Olaylar Ve Görüşler

Gericilikle hesaplaşmak - Kaan EROĞUZ

12 Ocak 2023 Perşembe

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizde başlayan karşıdevrim süreci aynı zamanda tarikat-mafya-ticaret düzeninin Türkiye’de kurumsallaşmaya başladığı süreci de nitelemektedir. Türkiye’nin emperyalist-kapitalist sisteme bağımlı hale getirilmesi, kapitalist sömürü ilişkilerinin Cumhuriyet karşıtı gerici öbeklerle kurduğu sınıfsal ittifakla gelişme imkânı bulmuştur. Son 20 yıllık AKP iktidarı, bu sürecin doruk noktasına ulaştığı ve Cumhuriyet kazanımlarının büyük ölçüde tahrip edildiği gelişmelerin yaşanmasına tanıklık etmiştir.

TARİKAT-MAFYA-TİCARET

CHP’nin 1947 yılındaki yedinci kongresinde, laiklik ilkesi tartışmaya açılarak, imam hatiplerin tekrar açılması gündeme getirilerek ve tekke ve zaviyelerin açılmasının önündeki engeller kaldırılarak “tarikat düzeninin” oluşmasında ilk tavizler verilmiştir. Sonrasında Türkiye’de iktidara sahip olan karşıdevrimci sağ iktidarlar, bu tavizi daha da derinleştirmiş ve Türkiye’de siyasal ve toplumsal yaşamın adım adım dincileştirilmesine katkı sunmuşlardır. Ülkemizin son 20 yılında iktidara sahip olan AKP, siyasal İslamcı programıyla gerici politikalarını topluma dayatmış, tarikat ve cemaatlerin Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar devlet yönetiminde etkin olmalarını sağlamıştır. Gelinen noktada, yargı ve kolluk kuvvetlerinin içerisi çeşitli cemaatlerin güç mücadelesi alanlarına dönüşmüştür. 6 yaşında kız çocuğuna imam nikâhı kıyıldığı, tarikat yurtlarında ülke gençlerinin taciz, tecavüz ve ölüme sürüklendiği, buna karşılık tarikat ve cemaatlerin korunup kollandığı bir kokuşmuş düzen inşa edilmiştir.

Ülkemiz, ikinci Susurluk vakası olarak anılması gereken bir süreç yaşamaktadır. Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesi ve ardından başlayan soruşturmada ortaya çıkan detaylar devlet-mafya ilişkisinin ve Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olan AKP ve MHP kurmaylarıyla bu yapı arasındaki yakınlığın izlerini taşımaktadır. Daha öncesinde mafya lideri Sedat Peker’in yayımladığı videolarda ortaya atılan iddiaların yalanlanmamış olması ve iddialarla ilgili herhangi bir hukuki sürecin aradan geçen zamana karşın başlatılmaması, Türkiye’de kurumsallaşan mafya düzeninin tehlikeli boyutlara ulaştığını gözler önüne sermektedir. Bu düzende toplumun yaşam hakkı dahi tehlike altındadır.

Türkiye’nin yabancı ve ulusal sermayenin çıkarları ekseninde dizayn edilmesi, kamu kaynaklarının halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade sermaye çevrelerinin zenginliğine zenginlik katmak amacıyla kullanılmasını sağlamıştır. Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birinin yaşandığı günümüzde, sermayedarların zenginliklerini katlarken Eskişehir’de altı yaşındaki çocuğun yetersiz beslenmeden dolayı ölmesi kapitalist sömürü ilişkilerinin toplumda yarattığı eşitsizliği gözler önüne sermektedir. Dışa bağımlı, tüketim üzerine kurulu “balon büyüme” politikaları halkın geniş kesimlerinin sefaletine ve ölümüne yol açmaktadır.

NEREYE KADAR?

Günümüzde “tarikat-mafya-ticaret düzeni” birbirlerinden bağımsız değil, aksine birbirlerinden beslenerek büyümekte ve güçlenmektedir. Bu düzen, başından itibaren bozuk, kokuşmuş ve Cumhuriyetin aydınlığını boğmaya yönelik karanlık bir düzendir. Bu düzenin değişmesi, basit bir sandık değişiminin ötesinde radikal ve devrimci bir seçeneği vaat etmeyi gerektirir. Bu, demokrasinin ilgasını değil, aksine toplumsal muhalefetin öne çıktığı “gerçek demokrasinin” gelişmesini öngörür.

100. yılında Cumhuriyetin yaşaması, tarikat-mafya-ticaret düzeniyle “helalleşmeye” değil, hesaplaşmaya bağlıdır.

KAAN EROĞUZ

ARAŞTIRMACI



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları