Erdal Sağlam

Dış kaynak girişi de faiz artışına bağlı

24 Eylül 2020 Perşembe

Bugün Merkez Bankası’nın alacağı faiz kararı sadece TL’nin değeri için değil, Türkiye’nin acil ihtiyacı olan dış kaynak temini açısından da hayati öneme sahip olacak. Buna rağmen piyasadaki genel beklenti, Merkez Bankası’nın politika faizinde artışa gitmeyeceği yönünde.

Faizin belirlendiği Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu’ndan çıkacak karar her zaman önemlidir ama artan kurlar nedeniyle, bugünkü toplantı daha da önem kazandı. Alınacak faiz kararının kısa ve orta dönemdeki piyasa hareketlerinde belirleyici olması bekleniyor.

Bu arada faiz toplantısı öncesi uluslararası banka ve kuruluşlardan gelen Türkiye’ye ilişkin raporlar ve bunlarda yer alan uyarılar da artmaya başladı. Son olarak yayımlanan Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) raporunda kısa vadede sıkıntıların büyüyeceği belirtilirken, faiz kararının bundan sonraki uluslararası portföy girişlerinde de belirleyici olacağı görüşü yer aldı. Şimdiye kadar Türkiye ekonomisine ilişkin genelde iyimser tahminleri paylaşan IIF’nin bile ortodoks para politikalarına dönüş tavsiyesi verdiği görülüyor.

Piyasa oyuncuları, siyasi otoritenin etkin olduğu, Merkez Bankası’nın yüzde 8.25 olan politika faizini artırması gerektiğini ama artıracağını tahmin etmediklerini belirtiyorlar. Buna karşılık politika faizini artırmasa da Merkez Bankası’nın en üst oran geç likidite penceresindeki yüzde 11.25’lik oranı yüzde 12-13’e çıkarabileceğini tahmin eden bankacılar bulunuyor.

Bu takdirde Merkez Bankası’nın ortalama fonlama faizini daha yukarı çekerek, piyasadaki sıkılaşmayı dolaylı yoldan gerçekleştirmesi mümkün olacağı için piyasada bir miktar iyi karşılanabilir. Ancak yerli ve yabancı yatırımcılar bu yöntemin faizde geçicilik algısı yaratacağını, bu nedenle orta vadede bile etkili olamayacağını belirtiyorlar.

Özetle; geç likidite penceresi faiz oranları artırılarak dolaylı yoldan sıkılaştırmaya gidilirse kurlardaki artış bir miktar frenlenebilir ama etkisi kısa sürecektir. Ancak politika faizinde yüksek oranlı artışlar yapıldığı takdirde kurlarda geriye dönüş ya da bu seviyede istikrar kazanması mümkün olabilir. İleriye dönük olarak da piyasaya “doğru yola girildiği” izlenimi verileceği için etkisinin daha uzun süreli olabileceği tahmin ediliyor. Yapılacak faiz artışının etkisini tahmin ederken önümüzdeki hafta açıklanacak enflasyon açıklamasının yapacağı etkiyi de hesaba katmak gerekecek.

Bugün herhangi bir şekilde faiz artırımına gidilmediği takdirde ise kurlardaki yükselişin devam edeceği tahmin ediliyor. Bu arada yaşanacak diğer ekonomik ve siyasi gelişmelerin yanı sıra, açıklanacak eylül ayı enflasyonunda artışın devam ettiği ortaya çıkarsa, kurlardaki artışın daha da hızlanması kaçınılmaz olacaktır.

IIF raporundaki uyarılar

Yılın son aylarında ithalat hızı yavaşlasa da Türkiye’nin cari işlemler açığının 2020 yılında çok büyüdüğü belirtilen raporda, yabancıların dış açığı finanse etmek konusunda isteksiz oldukları kaydedildi. Buna karşılık Türkiye’de yerleşiklerin döviz talebinin artmaya devam ettiği ve bunun TL’nin değer kaybına katkıda bulunduğu belirtilen raporda, Merkez Bankası’nın düşen rezervlerinin hareket kabiliyetini olumsuz etkilediğine dikkat çekildi.

Giderek artan cari açık ve yoğunlaşan değer kayıplarının Merkez Bankası’nın temmuzdan itibaren TL likiditesini sıkılaştırmasına neden olduğu belirtilen raporda, ortalama fonlama maliyetinin temmuzda 7.3 iken eylül ortasında 10.6’ya çıktığı hatırlatıldı. Raporda, “Reel faiz oranlarının anlamlı bir şekilde artırılarak daha güçlü bir sıkılaştırmaya gidilmesi, TL varlıklar için piyasa duyarlılığını ve risk iştahını artırmaya yardımcı olacaktır” denilerek, faiz oranlarında yüksek oranlı artış gerekliliğine değinildi. Bunun sadece yabancılar değil, yerli yatırımcılar için de geçerli olduğu belirtildi.

Türkiye’nin döviz rezervlerindeki büyük düşüşün, diğer büyük gelişmekte olan ülkelere kıyasla zaten yüksek olan dış kırılganlığını daha da kötüleştireceğine dikkat çekilirken, “Bununla birlikte, daha ortodoks bir politika oluşumuna geçiş, Türk varlıklarına yönelik devam eden riskten kaçınma hissini hızla bir getiri arayışına çevirebilir ve yabancı portföy girişini önemli ölçüde tetikleyebilir” denildi. Bunun ise 2021 yılına kadar, ekonomik toparlanmaya paralel olarak, dış borç çevirme oranlarının artmasına ve Türkiye’nin gelecek yıl bir miktar döviz rezervi biriktirmesine imkân sağlayabileceği belirtildi.

IIF’nin raporunda diğer uluslararası bankaların dikkat çektiği, kısa dönemli olası tıkanmalara dikkat çekiliyor ve bu sıkıntıların aşılması adına Merkez Bankası’nın faiz oranlarında yüksek oranlı artırıma gitmesi gerektiği belirtiliyor. Bugünkü toplantıda bu uyarılar dikkate alınmazsa, önümüzdeki birkaç ay içinde Merkez Bankası’nın, belki de olağanüstü toplanarak yüklü faiz artırımına gitmesi bence kaçınılmaz olacak.


Yazarın Son Yazıları