Darısı Çağın Başına Manşetler..

02 Temmuz 2013 Salı

1986 yılı başlarında Brüksel’de o günkü adıyla AET’nin en tepe yetkilisi, Turgut Özal’ın “tam üyelik” başvurusu için “Tatsız bir şaka” demişti.
20. yüzyılın bitmesine çok uzun yıllar vardı.
Cumhuriyet o gün,
“AET Üyeliği 21. Yüzyıla” manşetiyle çıkmıştı. (4 Şubat 1986)
21. yüzyıl asırlar kadar uzaktı.
O dönemde de yandaş basın vardı.
Cumhuriyet’i asparagas manşet atmakla, hayali yetkililer ağzından milletin moralini bozmakla suçladılar.
Birisi ile mahkemeleştik bile.
Yarım asırlık oyun AKP’nin ilk yıllarında da sürdü.
Uyduruk bir protokole attığı imza Kızılay’da gündüz vakti havai fişeklerle kutlandı.
Derken kalfalık ve ustalık dönemine geçildi.
Sonunda yine de en garantili oy kaynağının AB değil, din istismarı olduğunda tekrar karar kılındı.
“Şanghay 5’lisine gideriz ha!” faslına geçildi.
Elbet, kimse kulak asmadı.
Bu kez AB başmünakaşacımız tweet
çiliğe başladı. Hırvatların dünkü katılım töreninden de atmış: “Darısı başımıza!”
35 başlıktan sadece 1 tanesini tamamlayabilmiş birinin daha ufak atabileceği bir şeyi yok ki.

Müna-Şakacı Müzakerecilik


\n

Ankara Belediye Başkanı zaten umutsuz tweet vakası.
AB Bakanı ise İstanbul Belediyesi’ne göz diktiğinden olacak...
O da
“tweet’in kadar konuş!” havasında!
Tweet gibi demeç veriyor.
Merkel’e “Akıllı ol yoksa, Sarkozy gibi balık tutarsın!” diyor.
Müzakereyi bırakmış başmünakaşacı olmaya yönelmiş.
Belli ki AB’de son sözü Almanya’nın söylediğini hâlâ öğrenememiş.
Diplomasinin de en az tercümanlık kadar nezaket gerektirdiğini öğrendikten sonra belki sıra ona da gelecektir.
AB’de
Sarkozy gitti, Hollande geldi.
AB dediğin, AKP değil ki kişi ile kaim olsun!
Söz konusu Türkiye olunca, AB’de her lider, hatta her Brüksel yetkilisi bir Sarkozy’dir.
Bu yarım asırdır süren bir oyun. 1963’te
İsmet Paşa’nın imza törenin tanığı Özgen Acar yazdı.
Son 40 yılın serüveninde de bendeniz kâh gazeteci, kâh siyasetçi olarak tanık ve taraf oldum. (Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nde, AB- TBMM Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkan Yardımcılığı veya AGİT Parlamenterler Meclisi’nde tam üyelik deyince önümüze ya Kıbrıs bahanesi, ya Kürt meselesi ya da
“Komşular” çıkarıldı!
“Komşularınıza Batı standardında demokrasi gelmedikçe, tam üyeliği unutun!” Tam üyelik demek, AB sınırlarının gelip Iran’a, Cudi’ye, Asi Irmağı’na dayanması demekti.
Avrupa ise böyle bir coğrafyayı kucaklamaya hazır değildi.
Aslında sorun komşulardı.
“Komşuya demokrasi gelmedikçe..” söylemi ise sadece bir tür orantısız arsızlık!

\n

***

\n

Tam üyelik için tam demokrasi!
Bizde iktidarlar bu denklemi anlamaya hiç yanaşmadılar.
AB ile oy avcılığı ve seçmeni uyutma yarışına girdiler:
Tam üyelik dilekçesini veren
Özal, “Bu iş tamam!” diye davul çaldırdı.
Tansu Hanım Gümrük Birliği’ne imza atınca..
“Avrupa ile sınırlar kalkıyor!” diye en sinir beyanatları verdi.
Mesut Bey ise nereye açılacağı meçhul, o malum demeci:
“AB’nin kapısı Diyarbakır!”
Son on buçuk yıldır da fasıl açmaya çabalayıp duruyoruz.
Sonunda korkarım, kendi bildiğimiz bir fasılla..
Mesela, kürdilihicazkâr faslıyla devam edeceğiz.
“Açılımın kapısı Diyarbakır.
Yosmam gözlerin çakır.
O çakır gözlerine.
Kurban olsun bu fakir!”

\n

AB ile Tweet’leşme Süreci

\n

AB’ye girmek bir tür dünya evine girmek.
Dün gerdek sırası Hırvatlarda idi. Dünya onları,
“Kıravatı icat eden ulus” diye tanıyor. (Bu vesileyle her fırsatta ve nedense, kıravatı atıp duran bizim Başbakan ile AKP ricalinin kulağını çınlatalım. Kıravatlı ilk padişahımız Abdülmecid Efendi’yi hürmetle analım!)
Avrupa kervanı, 6 üye ile 1957’de yola çıktı.
Yola çıkarken birçoğu siyasi haritada bile bulunmayan ülkeler tam üye oldu. Dün bu sayı 28’e yükseldi.
Bize gelince...
50 yıl önce (12 Eylül 1963) Başbakan
İsmet Paşa Ankara Anlaşması’nı imzaladı.
Paşa, rivayete göre bizim yetkililere sormuş:
“Giriyoruz. Ama istersek çıkabilir miyiz?”
Birisi çıkıp da kulağına
“Paşam, giremeyeceğiz ki çıkalım!” diye fısıldasa, “oyun”a belki daha sonra yaldızlı davetiyeyle buyur edilirdik.
Elli yıldır süren bu oyun ne yazık ki tarafların da ehliyetsizlik veya iyi niyet eksikliğiyle
“Baba Bir Hırsız Tuttum Oyunu”na dönüştü:
- Al getir. Gelmiyor! Bırak da gel! Bırakmıyor.

\n

\n

Yazarın Son Yazıları

Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020