İlhan Selçuk

27 Mayıs...

27 Mayıs 1987 Çarşamba

PENCERE

27 Mayıs...

Bir emekçi dostumdan uzun bir mektup aldım; Cumhuriyet gazetesini okurken rastladığı kimi kavram, terim ve sözcükleri anlamadığından yakınıyor ve soruyor:

“Tümdengelim, tümevarım gibi sözcükler kullanıyorsun, ne demek bunlar?”

Günlük yaşamda çoğu kişi bilgiç geçinmekten kendini alamaz; bir şeyler bildiklerini sananlar, bilmeyenlere tepeden bakarlar. Oysa evrenin sonsuzluğu ve bilimin bugünkü boyutlarına oranla bir kişinin bilgisi o kadar sınırlıdır ki, kendini bilen insan alçak gönüllü olmak zorunluğunu duyumsar. Tümdengelim ya da tümevarım gibi kavramlar ilk bakışta “basit” okul bilgisi gibi görünürse de, yalnız okurumun değil, kimi zaman Türkiye’yi yönetenlerin de bu mantık mekanizmalarına yabancı oldukları görülüyor.

*

İnsanoğlu düşünürken bazı kurallara uyar. Sözgelimi “bütün memeliler doğurur -keçi memelidir- keçi doğurur” önermesi tümdengelimdir; yukarıdan aşağıya doğru bir mantığın mekanizması söz konusudur. Ne var ki, tümdengelimde ilk tümce gerçeği yansıtmıyorsa, sonuç yanlış çıkar.

Bir örnek:

“Bütün balıklar yumurtlar.

Balina bir balıktır.

Balina da yumurtlar.”

Oysa inceleme ve araştırma sonucunda balinanın memeli olduğu anlaşılmıştır. Eski çağlarda insanlık deneysel bilim alanından uzakta yaşar, biçimsel mantıkla yetinirdi. Kilise (ya da medrese) ne söylerse tartışmasız gerçek sayılırdı. Diyelim ki kutsal kitaba göre dünya evrenin merkeziydi ve bütün yıldızlar dünyanın çevresinde dönüyordu. Tümdengelim yöntemiyle düşünülünce: “Bütün yıldızlar dünyanın çevresinde döner -güneş de bir yıldızdır- güneş dünyanın çevresinde döner.”

Galile buna karşı çıktığı için kilisenin hışmına uğradı, engizisyon mahkemesinde yargılandı. İnsanoğlu inceleme, araştırma, deneylerle geliştirilen tümevarım yöntemini kilise ve medreseye karşı savunmuş, bu yüzden nice acı çekmiştir.

Peki, bu gelişmenin 27 Mayıs’la ne bağlantısı var?

*

27 Mayıs konusunda aklı başında görünen çoğu kişi bile medrese mantığını toplumda geçerli kılmaya çalışıyor: “Bütün askeri müdahaleler kötüdür -27 Mayıs bir askeri müdahaledir- 27 Mayıs kötüdür.” Tek bakışta doğru gibi görünen bu tepeden inme tümdengelimin birinci tümcesinin doğru olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü yaşamdaki bir “istisna” bile biçimsel mantığı ve saltçı düşünceyi yıkabilir.

Soru:

- Portekiz’de kırk yıllık Salazar faşizmini yıkan askeri müdahale kötü müdür? Abdülhamit istibdadına son veren Hareket Ordusu’nun eylemini nasıl değerlendireceğiz?

Tarihteki her olayı toplumbilimin yansız ve duygusuz terazisinde tartmak zorundayız. “İyi” ya da “kötü” gibi alacalı sözcükleri bir yana bırakarak “askeri” ya da “sivil” her olayın ne getirip ne götürdüğüne bakmak gerekiyor.

27 Mayıs’ın klasik ve sıradan bir askeri darbe olmadığı söylenebilir. Kurgusu aşağıdan yukarıya doğru düzenlenmiş, gençlik ve halk hareketleriyle bütünleşip kaynaşmış, ordu içinde devrimci-tutucu hesaplaşmasıyla yönünü saptamış, 1961 Anayasası’yla sosyal devlet kavramını toplum yaşamına geçirmiş, sendikal hakları anayasalaştırmış, yargıç bağımsızlığını sağlamış, sola örülen duvarları büyük ölçüde yıkmış olan 27 Mayıs’ın anlamı 12 Eylül’den sonra büsbütün ortaya çıkmıştır.

(27 Mayıs 1987 tarihli yazısı)



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Patrikhanenin Sicili... 11 Haziran 2012
Mumcu'nun Saptamaları... 7 Haziran 2012

Günün Köşe Yazıları