Krizler ne zaman büyütülerek aşılır?

23 Haziran 2020 Salı

Yazımın asıl başlığı:

“ ‘Demokratik’ veya sadece seçim yapan ama temel hak ve özgürlüklere saygılı olmayan ‘Yarı Demokratik’ ülkelerde, siyasal partiler, ister iktidarda, isterse muhalefette olsunlar, siyasal krizleri ne zaman büyüterek aşabilirler?” idi.

***

AKP iktidarı son günlerde koronavirüs salgını da dahil, karşılaştığı hiçbir krizi, özellikle de kişisel ve siyasal krizleri çözmüyor veya çözemiyor ve isteyerek ya da istemeden sürekli olarak büyütüyor.

Son örnekler, karantina kararları, maske dağıtımı, COVID-19 bilgilerinin güvenilirliği, çardak ve şömine olayı ve bu olayla ilgili olarak gazetecilere ve politikacılara terör örgütü ve iktidarın itibarını sarsmak suçlaması, zaten aleniyet kazanmış bilgileri paylaşan gazetecilerin tutuklu yargılanmak üzere hapse atılması, HDP yürüyüşü, Baroların yürüyüşü gibi krizler.

***

Bir krizle karşı karşıya olan bir siyasal parti, ister iktidarda isterse muhalefette olsun, haklı görülüyorsa, o krizi büyüterek aşabilir:

Çünkü böylece, seçim sandığına yansıyacak olan seçmen davranışı, bu yolla kendi lehine artacaktır.

Bir siyasal parti, kamuoyu tarafından haksız görülüyorsa, krizlerin büyütülmesi onun aleyhine olur.

***

Peki, kamuoyu kimlerden oluşur; haklılık ve haksızlık kime ya da kimlere göre saptanır?

Yaşanan kriz, genel ve evrensel hukuk ve ahlak, tarih, toplumbilim, partinin genel ilkeleri, vaatleri, eylem ve söylemleri açısından değerlendirildiğinde bütün bunlarla uyumlu değilse, hiç kuşkunuz olmasın, herkes tarafından haksız görülür.

Bu durumda krizin büyütülmesi, o partinin, (iktidardaysa, iktidarın) aleyhine sonuç verir.

***

Parti yönetimi ya da lider, partili veya genel kamuoyunun nabzını elinde tutuyorsa, partisinin nasıl ve nerede, haklı mı, haksız mı görüldüğünü anlar.

Yok eğer, yönetim ya da lider, partisinin kamuoyundan da genel kamuoyundan da kopuksa, kimseyi dinlemez, kendi bildiğini okur ve yanılır.

***

Konuya AKP iktidarı açısından bakarsak, durum son derece net ve açıktır:

AKP, “mağduriyetini” yani “haklılığını” kullanarak, iktidara gelmiş, iktidara geldikten sonra da “Seçimi kazandık ama iktidar olamadık; askeri vesayet var, Jüristokrasi var, derin devlet var, hak ihlalleri ve milli irade üzerinde ipotek var” diyerek, “mağduriyet” yani “haklılık” üzerinden gücünü artırmış...

12 Eylül 2010 Referandumuyla, yargıyı denetime almış, 

Silivri davalarıyla, üniversiteleri, medyayı, orduyu sindirmiş, 15 Temmuz Darbe Kalkışmasıyla mağduriyet tezini güçlendirmiş...

En sonunda da 20 Temmuz darbesiyle ve 16 Nisan 2017 Referandumuyla, “mağdur” konumundan “mağdur eden” konumuna geçmiştir.

AKP, “mağdur” yani “haklı” olarak görülürken, krizlerin büyütülmesi işine yaramış, sürekli olarak iktidarını güçlendirmiştir.

Oysa şimdi “mağdur eden” konumuna geldiği için, herhangi bir krizin büyütülmesi, artık aleyhine sonuç vermekte ve gittikçe zayıflamaktadır.

Ama öyle anlaşılıyor ki, eski alışkanlıklar devam etmekte:

Durup kururken kriz çıkarılmakta...

Çıkan krizler derhal çözülebilecekken, büyütülmekte...

Bu durum sürekli olarak destek ve güç kaybına yol açmaktadır.

***

Ben bu iktidardan ve onun uygulamalarından hiç memnun değilim:

Dolayısıyla ona akıl vermek, yardım etmek gibi bir niyetim yok; zaten haddim de değil!

Ama yaptığı hatalar doğrudan bütün toplumu dolayısıyla herkesi zarara uğratıyor.

Hepimiz, amiyane (argo) tabirle “kriz manyağı olduk”:

Yeter artık; her gün yeni bir krizle uyanmaktan bıktık usandık!


Yazarın Son Yazıları