‘Yorgundur’ Redifli Gazel

24 Ekim 2011 Pazartesi
\n

\n

Şimdi sözcükler yorgundur, eskisi bıkkınlığından, yenisi şaşkınlığından doğru yorgundur. Ben, sözcüklerin kimsenin eline geçmemek, dile düşmemek, yazıya girmemek için böyle kaçtıklarını ilk görüyorum. Görmemiştim, diyelim. Büyük Kaçgunda canını kurtarmak isteyen yoksullara benziyor şimdi sözcükler. Harfler kara, sözcükler karanlık, cümlelerse utancı giymiş gibi baştan sona, birinin onları hatırlamasını değil, unutmasını bekliyorlar. Fakat ne mümkün? Sessizlik bile, suskunluk bile şimdi harflerle, kelimelerle, cümlelerle ancak anlaşılacak gibi onların yardımını istiyor. Sessizliğin de bunca umarsız olduğunu ilk kez görüyorum. Öyleyse diyorum başlıktaki yorgundur redifi pek anlamsız, yanında duran gazel kelimesi ise hayli tuhaf kaçacaktır. Biliyorum, ama ben de onları değiştiremeyecek, yerlerine yeni şeyler koyup söyleyemeyecek kadar yorgunum. Yazı yorgundur, yazan da yorgundur.

\n

Şimdi gözler yorgundur, ağır gözler, hafif gözler, kimsesiz, bakışsız, boş, dün gülmüş bugün ağlamış gözler, kimsenin kurulamak için bir sözcük uzatmadığı gözler yorgunluk doludur. Gözyaşından değildir yorgunlukları, gördüklerindendir, göreceklerindendir. Göz, bazen akıl yerine geçer bazen yürek yerine. Akıl gibi çalışır, yürek gibi duyar. İnsan bir bahçeyse göz onun kapısıdır, bekçisidir, gözcüsüdür işte. Kiraz ağacını çıplak bırakan çocukları da bağışlamasını bilir, iç içe çocuklar hiç hiçe olmasınlar diye de onlara gözkulak, gözyürek, gözfikir olmasını bilir, olur... Olurdu. Şimdi bakmaya göz vardır da, baktığı yerde gördüklerinden çok korkuludur. Bazen koca bir şehir nasıl korkuyla tek yürek olursa, bazen koca bir ülke de gördüklerinden çok acıyan, baştan başa acıyan bir göz olur. Şimdi göz hepimizin yerine yorgundur.

\n

Şimdi yollar yorgundur. İnsanın gürültüsünü, sessizliğin ağırlığını önce yol duyar, yol çeker. Ayıran ve birleştiren ki yollardır, şimdi yollar yavaş yavaş kapanmanın, ıssız kalmanın yorgunluğundadır. Sanki gökkubbe aşağıya inmiş, yolların üstünü örtmüş gibidir. Yıldızlar hayal kırıklıkları gibi şurda burda ezilmiş, mevsimler, akşamlar, günler, o yansımaları nehirlere, duyguları şiirlere düşen zamanlar da şimdi erken yorgun olmuşlardır. Gökyüzünün yeryüzü olması, dağların yorgunluğundandır. Dağlar taşlar yorulmuştur, ağaçlar yorulmuştur, ağacın yaprağını taşıyamaması olur mu, ağaç yaprağını, dalı çiçeğini taşıyamayacak kadar yorgundur.

\n

Şimdi evler yorgundur, evlerde misafirden misafire açılan salonun duvarlarında, vitrinlerde, büfelerde duran fotoğraflar yorgundur, fotoğraflardaki uzak anılar, yakın sevinçler, çok yakın kederler evleri de yorar, evlerin de gecesi gündüzü yorulur, ev de sokağı yorar. Sokak acılardan, ağıtlardan yorgundur. Artık sokak diye geçilen bir yer olmamaktan yorgundur. Her ev birbirine benzemekten yorgundur usul usul, her ev aynı sözcüklerle akşamı etmekte, sabahı beklemekte, günü geçmektedir. Sokak, dilini unutmaktan yorulur. Hınzır, şakacı sokak dilinin yerini kan dilinin almasından yorgundur.

\n

Şimdi dallardaki meyveler, topraktaki bitkiler, bağlardaki üzümler, ağaçlardaki zeytinler, kutsal kitaplara girmiş ya da çocuk kitaplarından öğrenilmiş tüm dünya nimetlerinin renkleri solmuştur, içlerine acı dolmuştur, vurgun yemişler, kötü bir hasat olmuştur. Doğa yorgundur.

\n

Şimdi çocuklar yorgundur. Çocuklar yorgun olursa hiçbir şey diri olmaz. Her şey yorgun demektir bu. Her şey yorgundur. Ölü çocuklar yorgundur, ölü çocuklar iki kere yorgundur. İsterseniz genç deyin, ne olacak, gençlik çocukluğa dahildir, çocukluk çoğunluktadır. Suçsuzluk çoğunluktadır. Yoksulluk çoğunluktadır ve ölüm çoğunluktadır. Hiç durmadan, sayılara vurulan, sayılara vurulmayan, çocuklarını yitiren bir ülke yorgundur, sayılar hem sayılmaktan, hem sayılamamaktan yorgundur. Ölüm çünkü her şeyi yorar, yazıyı da yorar, şiiri de yorar, ömrü de yorar, gönülleri de yorar. Bu yazı da ondan yorgundur, ölümün artık çocuk yaşındaki gençlerle anılmasından çoook yorgundur.

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Üvey Sayfa 14 Ocak 2013
Cemali Mektup 7 Ocak 2013
ODTÜ ‘Üniversite’dir! 31 Aralık 2012