Adaletin fay kırıkları: Hapishaneler

Adaletin fay kırıkları: Hapishaneler

23.02.2023 06:54
Güncellenme:
Takip Et:

6 Şubat depreminin fiziksel yıkımı ve verdiğimiz on binlerce kayıp kadar, vaziyetin ülkece üzerimize çöken psikolojik enkazı tüm ağırlığını korurken, geçen gün üst üste Hatay’ın farklı noktalarında 6,4 ve 5,8 büyüklüklerinde iki deprem daha meydana geldi. Bu kez gıda ve eşyalarını çıkarabilmek için evlerine giren vatandaşlar depreme yakalandı. Hasarlı binalar yıkıldı. 18 gün geçti, hâlâ en temel sorun olan barınma ihtiyacı çözülebilmiş ya da bitirilebilmiş değil. Canlı yayın kampanyalarında devlet eliyle bol sıfırlı yardım rakamları toplanıyor; ama hâlâ belediye başkanları, ilçe ve köylerdeki vatandaşlar “çadır ve seyyar tualet” diye yalvarıyor. Akıl alır değil!

Depremin yarattığı tahribat, maruz kalanından depremzede yakınına, konvansiyonel ya da sosyal medyada şahit olanından yardım için koşturanına, tüm milletimizi tarumar ettiği gibi, özgürlüğü dört duvarla sınırlı tutuklu ve hükümlüler için de büyük bir felakete dönüşüyor.

Dün gece devletin, engelli vatandaşlar için nasıl bir depreme karşı hazırlık, önlem ve tahliye planı olduğunu(!) merak edip düşünürken, bir yandan da aklıma mahkûmlar ve mahkûm aileleri geldi. Yıkıcı bir depremde hapishanedekilerin can güvenliği kadar, dışarıdaki yakınlarının depremle imtihanında neler yaşanmış olabileceğini ya da yaşanabileceğini düşündüm. Adaletin kavramının siyasetle şekillenebildiğini gördüğümüz sayısız örnek üzerinden, bilhassa haksız mahkûmiyetle özgürlüğünden alıkonan insanlar için de katbekat üzüntü duydum.

Türkiye’deki cezaevlerinde olağanüstü haller için düşünülmüş bir hızlı tahliye sistemi bildiğimiz kadarıyla yok. Hâlâ otomasyona geçilmemiş; klasik demir kapılar manuel kilit sistemleriyle çalışıyor. Netleştirilmiş toplanma alanları yok, yani güvenli alana geçebilme planı yapılmamış. Bu ve benzeri durumlarda mahkûm ve tutuklular için yaşamsal riskin çok fazla olduğu aşikar. Bu konu ile ilgili mevzuatta telefon hakkı ve izin dışında afet anında yapılaması gerekenlere dair şekillendirilmiş düzenlemeye de rastlamıyoruz.

Görüyoruz ki devlet konuya sadece bir iç güvenlik meselesi olarak bakıyor ve can güvenliği bir öncelik değil. Şu durumda mahkûmlar afet anlarında gözden çıkarılmış vatandaşlar mı oluyor? Mahkûmların firarına karşı yaşam hakkını geri plana atan güvenlik protokolü mantığı da, gördüğümüz kadarıyla firarların yaşanmasına mani olamamış. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığına göre firari mahkûmların önce 40’ı, sonra da 80’i yakalanmış.

Afetin yarattığı bu kaos ortamında, devletin mahkûmlar ile yakınları arasındaki iletişimi sağlamak noktasında nerede durduğunu araştırdığımızda ise, henüz çadır ulaştırmakta muvaffak olamamış sistemin beyanat dışında soruna yönelik ciddi bir hamlesi de olmadığını görüyoruz. Kısacası içerideki dışarıdaki için, dışarıdaki de içerideki için kaygılı ve çaresizlik içinde. 

Depremde büyük zarar gören Kahramanmaraş Türkoğlu 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi ve İslahiye T Tipi kapalı Cezaevi’ndeki mahkûmlar, yerleri yakınlarına söylenmeksizin farklı illere nakledilmiş. Evrensel’in 12 Şubat’taki haberinde bir mahkûm annesi olan Serap Ergin “Cezaevi her defasında bizi farklı gerekçelerle geçiştiriyor. Bilgiler birbirleriyle çelişiyor. Bazen tutukluların durumu iyi diyor, bazen de cezaevinde oluşan hasardan dolayı sevk edildi diye bilgi veriyorlar. Nereye götürdüklerini bile söylemiyorlar. Cezaevi telefonlarımıza artık cevap dahi vermiyor. Bir bilgi alamıyoruz. Sevk edilip edilmediğini bilmiyoruz. Yaşamını yitirip yitirmediğini bilmiyoruz. Nerede olduklarını bilmiyoruz ve yollar kapalı olduğu için biz de gidemiyoruz.” diyor. Geçen süre zarfında da konu ile ilgili bir gelişme olmadığını öğreniyoruz. 

Tekrar ve tekrar altını çizelim: Devlet “bütün” vatandaşlarının can güvenliğini tesis etmekle yükümlü olduğu gibi, hangi gerekçeyle hüküm giymiş ya da tutuklanmış olursa olsun, mahpus vatandaşların yaşam koşullarını insani standartlar düzeyinde tutmakla mükelleftir. Cezasını toplumdan tecrit ve özgürlük mahrumiyeti olarak çeken bir mahkûma, cezaevi koşullarını zorlaştırarak ekstra bir cezalandırma sistemi yaratmaya -ya da konuyu karanlıkta bırakarak- yaratılmasına fırsat vermeye kimsenin hakkı yok.

PEKİ YA HUKUKUN ENKAZI!

Adalet mekanizmasının politik bir sindirme aracı olarak kullanıldığı şu atmosferde cezaevlerindekiler için yaşadığım keder tarif edilemez düzeyde. Demokles’in kılıcı gibi halkın ensesinde sallanan içeri atılma “anksiyetesi”, yani bir despotizm metaforu olarak “kaygının Silivri hali”, herhalde demokratik ifade özgürlüğü rüzgârlarının estiği, yargısı bağımsız/tarafsız bir hukuk devletinin tecellisi olarak doğmadı. 

World Justice Project’in Hukukun Üstünlüğü Endeksi gibi çeşitli bağımsız raporlarda listenin sonlarında olduğumuz malum. Zaten hukuksuzluğun adını koymak için ille de istatistiklere ihtiyacımız yok. Bire bir yaşadığımız her şey -çok şükür ve ne yazık ki- toplumsal hafızamızdaki yerini koruyor. Sayısız insan sabahın kör karanlığında, yaşına başına bakılmadan, fikren/siyaseten sesini yükselttiği için adeta derdest edilerek evlerinden alındı. Adeta linç edildi, yargılandı, mahkûm edildi; bir yere varamayan iddianameler beraatı getirse bile üretilen yeni dosyalarla yeniden mahkûm edildiler. Neler neler yaşadık ve yaşıyoruz!

Bir tarafta örtbas edilip sonunda AİHM nezdinde Türkiye’nin defalarca mahkûm edildiği kamu görevlisi davaları, “iyi haller”, faili meçhuller, takipsizlikler, hatta hiç açılmayan dosyalar ve ceza kavramının ucundan bile nasiplenmeyen bir güruh; diğer tarafta en az bir o kadar siyasi tutuklu ve gazeteciler, Gezi gibi tamamen iktidarın kendi varlığına tehdit olarak algıladığı için itibarsızlaştırıp mahkûm etmeye çalıştığı muhalif bir hareketin özneleri, kısacası birileri varlığından rahatsızlık duyduğu için içeride olan ve gerçek adaleti bekleyenler. Örneğin, aydınlanmamızın yüz akı örneklerinden Mücella Yapıcı gibi bir profilin siyasetten bağımsız, adil bir hukuki düzende hapiste olabileceği aklınıza gelir mi? Bu ülkede akla gelmeyen başa geliyor. (Emniyet kemerini çıkardığı için İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’e ya da pandemide kurallara uymadığı için dönemin Norveç Başbakanı Solberg’e para cezası kesilebilmesi gibi adaletin herkese eşit mesafede olduğu durumlarsa bizim gibi adaletsizliğin kanıksandığı coğrafyalarda çok ütopik görünüyor.)

Özetle, tüm bu adalet enkazının altından çıkmak için sabırla gün sayan insanlara, bir de deprem afetinin yıkıntılarıyla bitecek bir son yazmaya kimsenin hakkı yok. Mahkûmların yaşam hakkı devletin sorumluluğundadır. Bu, devlet ahlakının da turnusolüdür.

Yazarın Son Yazıları

İran’da özgürlük arayışı!

İran’da yaşananlar gerçekten korkunç.

Devamını Oku
15.01.2026
Bari BM ve NATO’yu kapatın!

Venezüella haberleri üzerimize yağıyor; dünya gündemini unutulmaz bir şekilde değiştiren günler yaşıyoruz.

Devamını Oku
08.01.2026
İmamoğlu’ndan Özel’e, Brigitte’ten Edip’e 2026!

Yeni yıla günaydın sevgili okurlarım!

Devamını Oku
01.01.2026
Kılıçdaroğlu ve sosyal medya kampanyaları!

Geçen hafta detaylıca yazdığım, Twitter’ın (X demek bana çok anlamsız ve içeriksiz geliyor) siber zorbalarının dev bir ablukası ile karşı karşıyayız.

Devamını Oku
25.12.2025
Twitter’ın utanmaz zorbaları ve Manifest!

Merak ediyorum, özellikle Twitter’da cirit atan bu siber zorbaları kimler yetiştirdi?

Devamını Oku
18.12.2025
Hangi hatalar zinciri bu uçurumu hazırladı?

İnsanlarımız şaşkın.

Devamını Oku
11.12.2025
CHP kurultayı: Kazananlar ve kaybedenler

1970’lerde, İstanbul’da Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’nde eski şampiyonlarımızdan Fehmi Kızıl vardı.

Devamını Oku
04.12.2025
CHP kurultayı demokrasiyi aydınlatacak!

CHP kurultayı, bu hafta sonu her zamanki gibi büyük bir medya ilgisi altında yaşanacak.

Devamını Oku
27.11.2025
Mustafa Kemal’i hazmedemeyen solcular!

İddianame açıklaması yüzünden geçen hafta yazamadığım konuya hemen giriyorum.

Devamını Oku
20.11.2025
İddianame ve kritik yönlendirme

Pek de sürpriz olmadı.

Devamını Oku
13.11.2025
Sahte dünyalar kuşatması

Paranın sahtesi vardır, kalpazanlar basar.

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyet, iki kahraman ve yarınlar

Dün Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
CHP davasına dikkat!

Siyaset, insanların daha iyi yaşaması için yapılır, dünyanın neresinde olursa olsun.

Devamını Oku
23.10.2025
Yok olan Nobeller ve edepler

Trump bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” “Ben yedi savaş durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu.

Devamını Oku
16.10.2025
Özel-Bahçeli düellosu, cevapsız sorular

Sinan Ateş cinayetinin dumanı tütmeye devam ederken bu cinayetin bir numaralı sanığı 90’lı yılları anımsatan bir şekilde güpegündüz öldürüldü.

Devamını Oku
09.10.2025
‘Bombalı Nobel’ ve barış!

Bugünlerde, Trump ve Netanyahu’nun anlaşarak Ortadoğu’ya ve Filistin’e dayattıkları yeni düzenin ve “sözde” barışın hangi hızda yaşama geçip geçemeyeceğini öğreneceğiz, tabii yeni sürprizlerle karşılaşmazsak...

Devamını Oku
02.10.2025
Fenerbahçe, Türkiye ve demokrasi dersi!

Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nöbet değişimi oldu.

Devamını Oku
25.09.2025
Misyonlarını tamamlayamayan kayyumlar!

Daha iki yıl önce kazanması için elimizden geleni yaptığımız, uğruna 24 saat koşturduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, o gece kendisine umut bağlayan milyonların neredeyse tamamını karşısına alacak pasif duruşu ve agresif sessizliğiyle, Vito’larına binip kaybolmasına şahit olmak bize nasipmiş...

Devamını Oku
18.09.2025
Demokrasimizin açık yarası ve vazgeçilmez ikazlar

Türkiye, darbe günlerinde gördüğü sahneleri yaşadı.

Devamını Oku
11.09.2025
Kayyuma karşı halk, partisiyle direniyor!

Bunu da gördük.

Devamını Oku
04.09.2025
Anne Frank bana Gazze hakkında mektup yollamış…

Dün aldığım bu mektubu sizlerle paylaşmak istedim.

Devamını Oku
28.08.2025
Cerahatin içinde yüzüyoruz...

Haftada bir köşe yazısı kaleme alarak gündemi yakalamak için, şapkadan üç değil, beş tavşan çıkarmanız lazım!

Devamını Oku
21.08.2025
Diyanet İşleri Başkanı’na açık mektup

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş...

Devamını Oku
14.08.2025
Komisyon başladı: Ufukta neler olabilir?

Cumhuriyet Halk Partisi, tabanından ve partinin ileri gelenlerinden yapılan bütün uyarılara rağmen komisyona katıldı.

Devamını Oku
07.08.2025
CHP komisyona katılmamalıdır, tersine...

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MYK’sının bu ikazları dikkatle değerlendirmeye alacaklarına inanıyorum.

Devamını Oku
31.07.2025
Bir "Altan Bey" geçti bu topraklardan

Yıl 1955, genç gazeteci Altan Öymen ve iki polis Ankara kışının ortasında…

Devamını Oku
24.07.2025
15 Temmuz’dan terörsüz Türkiye’ye...

Gündem aşırı yoğun. Ekrem İmamoğlu’na açılan en akıl almaz davalardan biri dün karara bağlandı.

Devamını Oku
17.07.2025
Satranç oynarken şahınızı veremezsiniz!

Gündem belli: AKP’nin “muhalefetsiz demokrasi modeli” için yaptığı çalışmalar...

Devamını Oku
10.07.2025
Sivas'tan bugüne... Karanlıklar ve tehditler devam ederken

Dün, 2 Temmuz’du… 32 yıl önce yobazların 35 aydınımızı yakarak katletmesinin yıldönümü...

Devamını Oku
03.07.2025
‘Mutlak butlan’a karşı CHP kararlılığı!

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sayesinde CHP’nin birinci parti konumuna yükseldiğini gören AKP, ne yapıp edip bu iki lideri durdurmak için her şeyi yaptı ve yapmaya da devam ediyor.

Devamını Oku
26.06.2025
Cahil ve faşist liderlerin savaşı

Aslında bu köşe yazısını kaleme almanın hiçbir anlamının olmayacağı 36 saatlik süreç yaşıyoruz...

Devamını Oku
19.06.2025
Özgür Özel’in samimi gözyaşları

Her ölüm dayanılmaz bir acıdır. Şayet o ölüm, kalp krizi, trafik kazası, elektrik çarpması, cinayet veya intiharla gelmiş ise insan nefes alamaz hale gelir.

Devamını Oku
12.06.2025
Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir

Yaşam akıp giderken, siyasi olaylara karşı yorumlar -tahminlerim bazen çok emin görünseler de- altüst olabiliyor.

Devamını Oku
05.06.2025
Çağdaş Türkiye mutlulukları ve üzüntüleri

Hayat, iyi ve kötü olaylar arasında oluşan düğümler şeklinde akan öznel bir film gibi. Seviniyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz, âşık oluyoruz, şaşırıyoruz, kâh siyasetçilere kâh en yakınlarımıza kâh tuttuğumuz takıma kızıyoruz.

Devamını Oku
29.05.2025
Hayatınızda kaç tıkanıklık var?

Bazen içiniz tıkanır ya, nefes alamaz gibi olursunuz. Uyumak istersiniz ama uyuyamazsınız. İçiniz isyanlardadır, konuşacak kimseniz yoktur. Bütün bunları yaşarken bir de kapana kısılmış fare gibi trafikte kalmışsınızdır mesela!

Devamını Oku
22.05.2025
Yoksa bu bir savaş bildirisi mi?

Hayatı terör yüzünden kararmış aileler için acaba 12 Mayıs 2025 itibarıyla acılar son bulacak mı, yoksa bu tarih iç ve dış siyasetimizi daha da büyük kargaşaya taşıyacak kritik bir eşik mi olacak?

Devamını Oku
15.05.2025
Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!

Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!

Devamını Oku
08.05.2025
Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)

Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)

Devamını Oku
01.05.2025
Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!

Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!

Devamını Oku
24.04.2025
Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları

Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları

Devamını Oku
17.04.2025