Erdal Sağlam

İç talep artışı cari açık ve kur baskısını hortlatıyor

14 Temmuz 2020 Salı

Dün açıklanan haziran ayı sanayi üretim rakamları, ekonomide kıpırdanmanın başladığını gösteriyor. Buna karşılık aynı aya ait ödemeler dengesi rakamları da cari açığın hızla artmaya devam ettiğine işaret ediyor.

Dün sanayi üretim verileri sonrasında çok sayıda Bakan açıklama yapıp, canlanmanın başladığını “V tipi” bir ekonomik canlanma yaşanacağı müjdesini verdiler: Aynı ayın cari açık rakamları konusunda ise hiçbir açıklama yapılmadı. Bu da gösteriyor ki ekonomin bir yanını düzeltirken diğer ayaklarını ciddi biçimde bozuyoruz ve uygulanan politikalar sürdürülebilir değil.

Her zaman olduğu gibi, üretim yapısındaki çarpıklık nedeniyle, ne zaman iç talebi artırarak büyümeye kalkışsak, cari açık alarm veriyor. Buna pandemi nedeniyle önemli döviz kaynağı turizm gelirlerindeki büyük erozyon eklendiğinde, tablodaki bozulma daha da ağırlaşıyor.

Hükümet 2018 sonlarından başlayarak, zorla da olsa faizleri düşürerek, bu yolla iç talebi artırma yolunu seçti. Bu zaten bir kırılganlık yaratmışken üzerine pandemi etkisi de binince, ekonomideki çarpıklıklar daha görünür olmaya başladı.

Pandemi etkisiyle duran ekonomiyi canlandırmak için büyük bir kredi seferberliği başlatılırken, kamu bankaları zararına kredi vermeye zorlandı. Hazirandan itibaren bunun sonuçları görülmeye, iç talepte ciddi bir canlanma yaşanmaya başlandı ama bunun uzun süre devam edemeyeceğini herkes biliyor.

Dün açıklanan sanayi üretim verileri, nisana göre mayısta sanayi üretiminin yüzde 17.4 arttığını ama arındırılmamış verilerle geçen yıla göre küçülmenin yüzde 30’u aştığını gösteriyor. Son 1 yıllık verilere bakıldığında ise sanayi üretimindeki gerileme mayıs sonunda yüzde 19.9 oldu. Bu verilere bakarak analiz yapan iktisatçılar haziran sonu itibarıyla büyüme oranlarında yüzde 10 civarında bir düşüş tahmin ediyorlar. Temmuzdan itibaren takip eden aylarda  canlanmanın büyüyerek devam edeceği tahmin ediliyor. Ancak bazı analistler son çeyrekte frene basılmak zorunda kalınacağını, özellikle kredilerde yılın son çeyreğini de kapsayacak canlanmanın ekonomik dengeleri zorlayacağını belirtiyorlar.

‘TL değerli’ denmeye başlandı

Ödemeler dengesi verilerine bakıldığında ise 2019 Mayıs ayında 1 milyar 71 milyon dolar fazla veren cari dengenin, bu yıl 3 milyar 764 milyon dolar açık verdiği görülüyor. 12 aylık cari açık rakamı ise 8.2 milyar doları aştı.

Bu açık rakamı, uygulanan iç talebi artırma politikası nedeniyle, iktisatçılar için sürpriz olmadı. Çünkü iç taleple büyümeye yüklendiğimiz her dönem, ithalatla birlikte cari açık da artmıştı. Hükümet binlerce ürünün ithalatına son dönemde ek gümrük vergileri koyarak bu artışı engellemeye çalışsa da bunun mümkün olamadığı, ancak çok küçük bir etki yaratabildiği açıkça görülüyor.

Her zamanki açık tablosunun bu kez ağırlığını artıran birkaç unsur daha var. Birincisi yıllık 30 milyar dolarlara varan yıllık turizm gelirlerinin bu yıl pandemi etkisiyle çok azalacak olması. Bu kanalla gelen döviz geliriyle bu yıl yarısına bile ulaşmak çok zor görünüyor. Bu da cari açık sorununun büyümesine neden oluyor.

Bunun dışında cari açığın finansmanındaki sıkıntı da giderek büyüyor. Türkiye’nin dışarıda güvenilir ülke algısını yok etmesi, sermaye hareketlerine koyduğu sınırlamalar ve “rasyonel bir ekonomik politika uygulanmadığı” görüşünün hâkim olması, yurtdışından kaynak akışını neredeyse durdurdu.

Merkez Bankası’nın ancak Katar’la swap anlaşması yapıp piyasaya güven verecek önemde anlaşmalar yapamaması da algının iyice bozulmasına neden oluyor. Bırakın doğrudan sermaye girişini, portföy yatırımlarında bile bu yıl adı geçen dönemde 2.5 milyar dolarlık net çıkış yaşandı. Son dönemde küresel likidite bolluğuyla gelişmekte olan ülkelere fon akışı başlarken Türkiye’nin yararlanamaması, bundan sonrasının da çok zor olacağının göstergesi.

Ödemeler dengesi rakamları hem kamunun, hem bankaların, hem de özel sektörün ilk 5 ayda dışarıya net ödeyici konumda olduğunu gösteriyor. Yani Türkiye, gerek özel sektörüyle gerek kamusuyla dışarıdan artık döviz kaynağı yaratamıyor. İçeride üretilen katma değeri dışarıya aktarmak zorunda kalıyor.

Bu nedenle cari açık ve kurlar üzerindeki baskının giderek arttığı gözleniyor. Yabancı bankaların raporlarında, böyle bir ortamda TL’nin değerli kaldığı söylenmeye başlandı. Hükümetin kamu bankaları kanalıyla uzun zamandır kurları neredeyse sabit rakamlarda tutması da kurlar üzerindeki kamu baskısını açıkça gösteriyor. Buna karşılık hükümetin bu baskıyı uzun süre sürdürebilecek döviz rezervlerine sahip olamaması, kurlar üzerindeki baskının giderek artmasına neden olabilir.

Görüldüğü gibi krediler kanalıyla iç talebi patlatan, bu yolla ekonomiyi canlandırmaya çalışan politika, uzun süre devam ettirilemez. Özellikle yılın son çeyreğinde frene basarak, bununla birlikte döviz kaynağı yaratacak yöntemler bulunabilmeli ki ekonomi devrilmeden götürülebilsin. Çünkü bu politikalar cari açığı, enflasyon baskısını ve kurlar üzerindeki stresi, giderek daha da büyütecek gözüküyor. Hükümetin fazla geç kalmadan ekonomide frene basması gerekiyor ama “bu yılın tümünde büyüdük” demek için, bu yola başvurmayı geciktirebilir. Bununla birlikte ekonomi yönetimi, ya dışarıda çok yüklü borçlanmalara giderek ya da bankalar kanalıyla yapılacak borçlanmaları kullanacak mekanizmaları yaratarak, acil dış kaynak temin etmek zorunda.

Bunlar eninde sonunda yapılmak zorunda; geç kalınır ya da hiç yapılmazsa, işte o zaman ülkenin gideceği nokta da şimdiden belli denilebilir.


Yazarın Son Yazıları