Güç zehirlenmesi...

08 Haziran 2020 Pazartesi

Şaşıp kalırsınız önceleri.

Nasıl oluyor da aklı başında olması gereken bu insanlar böyle akıldışı kararları veriyor?” dersiniz.

Ülkenin en birlik içinde olması gereken bir dönemde bu ayrımcılık, bu öfke, bu kin, bunca iftira, nasıl oluyor da bir siyaset yöntemi olabiliyor?

Birleştirici olması gereken Cumhurbaşkanı, nasıl oluyor da bir parti başkanı olmanın ayrımını yaşayabiliyor?

Bu soruların mantıklı bir yanıtını bulamazsınız, çünkü böyle bir yanıt yoktur.

Tersine, liderin çevresini kuşatmış Saray bendeleri, kimi zaman bile bile, kimi zaman körü körüne onun her söylediğini alkışlar, her yaptığına hayranlık gösterirler.

İşte, “Güç Zehirlenmesi” budur.

Güç, artık bu durumda beyni uyuşturan toksik bir etki yaparak sadece kendisi için çalışan bir odak olmuştur.

Ama bu olgu öyle birdenbire olmaz.

Güç zehirlenmesi” üç aşamada oluşur.

***

Birinci aşama: “Güç toplama” evresidir.

Bu aşamada, lider ve grubu çevrelerine “güven verici” söylemler, bu söylemleri destekleyen eylemler ile çevre beklentisine karşılık vermeye çalışırlar.

Önceki dönemde “unutulanlar”, “görmezden gelinenler”, “hakları verilmeyen ya da verilmediğine inananlar” bu aşamanın destekçileri olurlar. Buna eklenen “daha özgür olmayı uman” çevrelerin desteği, bu tabanın gücüne daha da haklılık kazandırır.

Bu aşama, AKP’nin kuruluşuna ve lider kadrosunun toplumun kent yaşamına susamış ama ulaşamamış kesimine dayanmasına denk gelir. Bu aşamada, sonradan “yetmez ama evetçiler” olarak bilinecek kesimi de verdikleri destekle bu kadronun özgüvenini artırmıştır.

İslamın iktidarı” söylemi de bu kesimleri haklılığına inandıran bir anahtar işlevi görmüştür.

Dünyada hüküm sürmüş diktatörler, otokratlar, oligarklar bu aşamada hep bu yolu izlemiştir.

Hitler, Alman toplumunu Versay Antlaşması’yla kandırılmış bir toplum olduğuna inandırmış, Yahudileri hedef göstermiştir.

Mussolini, İtalya’nın dünyada hakkı olandan yoksun bırakıldığını öne sürerek güç toplamıştır.

Franco, Salazar, Şili diktatörü Pinochet, Arjantin diktatörü Videla hep güç toplama aşamasında toplumsal beklentileri işleyerek çevrelerini etkilemiştir.

***

İkinci aşama: Bu güçle neler yapabilirim?

Bu aşama, “gücün artık toplandığı” aşamadır.

Şimdi bu güçle “nelerin yapılabileceği” test edilecektir.

Güç, sosyal psikolojinin çok iyi saptadığı gibi, “karşıt direnme noktaları” oluşturacaktır.

Bu aşamada, henüz varlığını koruyan muhalefet, özgürlükleri kısıtlanan aydın çevreler, basın yayın kuruluşları, örgütlü sendikalar, meslek kuruluşları artık nereye gittiği anlaşılan bu “GÜÇ Merkezi”nin karşısına çıkacak, karşıt güç olma çabalarına girişeceklerdir.

Bu aşama, tartışmaların sertleştiği, entrikalara başvurulduğu, GÜÇ kaynağının kuralların dışına çıkmaya başladığı, yasal sınırların zorlandığı, amaçların araçları serbest bıraktığı evredir.

Tam bu evrede, AKP ve lider kadroları FETÖ cemaati ile düşman kardeşler durumuna gelmiştir.

Çünkü, “güçlenme aşamasında” menzil kardeşleri olan AKP ve FETÖ cemaati, iş iktidarı paylaşmaya dönüşünce, düşman kardeşler olmuşlardır. Bu aşamayı biliyoruz.

GÜÇ, deneye deneye baskısını artırmakta, karşılaştığı direncin biçimine ve dozuna göre tutumunu ayarlamaktadır.

Türkiye’de bu aşama referanduma kadar sürmüş, referandumla Tek Adam sistemine dönüşen, parlamenter demokrasiyi ortadan kaldıran değişim yeni bir evreye geçmiştir.

***

Üçüncü Aşama: Güç zehirlenmesi.

Bu aşamada artık parti de geri plana atılmış, Tek Adam her kararın sahibi olma yetkisini kazanmıştır.

Artık kendisini denetleyecek hiçbir güç kalmamıştır.

Parlamento, görünüşte vardır ama iktidarı denetleme gücüne sahip değildir. Sadece eleştiren, isteklerini belirten, öneriler getiren bir organ olmakla yetinmektedir.

Parti içinde, Tek Adam’ı eleştiren kimse kalmamıştır.

Tek Adam, ancak ikna edilirse, gücünün kabul edilişine bağlı olarak önerilere kulak verirse bir şeyi dinleyen duruma gelmiştir.

O, artık her şeyi ama her şeyi yapabileceğine inanan bir “dokunmazlık zırhına bürünmüş” yüce kişidir.

Onu eleştirenler, kutsal varlığa karşı çıkmış duruma girerler.

Onun iktidarı” kutsallaşmıştır.

O da buna karşı çıkmamakta, kendisinin özel bir misyonla görevlendirildiğine inanmaktadır.

Bu durum, “Güç Zehirlenmesi”dir.

Bu zehirlenmenin tedavisi ise zehirlenen kişinin iktidardan uzaklaştırılarak “kendi insani sınırlarına” dönmesinin sağlanmasıdır.

Bu toksik etkiden kurtulma, hem kişinin şahsı için, hem de partisi için yararlı olur.

Ülkesine yapabileceği en büyük hizmet de budur...


Yazarın Son Yazıları

Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020