Mavi gözlü dev 63 yıldır hasretle anılıyor: İşte en ölümsüz Nazım Hikmet şiirleri!

Mavi gözlü dev 63 yıldır hasretle anılıyor: İşte en ölümsüz Nazım Hikmet şiirleri!

3.06.2026 12:03:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Mavi gözlü dev 63 yıldır hasretle anılıyor: İşte en ölümsüz Nazım Hikmet şiirleri!

Türk edebiyatının ebedi çınarı, dünya şairi Nazım Hikmet Ran, aramızdan ayrılışının yıldönümünde özlemle anılıyor. Memleket sevdası, aşkı ve mücadelesiyle hafızalara kazınan usta şair, geride nesiller boyu ezbere okunan ölümsüz eserler bıraktı. 3 Haziran Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümünde, yüreklere dokunan en iyi, en popüler ve en güzel Nazım Hikmet şiirlerini, sözlerini tek bir içerikte derledik. İşte o unutulmaz dizeler...

Hayatını memleketine, insana ve özgürlüğe adayan Nazım Hikmet Ran, şiirlerinde kullandığı serbest nazım formu ve güçlü hitabet diliyle Türk şiirinde bir devrim yaratmıştır. Sürgünlerle, hapislerle geçen yaşamına rağmen kalemiyle dünyayı selamlayan usta şair, 3 Haziran 1963'te Moskova'da hayata gözlerini yumdu. Ancak geride bıraktığı şiirler, şarkılara, bestelere ve tiyatro oyunlarına ilham olmaya devam ediyor. İşte ölüm yıldönümünde sosyal medyada en çok paylaşılan ve okurların hafızasından silinmeyen en popüler Nazım Hikmet şiirleri...

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ

SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,

Dünyanın en güzel sesinden

En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

Ben artık şarkı dinlemek değil,

Şarkı söylemek istiyorum.

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,

bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte

yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek

meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken

meselâ denerken damarlarında bir serumu

                             ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin

ama o bunun farkında değildir

ayrılmak istemezsin dünyadan

ama o senden ayrılacak

yani sen elmayı seviyorsun diye

elmanın da seni sevmesi şart mı?

Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık

yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da

hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Image

BENCE ŞİMDİ SEN DE HERKES GİBİSİN

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor

Onlardan kalbime sevda geçmiyor

Ben yordum ruhumu biraz da sen yor

Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece

Kaçıyorum bugün senden gizlice

Kalbime baktım da işte iyice

Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim

Maziye karıştı şimdi yeminim

Kalbimde senin için yok bile kinim

Bence sen de şimdi herkes gibisin

BU VATANA NASIL KIYDILAR

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,

saçlarından tutup sürüklediler.

götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,

vatan çırılçıplak yere serilmiş.

Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,

günü gelir hesabınız görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur :

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM!

Türkiye işçi sınıfına selâm!

Selâm yaratana!

Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!

Bütün yemişler dallarınızdadır.

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

haklı günler, büyük günler,

gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,

ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Türkiye işçi sınıfına selâm!

Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,

toprağa, kitaba, işe hasretimizi,

hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!

Paranın padişahlığını,

karanlığını yobazın

ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!

Türkiye işçi sınıfına selâm!

Selâm yaratana!

Seviyorum Seni

Seviyorum seni

ekmeği tuza banıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak

ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

Ağır posta paketini

neyin nesi belirsiz

telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

Seviyorum seni

denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul\'da yumuşacık kararırken ortalık

içimde kımıldayan birşeyler gibi

Seviyorum seni

Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

                       bahçesinde ebruli

                                 hanımeli

                                           açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.

Ve elleri öyle büyük işler için

                          hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını,

                         çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruli

                   hanımeli

                             açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın

            yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

           bahçesinde ebruli

                     hanımeli

                               açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

bahçesinde ebruli

                         hanımeli

                                   açan ev..

HÜRRİYET KAVGASI

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

dalga dalga aydınlık oldular,

yürüdüler karanlığın üstüne.

Meydanları zaptettiler yine.

            Beyazıt\'ta şehit düşen

            silkinip kalktı kabrinden,

            ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını

            yıktı Şahmeran\'ın mağarasını.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.

Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Safları sıklaştırın çocuklar,

bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

YAŞAMAYA DAİR - I

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                     bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                      yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

                     beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

                               insanlar için ölebileceksin,

                     hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

                     hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

                     hem de en güzel en gerçek şeyin

                                  yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

         hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

         ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

                                yaşamak yanı ağır bastığından.