Olaylar Ve Görüşler

‘Adaletin olmadığı yer vatan değildir’...

14 Kasım 2018 Çarşamba

Yurdumuz savunmasını yaptığı için tutuklanan avukatların, hakkını aradığı için tutuklanan işçilerin, yönetime karşı olduğu için cezaevine konulan gazetecilerin ülkesi olamaz.

Yüzbaşı Albert Dreyfus 1894 yılında Fransa’da casusluk suçlaması ile yargılanır. Ceza alır. Ordudan atılır. Yargılama sırasında basın abartarak olayın üzerine gider. Dreyfus tam bir vatan haini gibi gösterilir. Ünlü yazar Emile Zola yargılamanın haksızlığını ortaya koyar. Bir yazısında “Adaletin olmadığı yer vatan değildir” der. Yargılama yenilenir. Haksızlık anlaşılır. Dreyfus’a rütbeleri geri verilir. 1800’lü yıllarda Fransa’da bir haksızlığın anlaşılması ve kararın düzeltilmesi, yanlışlığın onarılması Fransız adaleti açısından gurur vericidir.
1800’lü yıllarda Fransa’da yaşanmış bu olay güzel yurdumuzda 2000’li yılların başında yaşanan olayları nasıl anımsatıyor. Ne ki arada iki yüz yıl fark var. AKP nin destek verdiği bir cemaatin yargıç ve savcıları aracılığı ile vatanseverler, Cumhuriyetin kahraman subayları cezaevlerine atıldılar. Aileleri ile birlikte yıllarca acılar çektiler. Bir bölümü cezaevlerinde yaşamlarını yitirdiler. O günlerde birçok kişi “Bekleyelim yargı gereğini yapsın” dedi.

Yüksek yargı kurumları
Bazıları da hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” dedi. Hukuk ve adalet yok edildi. Öyle ki Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz, Tük hâkimlerine ise asla” biçiminde değiştirildi. AKP ile cemaat birbirine düşünce, bu kez bu kumpas davalarının haksızlığı anlaşıldı. Yargı, cemaatçi yargıç ve savcılardan temizlendi. Bu hukuksuzlukları, haksızlıkları yapanlardan bunların hesabı sorulmaya başlandı. Ne çare ki bu cemaatten kurtarılan yargı bu kez AKP nin eline verildi. Değiştirilen yasalarla yüksek yargı kurumlarının üyelerinin seçimleri, siyasal yönetimin eline kaldı. Siyasal yönetimin hukuk çıkışlı yandaşları, üyeleri yargıç ve savcı olarak atanıyorlar.

Tutuksuz yargılama
Yargıtay, Danıştay başkanlarının yakın geçmişte Bay Erdoğan ile çay toplamaya gittiklerini tüm Türkiye izledi. Danıştay Başkanı’nın yargıç olan kızının Elazığ’a atandığını ancak, orada bir gün bile görev yapmadan Ankara’ya alındığını ve hemen Erdoğan’ın sarayında Daire Başkanı olarak görevlendirildiğini hepimiz şaşırarak izledik. Yasalarımıza ve evrensel hukuk kurallarına göre tutuksuz yargılama asıl olduğu halde, siyasal yönetimin canını sıkan kişilerin hemen tutuklandıklarını, cumhurbaşkanına hakaret suçundan yüzlerce kişinin cezaevlerine atıldığını görüyor, izliyoruz. Görüşlerini açıkladıkları için, savunmasını yaparken yargıçla tartıştığı için tutuklanan avukatlar, hakkını aradığı için tutuklanan işçiler yargıya güveni yok ediyor. AKP’nin istemediği kararları veren yargıçların başka görevlere atandıklarına tanık oluyoruz. Yargıtay Başkanı bile yargıya güvenin yüzde 30’lara düştüğünü söylemektedir. Bir cemaatten kurtarılan yargı bu kez AKP’nin eline düşmüştür. Onlarca akademisyen işinden atılmıştır. Yüzün üzerinde gazeteci cezaevindedir. Ülkemizde seksenin üzerinde hukuk fakültesi var. Ancak, korkudan hiçbirisinin sesi çıkmıyor.

Yargıya tek adam egemen
Ülkemizde yaşanan bu hukuksuzlukları yabancı ülkeler de görüyorlar. Yargının siyasal iktidara bağlı olduğunu da görüyorlar. Bundan ötürü de başta ABD, Almanya olmak üzere Batı ülkeleri ülkemizdeki tutuklu vatandaşları için yargıdan karar beklemiyorlar. Doğrudan siyasal yönetime başvuruyorlar, baskı yapıyorlar. Çünkü görüyorlar ki ülkemizde yargı siyasal yönetime bağlıdır. Yargıya da tek adam egemendir.
Geçmişte Avrupa’da yaşanan bir öykü tam bir ders niteliğindedir. Prusya kralı Frederik, ormanda yemyeşil bir alanda bir saray yaptırmaya karar verir. Ancak, saray yaptırılmak istenilen yerde Sans Souci adlı bir köylünün değirmeni vardır. Köylü değirmenini bir türlü satmak istemez, önerilen büyük paraları reddeder. Kral değirmenciye “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye sorar. Köylü “Biliyorum siz kralsınız” der. Ama değirmenini yine de satmaz. Kral “O zaman ben de zorla alırım” diye köylüyü azarlar.

‘Ankara’da yargıçlar var’
Köylünün yanıtı ise hukuk tarihine geçecek niteliktedir. “Siz kral olabilirsiniz, ama Berlin de yargıçlar var.” Bu yanıt kralı sevindirir. Ülkesinin adaletine duyulan güven onu mutlandırmıştır. Saray yapılır, değirmen ise olduğu yerde kalır. Saraya ise köylünün adı verilir. Bu yaşanmış öykü adalete duyulan güveni ve yöneticilerin yargıya duydukları saygıyı göstermektedir.
Biz de “Ankara’da yargıçlar var “ diyebilmeliyiz. Güzel yurdumuz savunmasını yaptığı için tutuklanan avukatların, hakkını aradığı için tutuklanan işçilerin, yönetime karşı olduğu için cezaevine konulan gazetecilerin ülkesi olamaz.  

Erol Ertuğrul


Yazarın Son Yazıları