Abone Ol google-news

Demirtaş ve Kavala açıklaması yapan Hanefi Avcı, Çakıcı sorusunu pas geçti

Emniyet İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı, "Selahattin Demirtaş neden cezaevinde?" sorusuna "Yalnız Selahattin Demirtaş değil, onun gibi bir çok insan yanlış olarak cezaevinde. Osman Kavala niye cezaevinde, gazeteciler niye cezaevinde? Biz hukuk sistemini doğrultmadığımız için, insanları içeri tıkmak için bahane arıyoruz" yanıtını verdi.

27 Kasım 2020 Cuma, 17:43

Jülide Ateş'in sunduğu '40' programına katılan Hanefi Avcı sadece Demirtaş'ın değil, Osman Kavala ve gazetecilerin niye cezaevinde olduğunu sordu. 

Avcı bu davalarla ilgili şöyle dedi: 

Yalnız Selahattin Demirtaş değil, onun gibi bir çok insan yanlış olarak cezaevinde! Osman Kavala niye cezaevinde, gazeteciler niye cezaevinde? Suç fiili bir eyleminizin olması, fiili eyleminizin dışındaki davranışlarınız suç olması kabul edilemez. Çok istisnai haller hariç. Maalesef Türkiye yeni suçlar icat etti. Örgüt mensubu olmamakla birlikte yardım etmek, örgüt propagandası yapmak gibi suçlar icat etti. Türkiye’de 100 yıl geçmiş, yargıladığınız ortaya dökebildiğiniz 20-30 casusluk davası var, bunlardan 1 kişi hariç diğerleri mahkum olmamış. Son zamanlarda bakıyorsun, sanki bu ülkede herkes casusmuş gibi yüzlerce casusluk davası var. Cemaat döneminde başlatılan 400’e yakın casusluk davası var. Biz hukuk sistemini doğrultmadığımız için, insanları içeri tıkmak için bahane arıyoruz

Organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit etmesine yönelik soruyu 'pas geçen' Avcı, "görev hayatında hiç işkence yaptı mı?" sorusuna da şöyle yanıt verdi: 

"İŞKENCE TÜRKİYE'NİN TAMAMINDA BİR YÖNTEM OLARAK KULLANILDI"

"Bir dönem devletin bütün sorgu yöntemleri bugün suç kabul edilebilecek şeylerdi. Türkiye’nin tamamında bir yöntem olarak kullanıldı. Bunu herkes de biliyordu. Vali de, Bakan da, basın da biliyordu. Hatta bazı şikayetler vardı yeterince bu adamı dövmediler, suçu aydınlatmadılar gibi şeyler vardı. Bir dönem için suç ayrımı da yoktu, polisin kullandığı bir yöntem vardı. Devlet görmek, bakmak, mani olmak adına; ne yapılıyor, ne yapılması lazım, suçtur hiç bakmadı."

Hanefi Avcı “Askeri casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınıp “devletin gizli bilgilerini açıklama” suçlamasıyla tutuklandıktan 155 gün sonra tahliye edilen gazeteci, Oda TV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ile ilgili "Müyesser Yıldız’ı kim, neden mahkum etmek istiyor?" sorusu için "Avukatları tüm evraklarını bana verdiler, okudum, inceledim" dedi ve şunları söyledi; 

"MÜYESSER YILDIZ DAVASINDA İHBARI YAPAN KİŞİ ARAŞTIRILMIYOR" 

"Burada tabii seyrinde yürümeyen bir olay var. Bizim zaten polis olarak olayları çözerken şu mantıkla bakarız; bir olay olması gerektiğinde nasıl olur. Herhangi bir kişi hırsızlık yapıyorsa nasıl yapar? Bir polis bir soruşturmayı yaparsa nasıl yapar? Bilirseniz, bu standarda uymayan köşeleri bulduğunda niye diye sorarsınız. Müyesser Yıldız davasına baktığımda, soruşturma askeri casusluk diye başlıyor, ama hiçbir casusluk tahkikatına uygun olmayan işlemler yapılıyor."

"Nasıl tahkikat yaparsınız? Kişiyi dinlersiniz, dinlemek yetmez 24 saat takip edersiniz, yetmez bir ton şey yaparsınız. Bakıyorsunuz, bunların hiçbiri yapılmıyor. Sadece bir tek dinleme yapılıyor. Kişinin irtibatlarına bakıyorsunuz, sadece belli irtibatlara yoğunlaşılmış. Ben orada 46 sayfa rapor yazdım, her olayın belgesini de çıkarıp altına koydum. Arka planda birileri bu soruşturmayı yönlendirmiş, hatta şu kanaate vardım dedim ki önce Müyesser Yıldız seçilmiş ve dinlenmiş, dinlenirken kimlerle irtibatı olduğu görülmüş, sahte ihbar mektubu yazılmış, böyle bir soruşturma yapılmış. Bu şahsi kanaatim ve şüphem değil, belgeleriyle ve iddialarıyla. İhbarı yapan kişilerin adı soyadı var, kimse araştırmıyor."

"Bütün bunların yan yana koyduğunuzda birileri Müyesser’e ders vermesi gerekiyordu, Müyesser’in tutuklanması gerekiyordu, onun nasıl suç işleyebileceğini, nasıl olaya bulaştırabileceğini gördü, oradan dinlenme başlattı. Geçmişte de böyleydi, beni hedefe koydular, ilişkilerime baktılar, eski bir devrimci arkadaşımı buldular, onu dinlemeye başladılar, sanki benim bağlantım varmış gibi beni bulaştırdı. Aynı yöntem. Birileri soruşturmaya geri planda müdahale edip normal seyrinde yürümedi. Bunu rapor ettim, hakimler karar verecekler."

Sorular ve Avcı'nın verdiği yanıtlar şöyle;

"ŞAMİL TAYYAR'A O KİTABI CEMAAT YAZDIRDI" 

Ateş: Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabını hedef şaşırtmak için mi yazdınız?

"Normal mantıkla aklı başında biri kitabı okuduğu zaman bunun böyle olmayacağını çok iyi bilir çünkü, hiç kimse hiçbir örgüt durup durup dururken ben hedef saptırayım diye kendi kendine kitap yazdırmaz. Bu düzgün bir mantık olmayan, karşındakileri suçlamak için yapılan bir şeydir. Bu kitap o cemaatin o zamana kadar ortaya çok ciddi veriler koyan, hatta çok ciddi suçlayan ciddi bir belgedir, dökümandır, ilk defa ciddi yazılmıştır. Bana karşı kisişel husumetlerinden dolayı yaptıkları kanaatim, yoksa akla mantığa bakarsanız, vicdanı olan herkesin kitabı okuduğunda böyle bir şey çıkarmaz. Ama şu var kitapta da belirttim, bir dönem için özellikle 28 Şubat dönemleri ve geçmişte muhafazakar kesimi biraz kenara itildiğini atıldığını, bu cemaatin o tarihte eğitim faaliyetleri, bir takım işlemlerin çok olumlu olduğunu gördüm, çocuklarımın oğlumun bunların okulunda okuduğunu biliyorum, ama bunun zaman içerisinde artık bu işin cemaat olmaktan çıkıp devletin güvenliğine yönelik bir hale döndüğü zaman ben bu yanlıştır deyip karşı tavrımı koydum."

"2007, 2006, 2008’lere kadar bu cemaati tüm sağ kesim, tüm muhafazakar kesim böyle görüyordu; hayır işleri yapmaya kalkan, iyi işler yapmaya kalkan, yurtdışı faaliyetler yapan hatta devletçe desteklenen grup halindeydi. Hepsinin böyle gördüğü ortamda ben de onları o şey gördüm. Ben biraz daha erken gördüm; emniyetteki operasyonları gördüm, devletteki bazı insanlara yapılan tuzakları gördüm; kitaptan anlattığım gibi Emin Aslan’ı genel müdür yardımcısını, yapılan tuzakları gördüm. Dedim ki bu örgütün niyeti kötü ve devleti uyarmak lazım. Devletin bu örgüte karşı tavır alması lazım. Devletin kendi sistemi için cevap vermesini istedim yani: Devletin kurumları çalışsın, bakanlar valiler emniyet müdürleri bu iş yanlış diye tavır koysun, bekledim, onlarla konuştum, hepsini anlattım. Onlar da sistemi çalıştırmayınca 2 bakanlığa yazılı dilekçe verdim, onlar da sistemi çalıştırmayınca yapacak bir şeyim yok, kitap yazdım. Kitap yazarak herkesi deşifre ettim. Ben kitap yazmadan önce bakanlarla görüşmesem, savcılarla görüşmesem, başbakan müşaviri ile görüşmesem dersiniz ki böyle bir şey… Kitap belli bir aşamadan sonra yazıldı."

"Şamil Tayyar, o yazdığı bütün bilgiler cemaate danışarak yazıldı, cemaatin kullandığı, cemaate karşı açıklama yapan herkese karşı kullanıp, ona yazdırdılar. O kitaptaki belgeler belge bile değil, yalan bir çoğu… Önce bir kitap yazdılar benim aleyhimde bir hava yarattılar. Benim hayatta bir açığım olsaydı dökerdi sokağa. İftiralar attılar, yapabilecek her şeyi denediler, benim imza attığım her evraka baktılar, görev yaptığım her şeyi incelediler, iftiradan başka suç bulamadılar. Benim alnım çok açık. Susurluk döneminde devlet araştırdı, mit araştırdı, jandarma araştırdı."

"28 ŞUBAT'LA İLGİLİ İLK RAPORU BEN YAZDIM" 

Ateş: Köstebek talimatını kim verdi?

"Bugün veya bundan önceki dönem olduğu gibi, basını yönlendirme sırası o zaman askerlerdeydi ve basını yönlendirerek kamuoyunda farklı bir imaj yaratmaya kalktılar. Sanki polis veya teşkilat askeri takip ediyormuş, izliyormuş gibi bir hava yarattılar. Kadir Sarmusak olayını önce yakaladı el koydular, Kadir Sarmusak disiplin cezası verdiler ama, bir şekilde basına sızınca yeniden dava açıp yeniden yargılanma devam etti.

28 Şubat’la ilgili ilk raporu ben yazdım. Beni tanık gösterdiler, dediler ki ben bu raporu yardımcımdan aldım bana rapor yazdı ben de bu raporu bakana götürdüm. Beni tanık olarak çağırdılar, bende şunu bekliyordum, bu ifadeden sonra Bülent Beyi çıkarıp beni içeri koyma ihtimalleri de vardı, bu raporu ben yazdım dedim, anlattım, mahkeme bunu dinledi, yeni belgeler de verdim. Bir dönem ordunun içine, belli bir grup, tamamının haberi yok Baz çalışma grup diye bir grup oluşturuluyor. Kanuna uygun değil ama, bu grubun diğer ordunun içine gizlenmiş ve sivil hayata yönelik o zamanki hükümeti takip etmeye yönelik bir faaliyet. Biz bunu rapor ettik. Askerlerin yaptıkları bu görevler hukuka uygun değil, sivil hayata karışıyor, mevcut hükümetin kararlarına karışıyor bunu rapor ettik. Bu rapor üzerine soruşturmaya geçildi. Soruşturma askeri mahkemede inanılmaz bir detayı ortaya çıkardı. Mahkeme şunu net gördü, iddialar doğru değildir."

"CEM UZAN'IN KENDİ HATALARI" 

Ateş: Cem Uzan’a FETÖ tuzak mı kurdu?

"Böyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Cem Uzan tahkikatı kendilerinin yaptıkları hatalar, usulsüzlükler üzerine başladı, devam etti. Öyle bir şey ortaya çıkarıldı ki, sadece polis değil, bir çok devlet kurumu devreye girdi, kuruluş ortaya çıkarıldı. Halen dengeleri de var. Bankada mesela çifte kayıt tutulmuş. Bir baktığınız zaman bankanın içerideki varlığı 670 milyon dolar gözüküyor, ama aslı 6.7 milyar dolar. Öyle bir bilgisayar programı yapılmış ki merkezin harici kimse gerçek hesabı göremiyor. Bankada çifte kayıt tutulmuş. Diğer şirketlerinin hepsinde usülsüzlükler var, hepsinde yönetimde hatalar var, hepsi de vatandaşın cebinden bir şeyleri almakla ilgili… O tahkikatlarla ilgili onca davalar açıldı, soruşturmalar yürütüldü, ve birçoğunda mahkum oldular. Zaten o tarihte Fetö’nün bu kadar etkili olduğu söylenemez."

"Benim kadar İstanbul’daki yargı bu işe devam etti, o zamanki Başbakanlık Teftiş Kurulu bunun içindeydi, SPK müfettişleri vardı, BDK müfettişleri vardı, bu insanların hepsinin aldıkları raporların belgelerini orta yere koydular ve mahkemeye taşındı. Fetö istese de yapacak bir şey yoktu. Ortada maddi belgeler var, bugün de yarın o belgelere baktığınızda gerçek olduğunu göreceksiniz. Ne Cem Uzan’ın ne başka birinin burada söyleyeceği laflarla kendilerini aklayıp, temize çıkaramaz! Ortada çok fazla suç var. Anormallik o kadar büyük ki, o kadar anormalliğin içinde yaptıkları kendilerine normal gelmeye başlıyor. Yaptıklarının en küçüğü bile ağır suçlar."

"Kendilerine karar çıkarmak adına bazı yargı mensuplarına rüşvet verme faaliyetleri vardı. Emniyet istihbarat birimleriyle bizde onları takip ediyoruz soruşturma yaparken. Rüşvet verme olayları öncesi biz Adalet Bakanı’na bilgi veriyor, diyoruz ki böyle bir olay var. Rüşvet alınmaya mani olunsun, onlar o rüşvet olaylarını kapatıp, bakın emniyet gitmiş Adalet Bakanına anlatmış, bizim bu kararı almamı önlediler, biz kendilerine müracaat edip rüşvet alacakları bir kararı önlemek adına Adalet Bakanı’na dedik ki buyrun müdahil olun, soruşturun, çünkü öyle bir usulsüzlük yapılıyor ki, hakim hiç araştırmadan karar vermeye kalkıyor."  

 "GAZİ MAHALLESİ OLAYLARINI ÇETENİN YAPTIĞI KANAATİNDEYİM"

Avcı, İstanbul Gazi Mahallesi'nde üç kahvehanenin otomatik silahlarla taranmasının ardından patlak veren ve 22 kişinin ölümüne yol açan 'Gazi Mahallesi olayları' ile ilgili de  "Gazi Mahallesi olaylarını çetenin yaptığı kanaatindeyim" dedi ve şu ifadeleri kullandı;

"İlk olay bir kahve taranıyor, yaşlı bir insan öldürülüyor, birkaç kişi yaralanıyor. Bu olaya tepki olarak halk ayaklanıyor, ciddi bir toplumsal gösteriye dönüşüyor, terör örgütleri giriyor, polis o büyük grubu dağıtmaya çalışıyor, o büyük grupla çatışma çıkıyor, asıl ölümler o çatışmada oluyor. Birinci olayı ayırmak lazım, Gazi Mahallesinde bir kahvenin taranması. Asıl olay bu. 2. Bölüm orada polisin yanlış davranışı, olayların çığırından çıkması. 2. olayda şöyle bir şey var, gecekondu bölgesi, kimlik yoklaması yapılıyor, hatta sağcı birileri varsa darp ediyorlar, polis bile kolay giremiyor, güçlü bir ekiple giriyor. Bu gazi olayında bu devrimci grupların böyle hakimiyeti olduğu böyle bir olayda, bir kişinin taradığı gözüküyor. Gazi olayını ben bir çetenin yaptığı kanaatindeyim. Bu tip yöntem bu tip çetelerin yöntemi. Devletle bağlantılı, geçmişte vatansever gösteren bir grup insan gitti taradı. Bu soruşturmayı kim yapacak, savcı ve polis birlikte yapacak. Maalesef devletin savcıları bu konuda çok yetenekli değil, yeterli imkanlar yok, araştırıp soruşturamıyor, kendilerinin araştıracak yetenekleri, imkanlar, kabiliyetleri yok. Türkiye’de bütün büyük olaylar faili meçhul kalmıştır."