‘Türkiye’de adalet yok’ demişti, yargı kararıyla CHP’nin başına geçti

‘Türkiye’de adalet yok’ demişti, yargı kararıyla CHP’nin başına geçti

30.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Batu Bozkürk
Takip Et:
‘Türkiye’de adalet yok’ demişti, yargı kararıyla CHP’nin başına geçti

2023 seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy veren seçmenlerin çok geniş bir kesimi, son yaşananlar nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı içerisinde... Siyasi katılım ve seçmen davranışları üzerine çalışan Prof. Dr. Emre Erdoğan, bu hayal kırıklığı ile ilgili Cumhuriyet’e konuşarak, “Vatandaşın çıkarlarıyla siyasetçininki aynı değil. Bunu baştan bilmek gerekiyor. Siyasetçiye güvenmemek, yeri gelince onu cezalandırmak gerekiyor” sözlerini sarf etti. Erdoğan, “Bundan sonra muhalefet bir siyasetçiye nasıl güvenilebilir” sorusunu da yanıtladı.

Kemal Kılıçdaroğlu, yargı kararıyla CHP genel başkanlığına getirilmeden önce, yargı kararlarını en sert eleştiren siyasetçilerden biriydi. 2017’de, 68 yaşındayken, Türkiye’de adalet olmadığını söyleyip, Ankara’dan İstanbul’a 25 gün boyunca, 432 kilometre yürümüştü.

HAYAL KIRIKLIĞI

Yine Kılıçdaroğlu, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, kimi itirazlara karşın muhalefetin ortak adayı olmuş, kendisinin aday olmamasını en üst perdeden savunanlar dahi, “Erdoğan gitsin” düşüncesiyle Kılıçdaroğlu’na destek vermişti. Erdoğan, seçim sürecinde, PKK elebaşısı Murat Karayılan’ın Kemal Kılıçdaroğlu ile montaj videosunu mitinglerde yayınlamış, daha sonra, “Ama montaj, ama şu, ama bu” diyerek görüntüde oynama yapıldığını itiraf etmişti. Erdoğan, karalama amacıyla Kılıçdaroğlu’nun mezhebini de gündeme getirmişti. Tüm bu taarruzlara karşı duran, 2023’te Kılıçdaroğlu’na oy veren 24 milyon 728 bin seçmenin çok geniş bir kesimi, şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Geçmişte ‘Erdoğan yargısı’ diyen Kılıçdaroğlu’nun, aynı yargının kararıyla CHP’nin başına geçmeyi kabul etmesini anlayamıyor. Kılıçdaroğlu ise, bayramın ilk günü kendisine sorulan, “Butlan kararını bağımsız yargının verdiğine inanıyor musunuz” sorusuna ve Can Atalay ile Selahattin Demirtaş’ın hapiste olduğu hatırlatmasına, “Bunlar farklı şeyler. Bunlar siyasi davalar. Hırsızlık yapmadılar, yolsuzluk yapmadılar” yanıtını verdi.

‘VATANDAŞIN ÇIKARIYLA SİYASETÇİNİNKİ AYNI DEĞİL’

Peki Kılıçdaroğlu vakası topluma ne anlatıyor? Ortaya çıkan hayal kırıklığı nasıl aşılabilir? Siyasi katılım ve seçmen davranışları üzerine çalışan Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan, bu soruları Cumhuriyet’e yanıtladı. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun bu süreçteki yaklaşımını “Parti içi politika” olarak değerlendirerek, “Farkına varılması gereken şey şu: Türkiye'de siyasetçilerin çıkarlarıyla vatandaşların çıkarları aynı değil. Yani siyasetçilerin seçim kaybettikleri zaman başlarına gelenlerle vatandaşların başına gelenler aynı değil. Siyasetçi koltuğunu korumaya devam ediyor, toplumsal prestijini korumaya devam ediyor. Yeniden iktidara gelme umudunu elinde tutuyor, hatta seçimi kaybetse de güç sahibi olabiliyor. Siyasetçi, parti içi çekişmeye odaklanıyor: Kim nereye oturacak? Kim Parti Meclisi’nde yer alacak? Kim MYK’de olacak? Kimin danışmanı, kimin medyası, kimin kamuoyu araştırma şirketi destek görecek? Kimler belediye başkanlığı koltuğuna oturacak? Mesele bu” dedi.

‘DAHA ÖNCE DE ‘TIPIŞ TIPIŞ’ DEMİŞTİ’

Prof. Erdoğan, “Partide elde edilecek güç ve koltuklar, geçmişte Erdoğan’a çok ağır ifadeler kullanan bir siyasetçinin bugün bu tabloda yer almasına yeterli mi” sorusuna, Türkiye’deki seçmen davranışlarını açıklayarak yanıt verdi. Ülkenin mevcut kutuplaşma ortamında, seçmenlerin ‘Bir lider cumhurbaşkanı olsun’ diye değil, ‘Başka bir lider cumhurbaşkanı olmasın’ diye oy kullandığını belirten Erdoğan, mevcut cumhurbaşkanlığı sistemi ve yüzde 50+1’in de bu kutuplaşmayı körüklediğini söyledi. “Böylece seçimler hayat memat meselesine dönüşüyor” diyen Erdoğan, “Kılıçdaroğlu da bugün böyle düşünüyor. Kendisi daha önce de, 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiğinde, ‘Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz’ dedi. 2023’te kendisi aday olduğunda da bunu yaptı. Ve iki seçimde de, CHP’den fire çıkmadı. İlkinde MHP, ikincisinde İYİ Parti’den fire çıktığı için seçim kaybedildi. Yani Kılıçdaroğlu bugün şuna inanıyor: Burada kavga kıyamet olur. Küfür olur, şu olur, bu olur. Yaz gelir, sonbahar gelir. Seçime de en az bir yıl var. İnsanlar yine ‘Başka lider cumhurbaşkanı olmasın’ anlayışına sığınarak onun işaret ettiğine oy verir. Zaten partinin kaynaklarına el koyarak, kendi partisindeki muhaliflerin elini kolunu bağlamış durumda” diye konuştu.

‘SİYASETÇİLERE GÜVENMEMEK GEREK’

Peki bundan sonrasına bakıldığında, seçmen bugün güvendiği bir siyasetçinin ileride “Kılıçdaroğlu’na dönüşmeyeceğini” nereden bilecek? Siyasetçilere nasıl güvenecek? Siyasetçilerin, hayal kırıklığı yaratacak davranışlarda bulunmamalarını nasıl temin edecek? Bu soruları yanıtlayan Erdoğan, “Öncelikle, siyasetçilere güvenilmemesi gerekiyor. Çünkü Türkiye'de siyasetçi halka karşı sorumlu değil. Çok basit bir şey söyleyeyim: Özgür Özel’i kim seçti? Kurultay delegeleri. Kurultay delegelerini kim seçti? İl delegeleri. İl delegelerini kim seçti? İlçe delegeleri. İlçe delegelerini kim seçti? Mahalle delegeleri. Mahalle delegelerini kim seçti? Mahalle üyeleri. Fakat bunların hepsi, son aşamaya kadar hep blok liste. Sadece Özel’in seçiminde, Parti Meclisi’nde çarşaf liste var. Yani benim burada Özel’in seçiminde, mahalle delegesi olarak kullandığım oyun hiçbir anlamı yok, sorun bu. Ha en azından CHP’de seçim var, diğer partilerde bu da yok” ifadelerini kullandı.

‘BU İNSANLARIN GEÇİMLERİ SİYASET’

“Daha geniş bir perspektiften bakalım” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Popülizmi biz çok lanetliyoruz ama popülizm, siyasetçilerin kendi çıkarlarını düşünen, yozlaşmış bir sınıf olduğunu söylüyor. Bu insanların geçimleri siyaset ve bizim aklımızın bunu alması mümkün değil. Yani bir belediye başkanının, ilçe belediye başkanının ne kadar güçlü olduğunu biz sıradan insanlar anlayamayız. Bu insanlar anormal güçlü ve anormal zengin. Dolayısıyla baştan, siyasetçilere şüpheci yaklaşmak gerekir ki aralarından iyileri sıyrılsın. Yoksa bütün siyasetçilere aynı şekilde davranırsak, hepsine güvenirsek, onlar sahici olmak için çaba harcamaz. Halktan biri olmak için, halkın dertlerini dert etmek için uğraşmazlar. Bilirler ki, orada oturunca biraz imaj yönetimiyle bu iş oluyor. Yani bu açıdan da gerçek anlamda bir ‘arınma’ gerekiyor. Kılıçdaroğlu'nun kullandığı anlamda değil, halkla bütünleşme anlamında” dedi.

‘SEÇMEN SİYASETÇİYİ CEZALANDIRMALI’

Bu konuda somut önerilerini de sıralayan Erdoğan, “Kötü siyasetçiyi cezalandırmamız lazım. Kaybetmeleri lazım, kaybettikleri zaman da gerçek anlamda kaybetmeleri lazım. Kaybedip oyun içerisinde kalabildikleri sürece bir anlamı yok. Siyasetçi, seçmenin onu cezalandırabileceğini hissetmeli. O zaman seçmeni önceleyebilir, seçmeni umursayabilir. Ayrıca, partizan gözlüklerle bakmamamız lazım. Yani, ‘Benim partimdense iyidir’ dememek lazım. Hep söylerim, futbol takımı tutar gibi parti tutmamak lazım. Tuttuğunuz futbol takımı için her türlü gerçeği inkâr edebilirsiniz, bu anlaşılır. Ama siyasi partiler için bu yapılmaz çünkü siyasi partiler, kağıt üzerinde size hizmet getirecek kurumlardır. Yani siz gözünüzü karartırsanız, ‘Benim partime laf söyletmem, benim partimin politikacısına laf söyletmem’ derseniz onlara hak etmedikleri bir dokunulmazlık verirsiniz. ‘Muhalefete muhalefet etmeyin’ olayı da yanlış. Ben, muhalefete muhalefet ederek, daha sağlıklı bir muhalefetin oluşmasını istiyorum. Ama bunu söylemek hem şu anda hem de genel olarak kolay değil. Bu cesareti de göstermek lazım” sözlerini kaydetti.