Sezai Karakoç: 'Diriliş Şairi'nin Türk şiiri ve muhafazakar gelenek için önemi neydi?

Şair ve yazar Sezai Karakoç 88 yaşında hayatını kaybetti. Şair Ömer Erdem, Karakoç'un evinde, uyurken öldüğünü söyledi. Edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan, edebiyat profesörü Ali Şükrü Çoruk ve şair Ömer Erdem, Karakoç'un şiirini ve muhafazakâr gelenek için önemini BBC Türkçe'ye anlattı.

BBC Türkçe
17 Kasım 2021 Çarşamba, 09:25
Sezai Karakoç: 'Diriliş Şairi'nin Türk şiiri ve muhafazakar gelenek için önemi neydi?
Abone Ol google-news

Şair ve yazar Sezai Karakoç 88 yaşında hayatını kaybetti. BBC Türkçe'ye bilgi veren şair Ömer Erdem, Karakoç'un evinde, uyurken öldüğünü söyledi.

Karakoç'un ölümünü sosyal medya hesabından duyuran Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Karakoç'un örnek bir hayat, sağlam bir fikir örgüsü ve büyük bir edebi mirası gerisinde bıraktığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, paylaştığı taziye mesajında Karakoç için, "Fikirleriyle nesillere yol gösteren, edebiyatımızın, düşünce dünyamızın, ülkemizin büyük mütefekkiri, 'Diriliş Şairi'" ifadelerini kullandı.

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğan Karakoç, 1955 yılı sonrasında lise yıllarında ilk şiirini yayımladığı Büyük Doğu dergisinin edebiyat ve sanat sayfasını yönetti.

1960 yılında ise daha sonra siyasi ideolojisini de yansıtacak Diriliş dergisini yayımlamaya başladı. Dergi birçok kez yayın hayatını sonlandırıp, bazı dönemlerde günlük ve haftalık gazete olarak tekrar çıkmaya devam etti. 5 Şubat 1992'deki son sayısıyla da yayın hayatı son buldu.

Karakoç ayrıca 1990 yılında kurduğu Diriliş Partisi ile aktif siyasette de rol aldı. Üst üste iki seçime katılmadığı gerekçesiyle parti 1997'de kapatıldı ancak 2007'de ise Yüce Diriliş Partisi adıyla yeniden açıldı.

'Karakoç, iyi bir şairin siyasetle uğraşması gereğine inanıyordu'

BBC Türkçe'ye konuşan edebiyat eleştirmeni Doğan Hızlan'a göre Sezai Karakoç iyi bir şairin sadece şiirle değil, toplumsal meselelerle, hatta siyasetle de uğraşması gerektiğine inanıyordu.

Hızlan, "Türk şiirinde onları okumadan, bilmeden, incelemeden şiirin seyrinizi öğrenemeyeceğinzi şairler vardır. Karakoç da bu tür bir şairdi" diyerek Karakoç'un Türk şiiiri için öneminden söz ediyor.

'Şiiri hayatın somut tarafıyla da işlenerek karşılık buluyor'

1986-1992 yılları arasında Diriliş Yayınları'nda Sezai Karakoç ile birlikte çalışan şair Ömer Erdem, Karakoç'un halk nezdinde sevilen bir şair olduğunu vurguluyor.

Erdem'e göre bunun nedenini anlamak için Karakoç'un toplu şiirlerinin yer aldığı Gün Doğmadan'da yaratılan atmosfer ve tipolojilere bakmak gerekiyor. Erdem değerlendirmesine şöyle devam ediyor:

"Yoksullar, kadınlar, yaşlılar, aşk. Bunlar hayatın idealize edilmiş değerleri. Ancak onun şiiri hayatın somut tarafıyla da işlenerek karşılık buluyor. 18 yaşında bir genç 'Mona Roza'yı okuduğu zaman kendi içsel dünyasını buluyor. 40 yaşında bir insan 'Hızırla Kırk Saat' okuduğu zaman kültürel kodlarla örülmüş, estetik düzeyi yukarıda bir şiirle karşılaşıyor. Kendisini iyi hissetmesi açısından bir şey bu. Bir imkan olarak ortaya çıkıyor. Onu sevmesi de son derece normal. Suistimal edilmeksizin bütün yaş grupları, ideoloik ve psikolojik saptırmaya uğramadan şiirine yansıyor."

İkinci Yeni şiiri

1957-58 yıllarında Pazar Postası gazetesinde yayımladığı "Balkon" şiiri ile birlikte yayımladığı yazıları onun İkinci Yeni şiir akımının kurucu şairleri arasında anılmasına neden oldu.

Şair Ece Ayhan' "İkinci Yeni başlangıçtaki ilk anlamıyla Sezai Karakoç ile Cemal Süreya'dır" diyerek bunu destekledi.

Ancak Karakoç, "Benim İkinci Yeni'yle ilgim, aynı dönemde şiir yazmam ve belki biçim bakımından bazı ortak yanlarım bulunmasından ibaretti" sözleri ile bu şiir akımıyla arasındaki mesafeyi dile getirdi.

Diriliş fikri

"Edebiyat Yazıları II" kitabında "Sanat tutumum, genel dünya görüşümün bir bölümünden başka bir şey değildir" diyen Karakoç, şiirlerini ve yazılarını "Diriliş" düşüncesi olarak ifade ettiği fikirle inşa etti.

Ömer Erdem, Karakoç'un Diriliş fikrini nasıl aktardığını şu sözlerle özetliyor:

"Vaktiyle bir İslam medeniyeti vardı. Geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Bu medeniyetin sanat, düşünce, siyaset ve ilim boyutu vardı. Bir medeniyeti yaratan şeyler bunlar. Osmanlı'nın çöküşüyle İslam medeniyeti de dünyadan çekilmiş durumda.

"İslam'ın özünde dirilik ve hayatiyet vardır. Bu da kıyamete kadar sürecektir. Hayatiyet esprisinin yeniden hayat bulabilmesi için de ekonomide, sanatta, siyasette entelektüel çapı gelişmiş çağdaş, modern bilgilerle donanmış, kendisini kazanmış bir fikre ihtiyaç vardır."

Sezai Karakoç'un bu fikir doğrultusunda 16. yüzyılda yazılan Leyla ile Mecnun'u da yeniden kaleme aldığını bleirten Erdem, "Bir bakıma metni diriltiyor. Arkaik bir metin olmaktan çıkarıyor. 18-20 yaşlarında olan ya da gökdelende yaşayan, seyahat eden bir kişinin dünyasına yeniden sokuyor" diyor.

Gelenekle kurduğu ilişki

Erdem, geleneği Karakoç'un modern sanatın imkanlarıyla okuruna sunduğunu belirtiyor.

İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Alman besteci Gustav Mahler'in "Gelenek küllere tapmak değil, ateşi canlı tutmaktır" sözlerinin Karakoç'un gelenekle kurduğu ilişkiyi çok iyi anlatabileceğini belirtiyor.

Çoruk'a göre Karakoç, geleneğin yaşaması gereken taraflarını dirilterek hayata geçirilmesini ve günümüz sorunlarına da böyle çözüm olabileceğini savunuyor:

"Şiir ve düşünce yazıları da bu yönde olmuştur. Radikal modernliğin, yani geleneği toptan inkar eden fikrin karşısına, gelenekle ilişkilerini devamlı sürdüren, gelenekle diyalog halinde olan, geleneğin günümüz sorunlarına nasıl çözümler üretebileceğini düşündü."

Karakoç'un toplumla kurduğu ilişki

Karakoç'un bu yaklaşımı nedeniyle politik çevreleri ve halkı etkilemesinin olağan bir sonuç olduğunu söylüyor.

Karakoç'un yaşantısıyla örnek bir şahsiyet olduğunu belirten Çoruk, Karakoç'u halkta neden büyük bir karşılık buluğunu şu sözlerle anlatıyor:

"Dünya nimetlerine kendisini çok fazla kaptırmayan birisiydi. Sıradan insanın hayatına yakın olan bir şair ve fikir adamıydı. Toplumda fikir insanı ve şairlere baktığınızda topluma tepeden bakan profillerle karşılaşabiliriz. Ancak Karakoç öyle biri değildi."

Siyasi çevrelerin Karakoç ile kurduğu ilişkiyi sorduğumuzda ise Ömer Erdem, muhafazakar siyasetin Karakoç'u bir tür mask olarak kullandığını görüşünü dile getiriyor.

Erdem, "Geçmiş ve mevcut muhafazakarlar siyasetler ve Karakoç'un insana bakışı ve yönetişimi farklıydı. Karakoç idealist biriydi. Muhafazakar siyaset ise pragmatisttir" diyor.

'Türk şiirinin, Türk düşüncesinin tüm duraklarını okumuş, özümsemiş ve onları iyi yansıtmıştır'

Prof. Dr. Çoruk, Erdoğan ve diğer siyasilerin Karakoç'la kurduğu ilişki için, Karakoç'un gelenekle kurduğu bağı adres gösteriyor:

"Türkiye'de varoluş sebebini gelenekle ilişkisine bağlayan siyasi yapılar Karakoç'a her zaman ilgi göstermiştir. Her ne kadar kendisi de bir siyasi parti kurmuş olsa Karkaoç'u siyaset üstü düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Politikacılara eşit mesafede yaklaşan, bu yönüyle de herkesin kendisinden faydalanabileceği fikir ve düşünce insanı olmuştur Karakoç."

Çoruk ayrıca bu yönüyle evrensel bir şair ve fikir insanının öldüğünün de altını çiziyor.

Doğan Hızlan ise her siyasi düşüncenin bir sanatçıya ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor ve "Peki bu sanatçı, her zaman o siyasi düşünceyi mi destekler? Bence hayır. Ama siyasi fikirlerinin oluşmasında bütün iyi şairlerin etkisi vardır. Bir siyasi fikir inşa edilirken iyi bir şiirin etkisinden yararlanılır" diyor.

Herhangi bir şairin sahip olduğu fikirlerin, siyasi düşünceleri ancak iyi bir şiirle etkileyebileceğini söyleyen Hızlan, "Önemli olan şiirinin iyisi olmasıdır. Karakoç da iyi bir şiir yazmıştır" düşüncesini dile getiriyor.

Karakoç'u neden iyi şair olarak tanımladığımızı sorduğumuzda ise Hızlan şu yanıtı veriyor:

"Türk şiirinin, Türk düşüncesinin tüm duraklarını okumuş, özümsemiş ve onları iyi yansıtmış bir şairdir. O yüzden de Karakoç iyi bir şairdir."


BBC Türkçe