Tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün: ‘En yıkıcı dönem’

Tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün: ‘En yıkıcı dönem’

9.07.2026 04:00:00
Güncellenme:
Tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün: ‘En yıkıcı dönem’

İBB'ye yönelik operasyonlar kapsamında yaklaşık 16 aydır tutuklu bulunan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, Cumhuriyet'e konuştu. Davanın "delilsiz ve tutarsız" olduğunu savunan Akgün, tutuklu oldukları süreçte İstanbul'da rezerv alanlar üzerinden çok sayıda imar planı değişikliği yapıldığını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik operasyonlar kapsamında yaklaşık 16 aydır Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, Cumhuriyet’e konuştu.

Tutuklu bulunduğu süreyi, “İçinde yaşarken oldukça ağır aksak geçen ama dönüp baktığımızda bir çırpıda elinizden kayıp gitmiş bir zaman” olarak yorumlayan Akgün, “Son 4 aydır mahkeme süreci devam ediyor. Savunmalar tamamlandıkça daha önceden nedense sayfa sayısıyla övünülen koca iddianame, yok hükmünde bir evraka dönüştü” dedi.

‘DEĞİŞİMİ HİSSEDİYORUZ’ 

“Davanın tutarsız, delilsiz, iftiralara ve vasat kurmaca senaryolara dayanan yapısıyla tamamen ifşa ve çökmüş durumda” olduğunu söyleyen Akgün, “Hukukun böylesine bir biçimde siyasi tahakküm aracına dönüşmesini, birebir içerisinde yaşayarak gördükçe ülkem adına çok üzülüyorum” ifadelerini kullandı.

Toplumda yükselen değişim talebini cezaevinde de hissettiklerini belirten Akgün, “Derinden hissettiğimiz bu değişim isteği ile umutsuzluğa kapılma lüksümüz yok. İçerideki günlerim de memleketin gelecek güzel günlerine ilişkin büyüttüğüm umuda tutunarak geçiyor” diye konuştu.

Image

Sazlıbosna Sosyal Konutları.

‘RANT UĞRUNA...’ 

Tutuklandıkları 19 Mart sürecinden bugüne İstanbul’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv alan ilan edilen yerlerde 120’ye yakın imar planı ve plan değişikliği yapıldığını söyleyen Akgün, “Bunların arasında Kartal’daki şehir parkını konut ve ticaret kullanımıyla yapılaşmaya açmaktan tutun, Beykoz’daki özel ormanlara konut imar izni vermeye, Kanal İstanbul güzergâhında ve askeri alanlarda daha önce mahkeme kararıyla iptal edilen imar planlarını yeniden onaylamaktan, Eyüpsultan’da tarihi su kemerin koruma bandında yıllardır tarım alanı olan parselleri lüks konut ve AVM yapmaya kadar türlü kararlar var” dedi.

Konunun yalnızca kendilerinin içeride olmasıyla sınırlı olmadığına da değinen Akgün, “Toplumsal muhalefetin, demokratik siyasetin, kurumsal denge ve denetleme mekanizmalarının iktidar gücü tarafından adeta devre dışı bırakıldığı bir süreci yaşıyoruz. İmar planlarının iptaline yönelik mahkeme kararlarının neredeyse bir hükmü kalmamış durumda. İnşaat süreçleri bir biçimde devam ettiriliyor. Hukuk arkasından geliyor” tespitinde bulundu.

Image

Sarıyer Zekeriyaköy Füze Üssü.

Toplumun geniş kesimlerinin kalıcı ekonomik kriz koşullarında yaşamaya zorunlu bırakıldığının altını çizen Akgün, “İnsanların bir anlamda hayatta kalma mücadelesi verdiği böyle dönemler kent, doğa ve koşa kamusal haklarımız açısından en yıkıcı zamanlardır. O yüzden de geri dönülmeyecek biçimde kamusal varlıklarımızın, kıyılarımızın, ormanlarımızın, su havzalarımızın rant uğruna en çok tahrip ve yok edildiği süreçten geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘HALK İKTİDAR YOLUNU GÖSTERİYOR’

“Türkiye’de halkın gerçek sorunları ve talepleri üzerinden şekillenen, umudu örgütleyebilen, yepyeni insanları siyasetin öznesi haline getirebilecek kanallar açabilen ve iktidar perspektifi ve programı koyabilen bütünleşik bir toplumsal muhalefet” ihtiyacına dikkat çeken Akgün, sözlerine şöyle devam etti:

“Böyle bir muhalefet inşası zorunlu. Elbette her şeye karşın hukuki mücadeleden vazgeçmemek gerek. Yerelde ne kadar örgütlüyseniz, toplumun diğer kesimleriyle bir araya gelip bir kamuoyu yaratabilme gücüne erişebiliyorsanız, mücadeleniz de o kadar uzun soluklu oluyor. Ve de kazanımlar elde edebiliyorsunuz. Ancak son 25 yıllık sürece dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum ki bugün artık muhalefetten öte insanca yaşanabilir başka bir kentin mümkün olduğunu gösteren bir iktidara ihtiyaç var. Ve her türlü baskıya ve siyaset mühendisliğine karşın halk, böyle bir iktidara giden yolun güzergâhını bizlere gösteriyor. Önemli olan o yolun işçiliğine sabırla emek etmek...”

‘MÜLKSÜZLEŞTİRME DEĞİL GÜVENCESİZLEŞTİRME’

Mülksüzleştirmeden ziyade güvencesizleştirme kavramının yaşanan süreçleri daha çok karşıladığını söyleyen Akgün, “Bu kentsel dönüşüm sürecinde mülk sahibi de olabilirsiniz ama bu yaşadığınız kentte, mahallede yaşama hakkını güvence altına aldığınız anlamına gelmiyor. Tapunuz, diplomanız, seçtiğimiz belediye başkanımız, yıllardır emek verdiğiniz şirketiniz bir anda elinizde kayıp gidebilir” dedi.

“Çalışma yaşamındaki güvencesizlik her geçen daha geniş bir alanda hissediliyor” diyen Akgün süreci, “Kentleşme dinamikleri, belirli bir kesimin sürekli olarak servet biriktirmesine yol açarken kamunun ürettiği rantı kendi tekelinde toplayarak toplumdaki eşitsizliği giderek daha fazla derinleştiriyor” sözleriyle değerlendirdi.