Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gibi yerli ve We Are Social & Meltwater gibi uluslararası kurumların verilerine göre, Türkiye’de aktif olarak 70 milyonu aşkın internet kullanıcısı bulunuyor. Bu dijital dünya üzerindeyse zaman zaman “Zararlı mı değil mi?” tartışmaları yapılıyor. 7 Ağustos 2024’te Roblox’un, 9 Ekim 2024’te ise Discord’un yasaklanmasının ardından, 5651 sayılı kanunda köklü değişiklikler yapan ve kamuoyunda "Sosyal Medya ve Oyun Yasası" olarak bilinen düzenlemenin kritik maddeleri 21 Nisan 2026’da kabul edildi. Kamuoyunun ikiye bölündüğü değişiklikte, kimileri yasayı desteklerken kimileri yasaya karşı çıkıyor. Cumhuriyet konuyu akademisyenlere, oyun geliştiricilerine ve hukukçulara sordu.

DİJİTAL İTAAT REJİMİ
Konuya ilişkin Cumhuriyet’e konuşan, Hukukçu ve Akademisyen Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bu uygulamanın Türkiye’yi küresel açık internetten koparıp, devlet denetimindeki ‘kapalı bir ulusal internete’ dönüştürme adımı olarak açıkladı. Akdeniz, “İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) olarak daha önce uyarısını yaptığımız ‘Dijital İtaat Rejimi’nin’ yasal iskeleti bu değişiklikle tamamen oluşturulmuştur. Sosyal medya platformları; bant daraltma uygulamaları, devasa para cezaları (küresel cironun %3'ü) ve hukuki incelemeyi imkânsız kılan ‘1 saat içinde içerik kaldırma’ dayatmalarıyla devletin ‘otomatik sansür aparatlarına’ dönüştürülmüştür” dedi.
HEDEF ‘PANOPTİKON’
Merkezi yaş ve kimlik doğrulama altyapısının bir kere hayata geçirilip standartlaşmasının ardından tek bir satırla haber sitelerine yorum yapmaya, çöpçatanlık uygulamalarına ve ve basit ilan sitelerine kadar yayılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Yaman Akdeniz, nihai hedefin devlet tarafından tüm adımların izlendiği, kimliksiz adım atılamayan Çin modeline benzer bir gözetim sistemi yani 'Panoptikon' oluşturmak istediğini vurguladı.
15 yaş teyidiyle bu yaşın üstündeki herkesin sosyal medya hesaplarının, e-Devlet üzerinden üretilen dijital anahtarla T.C kimlik numarasına bağlanmasını, yöneticilerin tek bir tuşla anonim rumuzun arkasında kimin olduğunu görebildiği devasa bir ‘dijital fişleme’ olarak isimlendirdi. Yurttaşların özgürce eleştiri yapmasının imkânsızlaşacağı toplumda çok ağır bir otosansür ve caydırıcı etki yaratacağının altını çizdi.
PLATFORMLAR BU ŞARTLARI KABUL EDECEK Mİ?
Türkiye’nin mecburi kıldığı düzenlemelere sosyal medya ve oyun platformlarının ne diyeceği ise merakla bekleniyor. Uzmanlar, platformların bu yasaya sessiz kalmasını bir kabulleniş olarak yorumluyor ve Türkiye pazarından çekilmeyeceklerini ifade ediyor. Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bu soruyu “ Büründükleri derin sessizliğe bakarsanız, itiraz edip Türkiye'den çıkmak gibi bir niyetleri olmadığını, dayatılan sistemi şimdiden kabullenip itaat edeceklerini rahatlıkla görebilirsiniz. Ticari çıkarlarını ve pazar paylarını korumak adına direnmek bir yana, küresel şirketler maalesef çok uzun süredir Türkiye’deki insan hakları ve özellikle ifade özgürlüğü ihlallerinin aktif bir parçası konumundalar. Yeni kanunla getirilen 1 saat içinde otomatik içerik kaldırma ve yaş doğrulama gibi yükümlülükleri de sessizce uygulayacaklardır. Bu teslimiyetle birlikte platformlar artık bağımsız birer mecra olmaktan çıkıp; devletin sansür aygıtının bir uzantısına, sansürü bizzat uygulayan bir "kolluk birimine" dönüşmüş durumdalar” diyerek yanıtladı.

OTOSANSÜR KISKACI
Türkiye’de dijital ekosistemin anayasası niteliğindeki 5651 sayılı kanunda yapılan son değişiklikler, oyun dünyasında da ciddi bir endişe dalgası yarattı. Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Erdinç Kaygusuz, düzenlemelerin ilk bakışta teknik görünse de aslında oyun geliştiricilerin yaratım süreçlerini ve Türkiye’nin küresel pazardaki yerini doğrudan tehdit ettiğini vurguladı ve “Komisyon sürecinde yapılan değişikliklerle ilk taslağa kıyasla daha dengeli bir çerçevenin ortaya çıktığı söylenebilir. Ancak bu durum düzenlemenin beraberinde getirdiği yapısal tartışmaların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” dedi.
Özellikle ‘riskli içerik’ tanımındaki muğlaklık, bağımsız geliştiricileri daha yolun başındayken otosansüre zorlama riski taşıyor. Düzenlemedeki en kritik sorun, bir oyunun hangi kriterlere göre "riskli" sayılacağının henüz bilimsel ve şeffaf bir temele oturtulmamış olması. Dr. Kaygusuz’a göre, ölçütlerin belirsizliği geliştiricileri ‘güvenli sularda yüzmeye’ iterek yaratıcılığı ve deneysel çalışmaları baltalayabilir. Bu durum sadece yerel üreticileri değil, Steam ve Epic Games gibi dev dağıtım platformlarını da etkileyebilir. Platformların, ağır yaptırımlarla karşılaşmamak adına Türkiye pazarına yönelik içeriklerini aşırı kısıtlaması veya hizmetlerini sınırlaması, oyun ekosisteminde sistematik bir daralmaya yol açabilir. Özellikle bant genişliğinin yüzde 50 oranında daraltılması gibi yaptırımlar, hukuki bir yasak olmasa da fiilen platformu ulaşılamaz kılarak bağımsız geliştiricilerin küresel pazara açılan kapısını tamamen kapatabilir.

'CEZASIZLIK ALGISININ SONU VE MAĞDUR HAKLARI'
Yasaya karşı çıkanlar olduğu gibi, yasayı destekleyenler de var. Düzenlemeye ilgili sorularımızı yönelttiğimiz Siber Suç Uzmanı Av. Dr. Ceren Küpeli, "Sosyal ağ sağlayıcılarının adli talepleri uluslararası süreçlerin arkasına sığınarak reddetmesi, dijital ortamda bir 'muhatapsızlık' yaratarak suçun şahsiliği ve hak arama hürriyeti gibi anayasal ilkeleri zedelemiş, ciddi bir cezasızlık algısı oluşturmuştur. Bu noktada modern devlet doktrininin bir parçası olan 'Siber Vatan' kavramı ve 5651 sayılı Kanun ile getirilen kimlik doğrulama sistemleri; anonimlikten kaynaklanan hukuk dışı boşlukları kapatmayı, anayasal bir güvence tesis etmeyi hedefleyen stratejik bir kamu düzeni hamlesidir. Küresel 'Dijital Devlet' eğilimleriyle uyumlu olan bu düzenlemeler, Almanya ve Fransa’daki 'platform sorumluluğu' ve 'hızlı tasfiye' modellerini güvenlik odaklı bir sentezle sunarak sosyal ağ sağlayıcılarını birer denetim ortağına dönüştürmektedir. Anayasal ölçülülük ilkesi ve demokratik toplumun gereklerine sadık kalındığı sürece bu yeni hukuki çerçeve; güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas dengeyi koruyacak, bireyin dijital itibarını güvence altına alarak siber sahanın hukuka aykırı bir 'gri bölge' olmasını engelleyecektir" diyerek yasanın hukuki boyutuna dikkat çekti.
