Gülengül Altınsay

Kızlar ne kadar özgürse

11 Haziran 2015 Perşembe

Hafızaları tazeleyelim… Fatih Terim apar topar Milli takımların başına getirilmiş ve kendisine büyük yetkiler verilmişti. Milli takımlarda kötü gidişe son versin isteniyordu. Tabi bu arada sistem de kendisini Milli takım üzerinden bir güzel aklayacaktı. Zaten Terim hemen beklentilere yanıt verebilmek için “futbolda devrim” yapmaktan bahsetti sık sık.
Peki ne oldu? Milli takımda beklenen devrim olmadı. Yine eski bildik oyunculardan, yine eski ilişkilerden, yine eski anlayışlardan vazgeçilemedi. Ne zaman ki alınan kötü sonuçlarla birlikte tepkiler arttı, Terim ta ilk başta yapması gerekeni iş işten geçerken uygulamaya koydu. Ve Milli takımı daha radikal kararlarla yeniden kurmak, yeni isimlere yer vermek zorunda kaldı.
Ama bu kadarcık değişikliğe devrim dersek devrim sözcüğüne ihanet olur.

Devrim kavramı yozlaştırıldı
Devrim risk ister, en başta da cesaret ister. Bu bir.
İkincisi; eğer biz futbolda devrim istiyorsak onun başlayacağı yer Milli takım değil. Milli takım ülke futbolunun sonucu, en tepe noktası çünkü.
Futbol tabanda ne kadar geniş ve sağlıklı oynanıyorsa, Kulüpler ne kadar başarılıysa, Milli takım da o kadar başarılı olur.
Bu bağlamda başarılı olmak için Milli takımın bir-iki lig takımına dayandırılması gerekir. 2002’de Milli takımın başarısının altında Galatasaray’ın o dönem Avrupa’da elde ettiği başarıların ve aynı takımda uzun süre birlikte oynamış oyuncularının etkisi yadsınamaz.
Örneğin bugün madem Milli takımı yenileme gereksinimi var o zaman şu anda alt yapıdan yetenekli oyuncular getiren ve bunu oyununa olumlu bir şekilde yansıtan Bursaspor’u temel almak gerek. Son Bulgaristan hazırlık maçında bunun belirtilerini de gördük nihayet. Ama biz yeşermekte olan çiçeği hemen koparmakta ustayız. Baksanıza Bursaspor’a; hocasından futbolcularına büyük takımların yağması altında.

Parlamento yenilenmişken
Devrim gibi büyük sözcükleri şimdilik rahat bırakalım. Her futbolsever gibi ben de futbolun, geniş anlamda da sporun iyileşmesini istiyorum. Hazır Parlamento yenilenmişken ve hazır kadın milletvekili sayısı 96’ya çıkmışken ben de isteklerimi sıralamak istiyorum: Futbolu ve sporu yönetenler, hep tepeden gelecek talimatlara göre hareket etti. Tepedekileri memnun etmeye, Milli takımın bir galibiyeti ve başarısıyla vatandaşın gözünü boyamaya çalıştı. Artık sporu, futbolu ve kulüpleri yönetenler tabanın, yani sporseverin, futbolseverin ve taraftarın taleplerine kulak vermeli, onları memnun etmeye çalışmalı.
Bunun için her şeyden önce futbolun sözde değil özde özerk olması ve siyasilerin güç alanı olmaktan çıkarılması gerek. Federasyonları ve kulüp yönetimlerini bir avuç yönlendirilmiş kişi değil, bütün taban seçmeli.
İkincisi kaynaklar tabana yayılmalı. Böylece çocuklar, gençler gönüllerince spor yapma imkânı bulur. Spor yapmak bir lütuf değil bir hak çünkü.

Ve kızlar…
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini kız çocuklarının ne kadar özgür olduğuyla, kendilerini ne kadar rahat hissettiğiyle ölçmüşümdür hep. İstedikleri sporu ne kadar özgürce yapabiliyorlar bu önemli. Biz ise imam nikâhını resmi nikah şartından kopartarak çocuk yaşta evliliklerin yolunu açıyor, kız çocuklarının önüne yeni bir engel daha çıkarıyoruz. Baba, ağabey, çevre baskısını aşarak spor yapabilen kızlarımız bir de “cinsel ayırımcılık” yüzünden erkeklere oranla çok daha fazla yük taşıyor. Bu yüzden bütün kızlarımızın spor yapmasını yüreklendirici önlemler istiyorum. Kız çocuklarının erkek çocuklarıyla eşit koşullarda yarışmasını istiyorum.
Aslında istediğim daha çok şey var ama şimdilik bu kadar…  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Haydi kalk ayağa 11 Haziran 2021
Sıfır noktası 5 Haziran 2021