Orhan Pamuk’un kaleminden süzülen ve 1970’li yılların İstanbul burjuvazisi ile yoksul akrabalık bağları arasında sıkışan hikâye, Kemal’in Füsun’a duyduğu ve eşyalar üzerinden somutlaştırdığı saplantılı aşkı konu alıyor. Kemal’in Füsun’a ait her nesneyi bir "müze" titizliğiyle biriktirmesi, bugün Google aramalarında rekor kıran ve sosyal medyanın gündemine oturan "limerence" kavramıyla açıklanıyor.
LİMERENCE NEDİR?
Gazete Oksijen'in derlediği habere göre, ilk kez 1979 yılında psikolog Dorothy Tennov tarafından tanımlanan limerence, sıradan bir gönül hoşluğundan çok daha sarsıcı bir deneyimi ifade ediyor. Nörobilimci Tom Bellamy’ye göre bu durum; istemsiz, müdahaleci ve kişiyi gerçeklikten koparan bir bağlanma hali.
Limerence’ın Belirtileri ve Sarsıcı Etkileri:
Bağımlılık Döngüsü: Beyinde yüksek enerji ve coşku yaratarak uyuşturucu etkisine benzer bir bağlılık oluşturuyor.
Ayrıntı Analizi: Kişi, "limerent nesne" olarak adlandırılan partnerinin her sözünü ve beden dilini saatlerce analiz ediyor.
Belirsizlikten Beslenme: Psikolog Ian Tyndall’a göre bu duyguyu canlı tutan şey, karşılık görme ihtimaline dair duyulan "küçük bir umut".
Günlük Hayatın Felci: Uyku ve beslenme düzeni bozulurken, iş performansı ve sosyal ilişkiler geri plana atılıyor.
TAKINTININ ANATOMİSİNE
Uzmanlar, limerence’ın bir kişilik bozukluğu olmadığını ancak kontrol altına alınmadığında yıkıcı etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Ortalama 18 ay ile 3 yıl arasında süren bu durum, umudun kesilmesi veya iletişimin sınırlandırılmasıyla sönümlenebiliyor.
Prof. Emma Short, limerence yaşayan kişilerin genellikle bu yoğunluğun kendilerinden kaynaklandığının farkında olduğunu, bu yönüyle zararlı takip (stalking) davranışlarından ayrıldığını belirtiyor. Kemal’in Masumiyet Müzesi’nde kurduğu dünya, tam da bu farkındalığın ve melankolinin mimari bir dışavurumu olarak karşımıza çıkıyor.