası gereği olduğunu, Çerkesler ve Ermenilerin de bulunduğunu, onların da kendini modern bir sivil toplum haline getirmesi gerektiğini,

Suriye'yi sivil toplum ya da yerel demokrasi olmadan bırakmaları durumunda yeni bir Hafız ESAD çıkacağını, bunu önlemek için kendisinin (Abdullah Öcalan) gücünü kullanacağını, pratikte de elinden gelen her şeyi yapacağını,

İsrail'in kendi kültüründen bir Suriye istediğini, Suriye'yi tamamen İsrail güdümüne bırakamayacaklarını, bunun sakıncalı olduğunu, 'İsrail'le savaşalım' demediğini ama SDG de dahil ustaca, kardeşçe ve yavaşça (Abdullah Öcalan) halledeceğinin sözünü verdiğini, bir çağrıyla olmayacağını, yoğun bir ilişki gerektiğini ve diyalog olmadan nasıl yapacağını,

MHP'yi demokratik milliyetçi olarak değerlendirdiğini ve Türkiye için çok gerekli olduğunu, bu birikimin kesinlikle bir ittifak ruhu ile paylaşılması ve eski düşmanlaştırıcı bakışı aşmak gerektiğini, çatışma değil ittifak kurmak zorunda olduklarını, bütün partileri aşan bir akıl olduğunu,

'Devletin önceliğini kendi partimden önce görmeliyim' düşüncesinin diğer partiler için de gerektiğini,

Kendilerini burada buluşturanın ve yakınlaştıranın Devlet aklı olduğunu, CHP de (Komisyon görüşmesinde) olsaydı iyi olacağını,

Türkiye merkezli entegrasyona Suriye, Irak ve birlikte çalışmaları halinde İran'ın da mecburen dahil olacağını, orada Azerilerin bulunduğunu ve en az Kürtler kadar önemli olduğunu, onların da demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir Orta Doğu Birliği olacağını, demokratik entegrasyonla bunun birlikte gerçekleşeceğini,

Türkiye'de demokratik Cumhuriyet, Orta Doğu'da demokratik Orta Doğu olacağını,

Acele etmeden birlikte çalışmak gerektiğini, Suriye'de üniter devlete bir şey demediğini ancak yerel demokrasisiz ve sivil toplumsuz asla olmaması gerektiğini, yeni bir diktatörlüğe kurban etmemek gerektiğini,

(Hüseyin Yayman'ın; 'petrol kaynakları ve sınır kapılarının ne olacağı' sorusu üzerine) Bir paylaşım modeli geliştirilebileceğini,

Suriye için önerdiklerini İran için de tartışacaklarını,

Kendilerinin (Abdullah Öcalan) büyük ve sorunlarını çözmüş Türkiye istediklerini, sadece silahların terki değil kafadaki izleri sildiklerini ve en önemlisi de bölgede en yakın dönemde Orta Doğu'daki bütün dinlere, halklara, kültürlere bir ortaklık modeli önereceklerini,

Bundan önce ne kadar negatif bir söylem var ise bundan sonra söylemlerin pozitif yönde gelişmesi gerektiğini, bunun için de Komisyon'un tarihi bir kapı aralayacağını, rapor hazırlayıp, meclise sunacaklarını hukuki boyutu konuşmadıklarını kendi sorumluluklarında olduğunu, ancak muhataplarının söylediklerini hayata pratiğe geçirmek için iletişim özgürlüğünün başta olması gerektiğini,

PKK'nın feshi, silahtan arındırılması adımlarından sonra da tekrar pozitif adımlar atacağını, bu sebeple Komisyonun çıkaracağı kanunun konuya özgü bir kanun olması gerektiğini,

PKK ile ilişkili olanların en üstten en alta hepsinin hukuki durumlarının açıklığa kavuşması gerektiğini, Sayın (Devlet) Bahçeli'nin 'umut ilkesi' önerisinin düşünülmesi gerektiğini, bu şekilde genel aftan kurtulunmuş olacağını, Türkiye için genel affın uygun olmadığını,

Komisyona saygı ve selamlarını yolladığını, 'Kararın yetkilerinde olduğunu, dolayısıyla konunun meclise taşınması gerektiğini',

İran'ın PKK üzerinde en az İsrail kadar ağırlığının bulunduğunu, kendisinin İran'ın ideolojisine katılmadığını,

İsrail'le ikisinin devlet ilişkisi içinde kendisine 'devlet ilan edecektik, APO engelledi' diyeceklerini, engelleyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir mensubu olarak hareket edeceğini ve demokratik toplumun Kürtlerin en ideal çözüm tarzı olduğunu söyleyeceğini,

Türkiye'yi artık kendi (Abdullah Öcalan) devleti olarak gördüğünü, kendisinin (Abdullah Öcalan) Türkiye'nin demokratik Cumhuriyet olmasını istediğini,

demokratik Cumhuriyet'in inşası konusunda AK Parti'nin ciddi adımlar attığını,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) Kürt kültürünü Cumhuriyet'e dahil etmek istediğini, bunun bir zenginlik olduğunu, bunun başka türlü yorumlanmamasını istediğini,

Sayın Bahçeli (Sayın Devlet Bahçeli)'nin boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadığını, bu olmadan kendisinin (Abdullah Öcalan) çalışamayacağını, bu yapıldıktan sonra Suriye konusunda başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğini, mevcut durumu ile İsrail'e karşı çıkamayacağını, geçmişte ESAD'ın yanında iken İsrail'in kendisini (Abdullah Öcalan) ne hale getirdiğinin gayet açık olduğunu,

Kendisinin (Abdullah Öcalan) söz verdiğini,

DEM Parti için de heyet olarak (İmralı'ya) geldiklerini, Gülistan (KILIÇ KOÇYİĞİT)'ın da dahil olabileceğini,

(Hüseyin Yayman'ın; 'Bazı siyasetçilerin, kişilerin söylemleriyle süreci zehirlediğini belirtmesi üzerine) PKK'da da bazı kişilerin bunu yaptığını, süreç içerisinde (Abdullah Öcalan) çalışma imkanları artarsa hepsinin halledilebileceğini ancak zaman istediğini, imkan ve koşullarının buna uygun olmadığını, kendisi hayattayken bu hamle ve yüzyılın başarılı geçeceğini, muhatapları buna 'Terörsüz Yüzyıl' derken kendisinin 'Şiddetsiz Yüzyıl' dediğini, en az muhatapları kadar katkı yapacak gücünün bulunduğunu,

İttifak halinde yürümek gerektiğini, kendisinin Komisyon Üyeleri'nin buraya (İmralı) gelmesinden çok umutlandığını ve bir tarihi aşamanın başladığını, muhataplarının da bunu başarıya taşıyabilecek kilit isimler olmasını umduğunu, kendisinin (süreç konusunda) iyimser olduğunu,

Feti Yıldız;

Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu üyeleri olarak kendi aralarında yaptıkları seçimle Milliyetçi Hareket Partisi'ni temsilen kendisinin, Hüseyin (YAYMAN) Bey'in AK Parti'yi temsilen, Gülistan (KOÇYİĞİT) Hanım'ın DEM Parti'yi temsilen kendisinin (Abdullah Öcalan) beyanlarını almaya geldiklerini,

Komisyonun şimdiye kadar 18 toplantı yaptığını, sivil toplum örgütleri, barolar, şehit ailelerinden Cumartesi Anneleri'ne kadar toplumun her kesimini dinlediğini, zengin bir dinleme olduğunu,

Sonunda yazacakları raporla bunu bir esasa bağlayıp, çözüm yollarını göstereceklerini, henüz Komisyon'un tamamlanmadığını, raporlama aşamasında olduklarını, geliş sebeplerinin bu olduğunu, bu görüşmenin Komisyon'un 19. toplantısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini,

Uzun uzun Türkiye'nin siyasal geçmişinden konuşamayacaklarını, (Abdullah Öcalan'ın) örgütün kurucusu olarak yaşamını ve geçirdiği siyasi evreleri bildiklerini, son olarak üzerine çalıştığı komünal ve liberal belediyecilik kavramlarını anladıklarını, örgütün tarihi üzerine konuşmanın şu an için gereksiz olduğunu,

(Abdullah Öcalan'ın) silahlı yöntemden siyasi yönteme geçtiğini, eşit yurttaşlık, kültürel adımlar ve komünalite üzerine yoğunlaştığını bildiklerini,

(Abdullah Öcalan'ın) Şubat 2025'de yapmış olduğu çağrısında bütün yapıların silahlı mücadeleyi bırakmasını ve örgütsel varlıklarını dağıtmaları gerektiklerini anladığını, bunun toplumu çok rahatlattığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendilerinin (MHP'nin) silah bırakın derken Suriye, Irak ve İran'daki yapıları da kapsamasının önemli olduğunu,

Yaşanılan sorunların demokrasi çerçevesinde çözülebileceğini, bunun ancak teröre son verilerek Terörsüz Türkiye'de mümkün olacağını,

1999 Ekim ayında duruşma salonunda kendisinin (F.Yıldız) de şehitlerin avukatı olarak yer aldığını,

1970'lerde Kürt hareketinin solun içerisinde olduğu için fark edilmediğini, şimdi tam tersi solun Kürt hareketi içerisinde olduğunu,

Kendileri burada çözüme giderken bir örgüt mensubunun da 'ne çözümü, ne silahsızlanması' diye açıkça söylediğini, 'Abdullah Öcalan'ın aldığı karar sadece Türkiye'yi ilgilendirir' diye not düşürdüklerini, SDG'nin başındaki kişinin (Ferhat Abdi ŞAHİN'in) Abdullah Öcalan'ın yetiştirdiği birisi olduğunu halkın bildiğini,

Partili ya da Türk siyasetinde olan arkadaşların Lozan'dan ve 1924 Anayasası'ndan önceki dönemin dilini kullanmamaları gerektiğini, bunun süreci zehirlediğini,

Sabri Ok'un Türkiye'den çekilirken yanında olan örgüt mensuplarının ellerinde silah olmasının Türk kamuoyunda infial yarattığını, bu noktada kendisinin (Abdullah Öcalan) yapmış olduğu çağrıya (PKK'nın) tam uymadığının görüldüğünü,

Suriye'de (SDG'nin) 10 Mart entegrasyon anlaşmasına uyulmasının elzem olduğunu,

Suriye konusunda kendisinin (Abdullah Öcalan) yeni bir açıklama yapması gerektiğini,

Bu devletin hepimizin devleti olduğunu, (Solun) Emeğin şekil değiştirdiğinin farkında olmadığını,

İlk açıklamasında 'silah bırakın' derken PKK'nın bütün bileşenlerine söylediğini bildiklerini, (bunun üzerine Abdullah Öcalan; İran'da her gün idamların yaşandığını, kendisinin (Abdullah Öcalan) İran'dan 'Azeriler ve Kürtler için demokratik haklar vermesini ve idamları sonlandırmasını' isteyeceğini, bunun için inisiyatif kullanmaları gerektiğini, tabi bunun savaş anlamına gelmediğini ancak idamlar devam ederken (PJAK) silah bırakmayacaklarını, şu an İran'la bir diyalog ve Ateşkes sürecine girmelerinin gerektiğini, bir entegrasyon çalışmasının İran'a dayatılabileceğini,)

PKK'nın Irak'tan çektiği güçlerini Suriye'ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğunu, bu durumun daha önceki açıklama ile çelişki yarattığını,

Hüseyin YAYMAN;

Komisyon adına burada olduklarını, milletin sorularını kendisine soracağını, bütün Türkiye'nin kulağının burada olduğunu, buradaki havanın tüm bölgeyi etkileyeceğini, bunun Türkiye ve bölge adına tarihsel olduğunu,

Cumhur İttifakı olarak Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ve Sayın Devlet Bahçeli'nin bu meselenin çözümü açısından çok büyük bir risk aldıklarını, dolayısıyla milletin meselenin çözümü için daha hızlı adımlar beklediğini,

Sonuç olarak Komisyon ve Türkiye adına başarmak zorunda olduklarını, aksi halde sokaktaki iklim ve havanın bambaşka bir hale dönebileceğini,

Milletin kendisinin (Abdullah Öcalan) 27 Şubat çağrısını önemsediğini, ancak pratik adımların daha fazla olması konusunda talep bulunduğunu, tüm şehit ailelerinin hassasiyeti ile geldiklerini,

Akil insanlar heyetinde yer aldığını, çok ciddi tepkiler ile karşılaştığını, başarmak zorunda olduklarını, pratik adımlar noktasında buradan çıkacak olan neticenin ya sürecin devamına ya da başka bir sonuca yol açacağını,

Bu tarihsellik içerisinde hem TBMM Komisyonu hem bu görüşmenin çok daha tarihsel anlam kazandığını, Devlet-Örgüt görüşmelerini takip eden herkesin bildiğini, 1993-1995-1999-2009-2014 yıllarında bütün bu tarihi değiştirme fırsatının geldiğini, 27 Şubat açıklaması ve buna bağlı olarak pratik adımların hızlanması gerektiğini, Komisyon'dan beklentinin çok yüksek olduğunu ve geçmişteki hatalara düşmemek gerektiğini, görünmez bir el ve darbe mekaniğinin bulunduğunu, buradan çıkmanın yolunun Suriye'de de Türkiye'de her yerde örgütün Abdullah Öcalan'ın çağrısına uyması olduğunu,

Tarihsel hafızanın Türkler ile Kürtlerin 1000 yıllık kardeşliğini beraber sağlayacaklarını veya bugünkünden çok daha büyük bir savaş yıkım/ kriz yaşanacağını, (Bunun üzerine Feti Yıldız tarafından 'Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat edilmelidir' şeklinde ifade edilmiştir.)

Darbe tehdidi bulunduğunu, bunu açıklığa kavuşturmak gerektiğini,

Temel meselenin bütün hafızayı tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak Terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye'nin pratik adımları bekliyor olduğunu, (Bunun üzerine Abdullah Öcalan 'pozitif hamleler peşinde olduğunu' ifade etmiştir.)

Komisyona gelen herkes pratik adımlar atılması, çok hızlı hareket edilmesi gerektiğini söylediğini,

Bir direnç bulunduğunu, çünkü örgütün merkezini Kandil'den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediğini, kendisinin (Abdullah Öcalan) örgütün lideri olarak kesin talimat vermesi gerektiğini, bunu tüm Kamuoyu ve Türkiye'nin beklediğini, bunu gerçekleştirdiğinde başka bir iklimin gelişeceğini,

Komisyon'da dinlenen her kesimin şiddet sona ermesi halinde Türkiye'nin çok ileri gideceğini, belirttiğini, dolayısıyla somut adıma ihtiyaç duyulduğunu, darbe mekanizmasının devreye girebileceğinin akıllarında olacağını,

Bütün tarihsel çelişkiyi ortadan kaldırmanın ve yeni bir yol bulmanın Komisyon'un görevi olduğunu,

Kendisinin Türkmen ve ülkücü kökenli olduğunu ve kardeşlik adına inisiyatif aldığını,

Komisyon'un kurulmasının tarihsel olduğunu, nitelikli çoğunlukla buraya geldiklerini, 'milletin kendilerinden sonuç nedir Suriye'de silahlar bırakılacak mı? Diyarbakır'da çocuklarını isteyen anneler çocuklarına kavuşacak mı? Silahlar sadece elde değil zihinde bırakılacak mı' sorularının cevap beklediğini,

Buradan çıktıklarında gazetecilerin soracağını, bir açıklama yapacaklarını, burada olan temel meselenin, Sayın Teşkilat Başkanı'nın dile getirdiği pedal çevirme (sorunu) olduğunu, sorunların bir günde çözülemeyeceğini kamuoyunun da bildiğini, yol haritası belirlenmesinin, pozitif mesajlar verilmesinin, toplumsal beklentilerin yükseltilmesinin çok önemli olduğunu, Türkiye'de böyle bir politik psikolojinin bulunduğunu, hep beraber bunu başarmak zorunda olduklarını,

Bu tarihi adımı tarihi bir sonuçla ilerletmek gerektiğini aksi takdirde ilerleyemeyeceğini,

İhtiyatlı iyimser olduğunu, geçmişte yaşananları asla unutmadığını ve Terörsüz Türkiye'nin gerçekleşmesi için çalışması gerektiğini belirttiğini,

Gülistan KILIÇ KOÇYİĞİT;

Gayet iyi ve sağlıklı göründüğünü, sağlığının da gayet iyi göründüğünü, birçok kesimi dinlediklerini, komisyon adına burada bulunduklarını, kendisini dinlemek istediklerini, kendisinin (Abdullah Öcalan) düşüncelerini de kamuoyu ile paylaşmak istediklerini,

Kürtlerin kendi örgütlülüğünü sağlayarak Cumhuriyet'e entegrasyonu, Cumhuriyet'in de bir karakteri olacağını, nasıl bir Cumhuriyet olacağını, merak ettiğini,

Sürecin ilerlemesi, kendisinin (Abdullah Öcalan) elinin güçlenmesi için bütün söylediklerinin pratiğe geçmesi için komisyona düşenin ne olduğu konusunda fikrini bilmek istediklerini,

Yarın 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü olduğunu, kadınların selamlarını ilettiklerini ifade etmişlerdir."