Olaylar Ve Görüşler

Çürümüş bir şeyler var şu Danimarka Krallığı’nda...’ (*)

29 Eylül 2018 Cumartesi

Demokrasinin olmazsa olmaz kurallarından biri, toplanan gelirlerin harcanmasında halkın (seçmenlerin) hesap sorması, yönetenlerin de (seçilenlerin) hesap vermesidir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmemizden önce; TBMM, Türk milleti adına, hükümetin hazırladığı Bütçe Kanunu Tasarısı’nı, önce Komisyonda, bilahare genel kurulda görüşerek, kamu gelirlerinin toplanması ve harcamaların yapılması konusunda yetki veriyor, daha sonra da uygulama ve sonuçlarını denetliyordu. Buna kısaca, ‘Bütçe Hakkı’ demekteyiz.
Aslına bakarsınız, dünyanın ilk anayasası sayılan ‘Magna Carta’nın (Büyük Sözleşme - Büyük Ferman) doğmasının nedeni de kralın istediği gibi vergi koymasının ve keyfi harcamalarının önünü kesmektir. 13. yüzyıla kadar İngiltere’de kral, bu konularda tek yetkiliydi. 1215 yılında Bouvines Savaşı’nı kaybederek İngiltere’ye dönen Kral Yurtsuz John’a, getirilen vergiler ve yükümlülüklerden bıkan soylular, baş kaldırarak ‘Magna Carta’ diye anılan belgeyi imzalattılar. Bununla kralın yetkileri sınırlandırılarak parlamentoya verildi.
Her ne kadar kağıt üzerinde kalsa ve 1878’de kaldırılsa da, bizde bunun ilk uygulaması, Osmanlı İmparatorluğunda 1876’da kabul edilen Kanuni Esasi’dir.

Darbe dönemleri dışında
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra, darbe dönemleri dışında bu hak TBMM tarafından kullanılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, 16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edilmesi ve 24 Haziran 2018’de yapılan seçimlerle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle Ülkemizde yeni bir dönem başlamıştır. Bunun ilk uygulaması Anayasamızın 161 ve ilgili diğer maddeleri uyarınca bu yıl yapılacaktır. Cumhurbaşkanının hazırlayacağı ve TBMM’ye sunacağı Bütçe Teklifi, önce Bütçe Komisyonunda, daha sonra Genel Kurulda görüşülerek karara bağlanacaktır.
Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının gelir ve giderleri ile mallarını denetlemekle görevli Sayıştay’ın gereğince çalıştırılmadığı; savurganlığın önüne geçilemediği, aksine ‘itibarda tasarruf olmaz’ denilerek teşvik edildiği; bağımsız olması gereken kurumların bağımsızlıklarının kalmadığı; kamuoyunun, basının ve STK’lerin susturulduğu; denetim dışı olan örtülü ödeneğin çok büyük rakamlara ulaştığı ve ülkemizin en büyük kurum ve kuruluşlarının Varlık Fonu’na bağlandığı günümüzde, halk adına bu denetim nasıl yapılacaktır?
“Bunu devlet yapacak” derseniz, “Daha çok beklersiniz!” derim. Belleğimizi biraz yoklayalım. 2010 yılında temelde HSYK’nin yapısının değiştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen anayasa değişikliği sırasında, hükümetin bir sloganı vardı. “Hesap veren bir HSYK ve yargı istiyoruz, her kurum hesap verecek” diyorlardı. Sonuçta ne oldu? HSYK ve yargı kontrol altına alındı. Bakanlık ve genel müdürlüklere bağlı teftiş kurulları aracılığıyla, denetim mekanizmaları yönlendirildi; istenenlerden hesap sorulur, istenmeyenlerden sorulmaz oldu!

Halkın hesap sorması
HSYK üyesi olarak görev yaparken, heyet olarak gittiğimiz Avusturya’da, “Adalet Bakanlığının, icra dairelerinde çalışan memur giderlerinin azaltılması için çalışma yaptığını öğrendiğimizi” dönemin Adalet Bakanına söylediğimde, “Adalette tasarruf olmaz” cevabını alınca, “Sayın Bakanım, bizim kişi başına milli gelirimiz yıllık 10.000 dolar, Avusturya’nın 40.000 Dolar; onlar adalet istemiyorlar da tasarrufa mı gidiyorlar!” demekten kendimi alamamıştım.
İşte burada halkın hesap sorması gerekmektedir. Bu husus Anayasa, milletlerarası anlaşmalar ve hukuktan doğan, vazgeçilemeyecek temel bir haktır.
Ekonomik bunalım içinde bulunduğumuz şu günlerde bu hakkımızı kullanmak görevimizdir.
Çürümenin önüne geçmek istiyorsak; daha kötüye gitmememiz için çocuklarımızın geleceğini düşünerek bu savurganlığa dur dememiz gerekmektedir. Harcanan ve savrulan bizim paramız ve geleceğimizdir.

A. Suat ERTOSUN
Emekli Yargıtay Üyesi


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları