İş-yaşam dengesi: Hedef ne olmalı?

Çalışmak zorunda olmasak ya da daha az çalışacak olsak daha mı mutlu oluruz? Araştırmalar, aylaklığın seçildiği durumlarda bile çalışmanın insanları mutlu ettiğini gösteriyor.

26 Ekim 2021 Salı, 04:00
İş-yaşam dengesi: Hedef ne olmalı?
Abone Ol google-news

Çalışmanın ya da bir işe çaba harcamanın kişinin genel iyilik durumuna katkıda bulunduğu görüşü ruhbilimde ödomanik mutluluk olarak bilinen kavramla yakından bağlantılı. Ödomanik mutluluk, insanın işlevini en iyi biçimde görmesi ve gizilgücünün farkına varmasından elde ettiği bir tür mutluluk. Araştırmalara göre, ödomanik mutluluğun temelini, çalışma ve çaba oluşturuyor.

İş-yaşam dengesinin öteki yanında, neşe vb. olumlu duyguların çoğunlukta ve acı ya da öfke gibi olumsuz duyguların kıt olması biçiminde tanımlanabilecek, hedonik (hazsal) mutluluk yer alıyor. Hedonik mutluluğun insan sağlığına yarar sağladığı, hedonik mutluluğu yakalamanın tek yolunun boş zaman olduğu biliniyor. 

5 SAATİ GEÇERSE...

Ancak boş zamanımız olduğunda bile, bilinçdışı yönelimlerimiz pusuda bekliyor. Kısa süre önce yapılan bir araştırma, “aşırı boş zaman” diye bir kavramın gerçekte var olduğuna ve boş zaman günde beş saati aştığında iyilik durumunun inişe geçmeye başladığına işaret ediyor. 

Bu durum kimi insanların neden boş zamanlarını benzersiz ancak sonu nahoş ya da üzücü olabilecek çaba gerektirici işlerle geçirmek istediklerini açıklayabilir. Bunun en uç örnekler olarak buz otelde bir gece geçirmek ya da çölde bir dayanıklılık yarışına katılmak gibi aktiviteleri sayabiliriz. “Boş” zamanlarını bu tür etkinliklerle geçirenler, genelde kişisel hedeflerine ulaşmaktan, gelişme kaydetmekten ve başarıdan başarıya koşmaktan söz ederler ki, tüm bunlar boş zamanla ilintilendirilen hedonizmden çok, ödomanik mutluluğun özellikleridir. 

DENGEYİ TUTTURMAK

Araştırmalar, hedonik ve ödomanik mutluluğun yanı sıra, çeşitlilik ve bolluk içeren deneysel mutluluğun “güzel yaşamın” üçüncü bileşenini oluşturduğunu ortaya koyuyor. 9 ülkeden binlerce katılımcıdan oluşan yeni bir araştırmaya göre de insanların çoğu (her bir ülkede yüzde 50’nin üzerinde) yine de hedonik mutluluğun damgasını vurduğu mutlu bir yaşamı yeğliyor. Ancak katılımcıların yaklaşık dörtte birinin ödomanik mutluluğun ağırlıkta olduğu anlamlı bir yaşamı yeğledikleri, küçük ama kayda değer bir bölümünün de (her ülkede yaklaşık yüzde10-15 oranında) çok yönlü ve bol etkinlikli deneysel bir yaşamın izini sürdüğü görülüyor. 

Yaşamla ilgili bu üç farklı yaklaşıma bakıldığında, uzun erimli sağlıklı ve esenlikli bir yaşamın püf noktası belki de kişiye en çok uyan yaşam biçimine göre değişebilir. Öyle ki pandemi sonrasında iş-yaşam dengesini sağlamak yerine, bu üç farklı mutluluk kaynağı arasındaki gerçek dengeyi tutturmak çok daha yararlı olsa gerek.         

The Conversation